Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Bolu Belediyesi “Rüşvet ve İrtikap” Davasında İfşalar: Gizemli Toplantı ve “Zoraki” Reklam İddiaları

Bolu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Tanju Özcan’ın merkezinde yer aldığı ve uzun süredir kamuoyunu meşgul eden “rüşvet ve irtikap” davası, Türkiye’nin gündemine oturan yeni ve çarpıcı detaylarla devam ediyor. Toplamda 19 sanığın yargılandığı ve Özcan için 263 yıla kadar hapis cezasının talep edildiği bu büyük davanın üçüncü gününde, mahkeme salonunda tansiyon oldukça yüksekti. Özellikle BİM A.Ş. Mağaza Geliştirme Müdürü Saffet Karadağ’ın, bir “kapalı kapılar ardında” gerçekleşen toplantıya dair anlattıkları, olayın sadece hukuki değil, aynı zamanda idari baskı boyutunu da gözler önüne serdi.

Bolu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Tanju Özcan’ın merkezinde yer aldığı

“Telefonlarınızı Bırakın” Diyerek Başlayan Toplantı

Davanın en dikkat çekici anı, BİM temsilcisi Saffet Karadağ’ın, belediye binasında gerçekleşen ve “telefonların alınmadığı” o meşhur toplantıyı anlatmasıyla yaşandı. Karadağ’ın beyanlarına göre, belediye yetkilileri tarafından davet edildiği bu toplantıda, içeride nelerin konuşulacağının ne kadar kritik olduğunu gösteren bir “güvenlik” önlemi alınmıştı. Toplantı salonuna girmeden önce tüm katılımcılardan cep telefonlarını bırakmaları istendi. Bu durum, içeride kurulan baskının sadece sözlü değil, aynı zamanda fiziksel bir izolasyonla desteklendiğini gösteriyor. Karadağ, Tanju Özcan’ın market temsilcilerine hitaben kullandığı, “Ya seve seve vereceksiniz ya da seve seve” ifadesinin, toplantıya katılan herkes üzerinde bir şok etkisi yarattığını belirtti. Bu ifade, davanın iddianamesinde yer alan “icbar” (zorlama) suretiyle irtikap suçlamasının en somut göstergesi olarak mahkeme kayıtlarına geçti.

İnşaat Sektöründe “Engelleme” İddiaları

Duruşmada sadece market zincirleri değil, inşaat sektöründen iş insanları da yaşadıkları mağduriyetleri dile getirdi. Devlet hastanesi inşaatını üstlenen Cenk Erşebetçi, belediyenin kendi projeleriyle olan rekabetini bir “engelleme” mekanizmasına dönüştürdüğünü savundu. Erşebetçi, “Size beton santrali kurdurtmam” diyen Tanju Özcan’ın, ardından belediye zabıtalarını devreye sokarak şantiyelerini mühürlettiğini ve işleyişi durdurduğunu iddia etti. Bu durum, sadece bir ticari rekabet değil, kamu hizmetine (hastane inşaatı) dahi müdahale eden bir yetki kullanımı olarak kayıtlara geçti. Erşebetçi şikayetçi olmasa da, anlattıkları belediye içindeki “sistematik baskı” iddialarını güçlendirir nitelikteydi.

“Reklam mı, Rüşvet mi?” Sorusuna Cevaplar

Halis Volkan Akıncı gibi diğer müteşebbislerin ifadeleri ise davanın “bağış” ve “reklam” bacağında farklı bir bakış açısı sundu. Akıncı, kendisinden istenen 10 milyon liralık tutarın zorla alınmadığını, bunu ticari bir reklam Lawrence çalışması olarak gördüğünü ifade ederek, suçlamaların bir kısmını hafifletmeye çalıştı. Ancak bu durum, mahkeme heyetinin, “reklam anlaşması yapmayanlerin işlerinin neden yavaşlatıldığı” sorusunu cevapsız bırakmadı. Zabıta denetimlerinin sıklığının reklam sözleşmesiyle doğru orantılı olarak artıp azaldığına dair iddialar, davanın ilerleyen aşamalarında en çok tartışılacak konu olacak gibi görünüyor.

Mahkeme Heyeti ve Beklentiler

Bolu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın üçüncü gün oturumu, mağdur ve müştekilerin ifadelerinin ardından tamamlandı. 19 sanığın savunmalarının ardından mahkeme heyeti, tarafların beyanlarını toplamaya devam ediyor. 263 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Tanju Özcan’ın ilerleyen günlerde yapacağı savunma, davanın seyrini tamamen değiştirebilir. Bolu halkı ve kamuoyu, bu “rüşvet ve irtikap” davasının sadece bir kişiyle mi sınırlı kalacağını, yoksa belediye içerisindeki daha geniş bir mekanizmayı mı ortaya çıkaracağını merakla bekliyor.