1. “NATO Bir Emir Komuta Merkezi Değildir”
Devlet Bahçeli, Türkiye’nin NATO ortaklığına bakış açısını ve ittifakın Ankara için ne anlam ifade ettiğini şu sözlerle ilan etti:
“Sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır: NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir. NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır.”
Bahçeli, ittifakın varlık sebebinin ancak karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlük prensipleriyle ayakta kalabileceğini vurguladı.
2. Türkiye: İttifakın Jeopolitik Omurgası ve Şeref Sicili
Türkiye’nin 1952 yılından beri ittifaka sadece coğrafi avantajlar sağlamadığını, 3 bin yıllık köklü askeri geleneğini de kazandırdığını belirten MHP Lideri; Kore’den Afganistan’a, Kosova’dan Libya ve Irak’a kadar Türk askerinin müttefiklik hukukunu kanıyla ve canıyla sahada ispatladığını hatırlattı:
“Türkiye, NATO masasına otururken arkasında içi boş dosyalarla yahut her sözüne ve adımına icazet arayan bir mahcubiyet ve acizlikle değil; her satırı şehadetle ve gazilikle örülmüş muazzam bir şeref siciliyle oturmaktadır.”
Küresel Satrançta Ankara’nın Stratejik Merkezleri
Bahçeli, “NATO 3.0” olarak adlandırılan ve ittifakın yeniden sert güce yöneldiği bu yeni dönemde, Ankara hesaba katılmadan atılacak her adımın başarısız olacağını belirtti ve kritik bölgeleri sıraladı:
-
Karadeniz ve Boğazlar: Karadeniz’de bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tahkim edilen mutlak egemenliğimiz o masanın temelidir.
-
Doğu Avrupa: Doğu Avrupa hattında örülecek caydırıcılık kalkanının kalbinde, Türk ordusunun harekat tecrübesi ve savunma sanayisindeki şahlanışı yer almaktadır.
-
Orta Doğu: Bölgede yeni bir düzen aranıyorsa, terör odaklarının temizlendiği coğrafya ancak Ankara’nın iradesiyle hayat bulacaktır.
3. Savunma Sanayisinde Yerli ve Milli Çelik Kalkan
MHP Lideri, Türkiye’nin maruz kaldığı haksızlıkları ve hava savunma taleplerinin oyalanmasını geride bıraktığını; artık kendi göbeğini kendi kesen, “Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın” baş mimarı olan bir Türkiye’nin var olduğunu söyledi.
Türkiye’nin teknolojik zırhını oluşturan yerli projeler şu şekilde sergilendi:
| Hava Gücü | Deniz Gücü | Kara ve Hava Savunma Gücü |
|
KAAN (Milli Muharip Uçak) HÜRJET KIZILELMA AKINCI / AKSUNGUR GÖKBEY |
MİLGEM Projeleri Fırkateynler TCG Anadolu (Milli Gurur) Denizaltılar İnsansız Deniz Araçları |
ALTAY Tankı Çok Namlulu Roket Sistemleri Güdümlü Akıllı Mühimmatlar GÖKBÖRÜ, HİSAR, SİPER, KORKUT ve SUNGUR |
“Gerçek Kudret Sadece Silahla Ölçülemez”
“Etkin, etkili ve sarsılmaz bir caydırıcılık araçlarıyla donatılmış Türk ordumuzun gerçek kudreti; yalnız silahlarımızın menziliyle, füzelerimizin hızıyla, tanklarımızın zırhıyla yahut gemilerimizin tonajıyla ölçülemez. Gerçek kudretimiz; harp meydanında, hudut boylarında vatan müdafaası yaparken yaralanan Mehmetçiğimize ne kadar hızlı ve disiplinle çelikleşmiş bir sağlık ordusuyla müdahale edebildiğimizle de doğru orantılıdır.”
