
Yıllardır bu yolu kullanmıyordu. Şehirden kaçalı o kadar çok zaman geçmişti ki, yolun kendisi bile onu unutmuş gibiydi. Sis, her şeyi yutmuştu; tabelalar, ağaçlar, anılar.
Arabayı durdurdu. Motoru susturdu. Farları açık bıraktı, çünkü karanlıkta tek güvendiği şey onlardı.
Ay, bulutların arasından süzülerek baktı ona. “Nereye gidiyorsun?” der gibi.
Adam cevap vermedi. Sadece direksiyona yaslandı ve bekledi. Çünkü biliyordu: Bu yol, gidenleri geri getirmezdi; ama dönenleri asla affetmezdi.
Farların ışığı sisin içinde eridiğinde, adam gaz verdi. Yol, onu yine yuttu.
2. Randevu
Her gece aynı saatte gelirdi o farlar. Köyün yaşlıları “Hayır, araba değil,” derdi. “O, bekleyen biri.”
Yıllar önce bir kadın, bu yolda sevgilisini beklemişti. Sis çökmüş, saatler geçmiş, farlar görünür gibi olmuş ama hiç yaklaşmamıştı. Kadın donarak ölmüştü.
O günden beri sis, her kış aynı oyunu oynardı. Uzakta iki ışık belirir, yavaş yavaş büyür, sonra kaybolurdu.
Kimse durmazdı artık o yolda. Ama bir gece, genç bir adam durdu. Farları kapattı, kendi farlarını yaktı ve bekledi.
Sis, iki çift gözle doldu.
Sabaha kadar kimse geçmedi o yoldan. Sabah sis kalktığında, yolda sadece tek bir araba vardı. İçinde kimse yoktu.
