
Su çekilmiş, kum ıslak ve soğuk.
Ortada yalnızca bir yansıma: baş aşağı duran bir adam. Gerçek bedeni çoktan gitmiş; belki intihar etmiş, belki kaçmış, belki hiç var olmamış. Geriye yalnızca suyun hafızasında asılı kalmış bir gölge.
Yansıma o kadar keskin ki, sanki gerçek olan o. Kumdaki ayak izleri silinmiş ama su hâlâ hatırlıyor: Burada bir adam durmuş, denize bakmış, sonra kendi yüzüne bakmış ve dayanamamış.
Dalga geliyor, yansımayı okşuyor. Bir dalga daha geliyor, yansımayı biraz daha inceltiyor. Sonunda su tamamen çekiliyor, kum kuruyor ve gölge yok oluyor. Geriye ne bir iz ne bir isim kalıyor.
İnsan dediğin, bir anlık ışık ve suyun oyunu. Varlığı bile bir yanılsama. Toplum onu sildiğinde doğa da siler. Ne mezar taşı ne ağıt; yalnızca kumun üstünde kısa bir ıslaklık, sonra o da buhar olur gider.
