Başkalarının kutsalına dokunurken gösterdiğimiz hassasiyeti, Türklerin kutsalına neden göstermiyoruz?
Bir toplumun kutsal kabul ettiği nesnenin aşağılanması için ona açıkça hakaret edilmesi mi gerekir? Bazen o nesnenin neyi temsil ettiğinin görmezden gelinmesi de aynı derecede düşündürücü olabilir. Bir caminin mihrabı, kilisenin sunağı veya başka bir dinin kutsal sembolleri söz konusu olduğunda gösterdiğimiz hassasiyetin, Türklerin kadim inanç dünyasına ait nesneler için de geçerli olması beklenmez mi? Burada söz konusu olan bir inancı benimsemek değil o inancın tarihsel mirasına saygı göstermektir.
Yılmaz Erdoğan imzalı Organize İşler: Karun Hazinesi dizisinde kam davulunun kullanılması, son günlerde yoğun tartışmalara yol açtı. Suç ilişkileriyle örülü bir mahallenin şenlikli görüntüleri arasında yer alan davul, birçok izleyici tarafından Geleneksel Türk İnanışları’na yönelik saygısızlık olarak değerlendirildi. Sosyal medyada büyüyen tepkiler zaman zaman hakaretlere dönüştü. Ancak tartışmaların gürültüsü içerisinde asıl mesele geri planda kaldı. Bir inancın kutsal kabul ettiği nesnenin biçimini koruyup anlamını göz ardı etmek, kültürel mirası nasıl etkiler?
Geleneksel Türk İnanışları’nda kam, görünen dünya ile ruhlar âlemi arasında iletişim kurabildiğine inanılan dinî bir şahsiyettir. Hastalıkların tedavisi, kehanet, ruhlarla iletişim ve çeşitli dinî törenlerin gerçekleştirilmesi gibi görevler üstlenir. Kamın kullandığı davul ise bu uygulamaların en önemli ritüel araçlarından biridir. Dışarıdan bakıldığında ahşap bir kasnak ve üzerine gerilmiş deriden oluşan bu nesne, ait olduğu inanç sistemi içerisinde gündelik bir çalgıdan oldukça farklı anlamlar taşır.
Kam davulu, Altay, Tuva, Saha/Yakut, Soyot ve başka Sibirya Türk topluluklarının inanışlarında çeşitli isimlerle karşımıza çıkmaktadır. Saha/Yakut Türklerinde dünür veya dungurolarak adlandırılan davulun biçimi, yapımında kullanılan malzemeler ve üzerindeki semboller bölgelere göre farklılık gösterebilir. Ancak ruhlarla iletişim, kutsal yolculuk ve kamın dinî görevleriyle ilişkilendirilmesi bakımından önemli ortaklıklar bulunmaktadır. Bu nedenle kam davulunu tek bir topluluğun kendine özgü çalgısı olarak değerlendirmek, onun Türk halklarının inanç tarihindeki yerini anlamak bakımından yetersiz kalır.
Bazı Sibirya topluluklarında kam davulunun canlı bir varlık olduğuna inanılması, bu nesnenin dinî mahiyetini anlamamız açısından dikkat çekicidir. Davulun gövdesi için kullanılacak ağacın seçimi dahi belirli ritüellere bağlıdır. Geleneksel anlatılarda ağacın ruhlar tarafından belirlendiği, yanında kurban sunulduğu ve gövdesinden alınacak parçaların dualar eşliğinde hazırlandığı aktarılmaktadır. Davul, daha yapım aşamasında kutsalla ilişkilendirilen bir nesneye dönüşmektedir.
Dahası, kam davulu bazı geleneklerde ruhsal yolculuğun vasıtası olarak görülmüştür. Saha/Yakut ve Buryattopluluklarında at derisinden yapılan davulun şamanın atıolarak adlandırılması, bu anlayışın dikkat çekici örneklerindendir. Soyot Türklerinde kullanılan khamu-at, yani kamın atı ifadesi de aynı düşüncenin izlerini taşımaktadır. Kamın göksel yahut yer altına yönelik olduğuna inanılan yolculuğu, davul aracılığıyla sembolik bir anlatıma kavuşmuştur. Bazı topluluklarda davulun geyik veya karacayla ilişkilendirilmesi de bu kozmolojik tasavvurun farklı yansımalarıdır.
Bir zamanlar canlı olduğuna inanılan, yapılacağı ağaç ritüellerle belirlenen ve kamın ruhsal yolculuğuna eşlik eden bu davulun, günümüzde sıradan bir eğlence nesnesi gibi sunulması tam da bu nedenle tartışmaya açıktır.
Bu tartışmayı anlamlandırabilmek için dinler tarihinin temel kavramlarından biri olan kutsal ve profan ayrımına başvurmak gerekir.
Mircea Eliade’nin dinler tarihi çalışmalarında önemli bir yere sahip olan profan kavramı, kutsallık atfedilmemiş gündelik hayat alanını ifade eder. Profan, doğrudan kötülük veya ahlaksızlık anlamına gelmez. Kutsal ise inanan insanın gündelik tecrübeden farklı bir gerçeklikle ilişkilendirdiği, özel bir anlam yüklediği varoluş alanıdır. Bir ağaç, dışarıdan bakan kişi için sıradan bir bitkiyken başka bir topluluğun inanç dünyasında kutsalın tezahürü olarak kabul edilebilir. Ağacın maddi yapısı değişmemiştir. Değişen, onunla kurulan ilişkinin anlamıdır.
Kam davulu da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Ahşap ve deri, herhangi bir çalgının yapımında kullanılabilecek malzemelerdir. Ancak ritüel içerisinde kazandıkları anlam, bu malzemelerden meydana gelen nesneyi sıradan kullanım araçlarından ayırmaktadır.
Eliade’nin kutsal ve profan ayrımından hareketle düşünüldüğünde, kutsal bir nesnenin gündelik eğlencenin sıradan bir unsuruna indirgenmesi, onun dinî anlamının geri plana itilmesi bakımından bir profanlaştırma sorunudoğurabilir. Bununla birlikte kutsal bir nesnenin kendi ritüel bağlamından çıkarılması, her durumda kutsallığının aşağılandığı anlamına gelmez. Bir kam davulu müzede sergilenebilir, bilimsel bir araştırmada incelenebilir veya sanat eserinde temsil edilebilir. Burada belirleyici olan bağlam değişikliğinin kendisinden ziyade yeni bağlamın nesnenin taşıdığı anlamı nasıl dönüştürdüğüdür.
İşte Organize İşler dizisindeki görüntüler bu bakımdan dikkat çekicidir.
Sahnede oval biçimli, üzerinde çeşitli motifler ve figürler bulunan bir kam davulu görülmektedir. Davulun yüzeyindeki işaretler, geleneksel kam davullarının sembolik bezemelerini hatırlatmaktadır. Görüntünün öncesinde karakterlerin uyuşturucu satışı ve kaçak define işleriyle ilişkilendirildiği bir anlatım bulunurken devamında davul, şarkılı bir eğlence ortamının parçası olarak gösterilmektedir.
Burada dikkat çekici olan, davulun suç ilişkilerinin bulunduğu bir hikâyede görünmesi değildir. Herhangi bir kutsal nesne, sanatsal bir anlatıda farklı karakterlerin ve olayların arasında yer alabilir. Asıl mesele, kam davulunun ritüel kimliğine ilişkin hiçbir bağ kurulmadan, görsel özellikleriyle şarkılı bir eğlencenin parçasına suç ortamında dönüştürülmesidir.Böylece nesnenin biçimi korunurken tarihsel anlamı seyircinin karşısına çıkarılmamaktadır.
Bu durum, popüler kültürde kutsal sembollerin temsil edilmesi bakımından önemli bir sorunu gündeme getirmektedir. Bir nesnenin biçimini tanıtmak, onun anlamını aktarmakla aynı şey değildir. Kam davulunun üzerindeki sembolleri göstermek, izleyicinin bu sembollerin hangi inanç dünyasına ait olduğunu öğrendiği anlamına gelmez. Hatta nesnenin sürekli farklı bağlamlarda ve herhangi bir açıklama olmaksızın kullanılması, onun tarihsel kimliğinin giderek silikleşmesine yol açabilir.
Kültürel miras bazen unutularak kaybolur. Bazen de sürekli kullanıldığı hâlde anlamından uzaklaştırılarak aşınır.
Günümüzde kurt, geyik, hayat ağacı, kutsal dağ veya kam davulu gibi Geleneksel Türk İnanışları’na ait unsurlar farklı alanlarda sıkça karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu görünürlük, söz konusu sembollerin tarihsel anlamlarının bilindiğini göstermez. Bir sembol, herkes tarafından tanınabilir hâle gelirken onu ortaya çıkaran inanç dünyası giderek unutulabilir. Kültürel hafızanın korunmasıyla kültürel sembollerin tüketilmesi arasındaki fark da burada ortaya çıkmaktadır.
Bir milletin kültürel hafızası, sembollerinin görünür olmasıyla korunmaz. O sembollerin hangi anlamları taşıdığının bilinmesiyle korunur.
Tam da bu nedenle kam davulu tartışmasını birkaç saniyelik bir görüntünün etrafında oluşan geçici bir tepki olarak değerlendirmek yetersizdir. Mesele, tarihsel ve dinî sembollerin popüler kültürde hangi anlamlarla dolaşıma sokulduğudur. Özellikle milyonlarca insana ulaşan yapımların kültürel hafızanın şekillenmesinde önemli bir etkisi bulunduğu düşünüldüğünde, kullanılan sembollerin tarihsel bağlamlarının araştırılması makul bir beklentidir.
Sanat, tarihsel ve dinî sembolleri farklı bağlamlarda yorumlama özgürlüğüne sahiptir. Ancak bu özgürlük, kullanılan kültürel mirasın hangi anlamlarla temsil edildiğinin sorgulanmasına engel değildir. Yapım ekibinin kam davulunu hangi düşünceyle tercih ettiğini bilmiyoruz. Bu nedenle niyet hakkında kesin hüküm vermek yerine, ortaya çıkan temsilin kültürel sonuçlarına odaklanmak daha doğru olacaktır. Burada tartışılan sanatın özgürlüğü değil sanatın yararlandığı kültürel miras karşısındaki bilgi ve sorumluluğudur.
Öte yandan tartışmanın kişisel hakaretlere veya etnik kimlikler üzerinden yürütülen suçlamalara dönüşmesi, savunulan kültürel duyarlılıkla bağdaşmamaktadır. Bir sanat eserinin temsil biçimini eleştirmek ile sanatçının kimliğinden hareketle onu hedef almak birbirinden farklıdır. Kutsala saygı talebinin, insan onuruna gösterilen saygıyla birlikte düşünülmesi gerekir. Ancak bazı tepkilerin ölçüsüz olması, kam davulunun kullanımına ilişkin eleştirilerin önemini ortadan kaldırmaz.
Bugün kam davulu etrafında ortaya çıkan tartışma, Geleneksel Türk İnanışları’na ilişkin akademik bilginin toplumla buluşturulmasının ne kadar önemli olduğunu da göstermektedir. Kendi kültürel mirasını tanımak, onun her kullanımını sorgusuz biçimde onaylamak anlamına gelmez. Aksine bilgi sahibi olmak, hangi temsilin tarihsel anlamı koruduğunu, hangisinin dönüştürdüğünü ve hangisinin bu anlamı görünmez hâle getirdiğini değerlendirebilmemizi sağlar.
Ancak kültürel mirasın toplum tarafından yeterince tanınmaması, onu kullananların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda, tarihsel ve dinî sembollerin anlamını araştırmak sanatçılar açısından ulaşılması güç bir beklenti değildir.
Bir milletin kutsalını tanımamak cehalettir. Onu tanıdığı hâlde aşağılamak ise başka bir meselenin konusudur. Biz bugün bir davulun neden çalındığını sormuyoruz. Yüzyıllar boyunca kutsal kabul edilen bir nesnenin, hangi düşünceyle suç ve eğlence sahnesinin parçası hâline getirildiğini soruyoruz.
Çünkü kam davulu herhangi bir davul değildir. Onun sesi, Türklerin kadim inanç dünyasının sesidir. O sesi duyup da arkasındaki inancı görmezden gelenler, davulu sıradan bir çalgı sanabilirler. Fakat davulun ne olduğunu bilmek, onu kullananların sorumluluğunu da değiştirir.
Şimdi soralım: Organize İşler kimin davulunu çalıyor?
Daha da önemlisi, o davula vururken hangi kutsala dokunduğunun farkında mı?

YORUMLAR