Var olduğumuz günden beri kendimize aynı soruyu sorduk: Hayatın anlamı nedir? Bu sorunun, ilk bakışta herkes için ortak bir cevabı varmış gibi görünse de aslında durum bundan oldukça farklıdır. Çünkü hepimiz doğar, büyür, çeşitli tecrübeler yaşar ve sonunda ölürüz. Ancak bu ortak yaşam sürecine rağmen, insanların hayata yüklediği anlamlar karakteri, inançları, değerleri, beklentileri ve hayata bakışlarına göre birbirinden tabii farklıdır. Bana göre hayatın anlamı, tek bir cümleyle açıklanabilecek kadar basit değildir. Çünkü her insanın karakteri, inancı, değerleri, beklentileri, öncelikleri ve hayata bakışı farklıdır. Bu nedenle bizim için hayatın anlamı olan şey, başka bir insan için hiçbir anlam ifade etmeyebilmekle birlikte bizim için hayatın anlamı olan şeyi de bir başkasına diretme gibi bir iddiamızda olamaz olmaması da ahlaken gerekmektedir. Ama bu demek değildir ki kendimiz için değerli olan o şeyin bir başkasına veya topluma zararı dokunsa bile müdahale etmemek.
Bizi birbirimizden ayıran en önemli özelliklerden biri de, yaşanan olaylar karşısında gösterdiğimiz farklı tepkiler ve bizim için önemli olan değerlere yüklediğimiz anlamlardır. Aynı dünyada yaşayan iki insan, aynı olayla karşılaştığında sahip olduğu deneyimler, inançlar ve değerler doğrultusunda tamamen farklı tepkiler verebilir. Örnek verecek olursak, eleştiriyle maruz kalan bir insan bunu kendisini geliştirmesi için bir fırsat olarak görebilirken, bir başkası aynı eleştiriyi kendisine yapılan kişisel bir saldırı olarak algılayabilir. Buna benzer bir şekilde, bir insan için başarı ve rekabet önemliyken, başka biri için sadece huzur ve güven daha değerli olabilir. Bu farklılıklar, olayları yalnızca farklı biçimlerde yorumluyor olmamızla değil, aynı zamanda hayatlarımıza farklı anlamlar yüklememiz de neden olur. Burada anlamamız gereken, herkesin aynı cevabı vermesi değil, kendi değerlerini ve deneyimlerini anlamlandırarak hayatına bir yön verebilmesidir. Örneğin inançlı bir insan için hayatın anlamı Allah’a kulluk etmek, dinin verdiği emirler doğrultusunda iyilik yapmak ve ahiret hayatına hazırlanmak olabilir. Böyle bir insan dünyadaki hayatı sadece geçici bir dönem veya cenneti kazanmak için bir fırsat olarak görebilir. Onun için sahip olduğu imkanlar, yaptığı iyilikler ve karşılaştığı zorluklar daha büyük bir anlamın parçasıdır. Fakat dine aynı hassasiyetle bakmayan başka bir insan için hayatın anlamı çok daha başka olabilir. O kişi hayatı, sahip olduğu tek yaşam olarak değerlendirip bu yaşamı mümkün olduğunca anlamlı ve güzel geçirmeye çalışabilir.
Yine benzer şekilde bir başka örnek verecek olursak, para ve maddi başarıyı önemseyenler için hayatın anlamı zenginleşmek, daha fazla mal varlığına ulaşmak, başarılı olmak ve istediği hayat şartlarına ulaşıp o seviyede kalabilmek olabilir. Onun gözünde büyük bir ev, iyi bir araba, iyi bir kariyer veya ekonomik özgürlük önemli bir hedef haline gelebilir. Başka bir insan ise bütün bunlara sahip olsa bile kendisini o içsel tatmin konusunda mutlu hissetmeyebilir. Onun için önemli olan ailesiyle vakit geçirebilmek, sevdiği insanlarla birlikte olmak veya sakin rutin bir hayat sürmek olabilir. İyiliği hayatının merkezine koyan bir insanı değerlendirdiğimizde ise farklı bir anlam dünyasıyla karşılaşırız. Böyle bir insan için koşulsuz, karşılıksız başkalarının hayatına dokunmak, yardım etmek ve iyi bir insan olarak yaşamak hayatın en önemli amacı olabilir. Bir insanın yüzünü güldürmek, zor durumda olan birine destek olmak veya toplum için faydalı bir iş yapmak, onun için büyük bir başarıdan, alkışlardan, övgülerden daha değerli olabilir. Başka biri ise bütün bunlardan çok kendi özgürlüğünü, daha fazla keşfetmeyi veya kişisel gelişimini önemseyebilir.
Buradan hareketle şunu söyleyebilmeliyiz: Hayatın anlamı, biraz da insanın kendisini tanıyıp kim olduğunun farkında olmasıyla da ilgilidir. Çünkü insan, dünyaya yalnızca biyolojik bir varlık olarak bakmaz bakamaz da bakmaması da gerekmektedir. Çünkü insanda bir bilinç vardır. Ve bu bilinç üzerinden kendi değerleri ve duyguları vardır bunlar üzerinden dünyaya bakar. Hepimizin bir karakteri, fıtratı vardır. Yani bizi diğerlerinden ayıran kendimize özgü bir yapımız var. Bu farklılık, hayata verdiğimiz anlamlarda da kendisini gösterir. Aynı hayatı yaşayan insanların ki bunu şu şekilde örneklendirebiliriz: Aynı evde eşit şartlara sahip olan ikiz kardeşlerin bile farklı amaçlarının, hedeflerinin, düşüncelerinin olması aslında bir çelişki olarak görülmemelidir, bu durum insan olmanın doğal bir sonucudur.
Tabi bununla birlikte hayatın anlamının kişiden kişiye değişmesi, “Her şey anlamsızdır.” demek değildir. Tam tersine, insanın kendi hayatına bir anlam verebilmesi yaşamı daha değerli hale getirir. Önemli olan herkesin aynı amacı taşıması değil, kişinin kendi hayatında neyin daha değerli olduğunu fark edebilmesidir. Çünkü başkasının anlamını kendi hayatımıza zorla yerleştirdiğimizde, gerçekten bize ait olmayan bir hayat yaşamaya başlayabiliriz.
Belki de bu yüzden “Hayatın anlamı şudur veya şu olmalıdır.” şeklinde kesin bir cümle kurmak doğru değildir. Çünkü hayatın anlamını yalnızca dışarıdan verilen hazır cevaplarda aramak yerine, insanın kendini tanıması ve kendi hayatı içerisinde de araması gerekir. Kimi insan için anlam sevgide, kimi insan için ailede, kimi insan için inançta, kimi insan için maddiyat veya başarıda, kimi insan için ise başkalarına faydalı olmaktadır. Hatta aynı insanın, farklı dönemlerinde hayata bakışı, hayata olan anlamı bile değişkenlik gösterebilir. Çünkü insan değişken bir varlıktır. Bununla birlikte bittabi toplumda değişiyor. Bireyselden çıkıp topluma döndüğümüzde burada toplumunda beklentilerine göre değişkenlikler bazen farkında olmadan oluyor.
Sonuç olarak hayatın anlamı, bütün insanlar için geçerli tek bir cevaba indirgenemeyecek kadar kişisel bir meseledir. İnsanların farklı karakterlere, deneyimlere, inançlara ve değerlere sahip olması, hayatı anlamlandırma biçimlerinin de birbirinden farklı olmasına neden olur. Bir insan için ailesi ve sevdikleri hayatının merkezinde yer alırken, başka biri için topluma fayda sağlamak, üretmek, öğrenmek veya inandığı değerlere bağlı yaşamak hayatına anlam katabilir. Bu nedenle hayatın anlamını yalnızca “şudur” veya “budur” şeklinde kesin bir tanımla açıklamak yerine, insanın kendi hayatında neye değer verdiğine, hangi amaçlar doğrultusunda yaşadığına ve yaşamını nasıl anlamlandırdığına bakmak gerekir. Belki de hayatın anlamı, herkes için aynı cevabı bulmakta değil, insanın kendi hayatına anlam verecek değerleri ve amaçları keşfetmesinde saklıdır.
Bu nedenle belki de soruyu “Hayatın anlamı nedir?” şeklinde sormaktan önce, “Ben nasıl bir hayatı anlamlı buluyorum ve bu anlam uğruna nasıl yaşamak istiyorum?” diye sormak gerekir. Çünkü sonunda hepimizin karşılaşacağı gerçek aynı olsa da, o gerçeğe kadar yürüdüğümüz yol ve zaman aynı değildir. Hayat belki bize ortak bir başlangıç ve kaçınılmaz bir son verir; fakat o iki noktanın arasına ne koyacağımız konusunda bize bir ölçüde özgürlük bırakır. Asıl anlam da belki tam burada ortaya çıkar: İnsan, kendisine verilmiş olan hayatın ne anlama gelmesi gerektiğini yalnızca bulmaz; yaşama biçimiyle onu aynı zamanda kendisi de inşa eder.

YORUMLAR