Şimşek çaktıkça duvarlar kanıyor.
Eski cezaevi yıllardır boş; ama hâlâ ayakta. Çünkü bazı binalar taşla değil, suçla inşa edilir. Her şimşek, bir idam ipini, bir kırbaç izini, bir çığlığı aydınlatıyor.
Pencerelerin bazılarında hâlâ demir parmaklık gölgesi var; bazıları kırılmış, bazıları paslanmış. İçeride kimse yok; ama içeridekiler hiç çıkmamış gibi. Bir hücrede tek bir ampul yanıyor; yıllardır sönmeyen, sönemeyen bir ampul. Sanki cezası bitmeyen bir mahkûm hâlâ orada oturuyor, dizlerini göğsüne çekmiş, bekliyor.
Şimşek en şiddetli çaktığında binanın üstünde dev bir gölge beliriyor: başsız, kolsuz, yalnızca gövde. Toplumun kolektif vicdanı; ne konuşabiliyor ne affedebiliyor ne de unutabiliyor.
Gece bitiyor, şimşekler susuyor. Hapishane hâlâ ayakta. Çünkü bazı suçlar mahkûmu değil, yargıcı hapseder. Ve bazı binalar, yıkılmak için değil, hatırlatmak için vardır.
