
Sis o kadar yoğun ki, sokak lambaları bile utancından sönük.
Saat tam 03:17’de donmuş; “NOIR.CLOCK” yazısı hâlâ yanıyor.
Bu şehirde zaman çoktan öldü ama cesedi hâlâ dolaşıyor.
Terk edilmiş arabanın içinde son sigarasını içen adam, dedektif rozetini cebine değil, kalbine gömmüş. Bir zamanlar bu sokaklarda cinayetler çözülür, aşklar başlar, ihanetler biterdi. Şimdi yalnızca sis ve ıslak kaldırım. Adam arabadan iniyor, sis onu yutuyor. Bir adım, iki adım… ve kayboluyor.
Geriye yalnızca durmuş saat kalıyor. Çünkü bu şehirde herkes biraz katil, herkes biraz kurban, herkes biraz hayalet. Sis kalkmıyor; çünkü yüzleşmek istemiyoruz. Saat hâlâ 03:17’yi gösteriyor.
O an, şehrin kalbi durdu.
Ve hâlâ atmıyor.
Beş fotoğraf, beş karanlık ayna.
İnsan, en çok kendi kurduğu gölgelerde boğulur.
Ve bazen en uzun gece, bir şimşeğin çakışıyla başlar,
bir kedinin son basamağıyla biter.
