Bazen bir ülkenin “gündemi” tek tek haber başlıklarından değil, o başlıkların aynı yere
bağlanmasından anlaşılır. Son haftalarda Türkiye’de uyuşturucuya karşı artan operasyon
dalgası, Suriye’yle kurulan yeni ilişki hattı ve “Terörsüz Türkiye” sürecinin Meclis
zemininde kurumsallaşması; birbirinden kopuk üç dosya gibi görünse de aslında aynı
büyük cümleyi kuruyor: Devlet, içeride çürüten ağları söküp atarken dışarıda güvenlik
mimarisini yeniden kuruyor; yani bağırsaklarını temizliyor.
Bu metafor serttir ama gerçeği taşır: Bağırsak temizliği, yalnızca “kirli olanı atmak” değildir;
vücudun bağışıklığını, dolaşımını, sinir sistemini birlikte etkiler. Türkiye’nin şu an yaptığı da
tam olarak bu: İç güvenlik, sınır güvenliği ve toplumsal normalleşme aynı anda yönetiliyor.
Fakat bu süreç, başarı kadar risk de barındırır. Çünkü temizlik, doğru yapılmazsa bedeni
güçlendirmek yerine yorar.
1) Uyuşturucu operasyonları:
Sadece “yakalama” değil, bir rejim değişikliği iddiası.İçişleri’nin son dönemde açıkladığı
geniş ölçekli operasyonlar, rakamların ötesinde bir strateji dili kuruyor.
72 ilde yürütülen ve bir haftaya yayılan operasyonlarda yüzlerce kilo uyuşturucu ve
milyonlarca hap ele geçirildiği; yüzlerce şüphelinin yakalandığı bilgisi paylaşıldı.
Ayrıca 2025’in ilk 11 ayında zehir tacirlerine yönelik operasyonlarla on binlerce tutuklama
yapıldığına dair bütçe görüşmeleri bağlamında verilen rakamlar, mücadelenin “kampanya”
değil “süreklilik” iddiasına dayandığını gösteriyor.
Burada kritik mesele şu:
Uyuşturucu meselesi, artık yalnızca asayiş değil; devlet kapasitesi testi. Çünkü
uyuşturucu ekonomisi üç şeyi aynı anda satın alır:
Gençliğin umudunu (bağımlılık),
Sistemin açıklarını (rüşvet/şantaj),
Toplumun sinir uçlarını (şiddet, çeteleşme, yozlaşma).
Dolayısıyla operasyonların anlamı, sadece “şebeke çökertmek” değil; paranın, korkunun ve
bağımlılığın kurduğu paralel düzeni dağıtmak. Bu, içerideki temizliktir.
Ama “temizlik” burada bitmez. Eğer yalnızca yakalamaya odaklanılırsa, sorun başka bir
şekle bürünür: arz azalır, fiyat artar, kâr yükselir, yeni aktörler gelir. O yüzden gerçek başarı,
operasyonların yanında şu üç alanda ölçülür:
Finansal takip:
Kara para akışının kesilmesi (malvarlığı, transferler, kripto, paravan şirketler).
Sınır ve lojistik hattı: Üretim–rota–depo–dağıtım zincirinin kırılması.
Toplumsal onarım:Bağımlılık tedavisi, okul/mahalle düzeyinde önleme, genç işsizliği ve umutsuzlukla mücadele.
Operasyonlar “kas gücü” ise, bu üç başlık kalp ve beyindir.
2) Suriye ile yeni ilişki hattı: Dışarıdaki düğüm çözülmeden içeride huzur kalıcı olmaz.
Türkiye’nin Suriye dosyasında son dönemde belirginleşen şey, yeni bir temas yoğunluğu ve
“sahayı siyasete bağlama” çabası. Aralık 2025’te üst düzey Türk heyetinin Şam’da Suriye
yönetimiyle görüşmesi, bu yeni hattın en somut örneklerinden biri.
Bu temasların ana ekseni, pratikte üç başlıkta toplanıyor:
Sınır güvenliği ve terörle mücadele: Özellikle Suriye’nin kuzeydoğusunda güç dengeleri
ve entegrasyon tartışmaları.
Devletleşme/istikrar: “Parçalı yapı” kalıcılaşırsa sınır hattı kalıcı risk üretir; merkezi
otoritenin güçlenmesi Türkiye’nin güvenlik hesabına doğrudan yansır.
Geri dönüş ve altyapı: Geri dönüşlerin güvenli, onurlu, sürdürülebilir olması için altyapı
ihtiyacı vurgulanıyor.
Bu noktada Türkiye’nin “bağırsak temizliği” metaforundaki dış boyut şu: Sınırın ötesi, ülkenin
iç metabolizmini etkiliyor. Suriye’de otorite boşluğu; kaçakçılık (uyuşturucu dâhil), silah
trafiği, düzensiz göç ve terör devşirmesi olarak içeri sızar. Yani içeride uyuşturucuyla
mücadele ederken, dışarıda rota üreten düzeni görmezden gelmek sonuç vermez.
3) Terörsüz Türkiye süreci: Silahsızlanma hedefi kadar “kurumsal iklim” meselesi
“Terörsüz Türkiye” başlığı, yalnızca güvenlik operasyonlarının adı değil; siyasetin dili ve
kurumların koordinasyonu üzerinden yürüyen bir süreç. TBMM’de bu hedef doğrultusunda
kurulan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun çalışmaları ve TBMM
Başkanı’nın “en hassas, en kırılgan döneme girildiği” vurgusu, işin siyasal-psikolojik tarafını
açık ediyor:
Bu süreç, provokasyona açık.
Adalet Bakanı’nın “terör olmadan Türkiye Yüzyılı” vurgusu da devletin bunu uzun vadeli bir
hedef olarak çerçevelediğini gösteriyor.
Buradaki kritik ayrım şudur: Terörsüzlük, sadece “silahın susması” değil; silahın gerekçesini
üreten zeminin daralmasıdır. Bu da iki katmanlı bir strateji gerektirir:
Güvenlik katmanı: Silahlı kapasitenin tasfiyesi, sınır hattının kontrolü, örgüt finansının kesilmesi.
Siyasi-toplumsal katman: Meşru siyaset kanallarının güçlenmesi, toplumsal normalleşme, hukuka güvenin yükselmesi.Eğer ikinci katman zayıf kalırsa, birincinin maliyeti artar; sürekli teyakkuz, sürekli operasyon, sürekli gerilim…
Bağırsak temizliği benzetmesiyle söyleyelim: Sadece “atıma” odaklanırsanız, sistem bir süre sonra tekrar kirlenir.
4) Bu üç dosya neden tek dosya?
Uyuşturucu, terör ve Suriye…
Üçü de aynı soruyu soruyor:
Türkiye, devlet ile toplum arasındaki güven sözleşmesini nasıl güçlendirecek?
Uyuşturucu, toplumun içine sızan “gri ekonomi”dir.
Terör, siyasetin üzerine çöken “şiddet gölgesi”dir.
Suriye, sınırın ötesinden içeri akan “istikrarsızlık basıncı”dır.
Bu üç basınç aynı anda yükseldiğinde, devlet refleksi sertleşir. Sertlik bazen gerekir; ama tek
başına yetmez. Çünkü sertlik, temizlerken aynı zamanda yaralayabilir. O yüzden bu dönemin
başarısı, şu dengeyi kurabilmeye bağlı:
Güvenliği artırırken hukuku görünür kılmak (şefaflık, hesap verebilirlik, yargı süreçlerinde
güven),
Operasyon yaparken sosyal politikayı büyütmek (bağımlılıkla mücadele, gençlik, eğitim,
istihdam),
Suriye’de güvenlik ararken diplomatik meşruiyeti güçlendirmek (çok taraflı temas,
sahadaki düzenin sürdürülebilirliği).
Temizlik, bir “an” değil, bir “ahlâk”tır
“Türkiye bağırsaklarını temizliyor” demek, bir övünme cümlesi olmamalı; bir sorumluluk
cümlesi olmalı. Çünkü asıl soru şudur: Temizlenen boşluğu kim dolduracak?
Uyuşturucunun boşalttığı yere sağlıklı bir gençlik iklimi mi gelecek, yoksa yeni bir pazar mı?
Terörün çekildiği alana sivil siyaset mi yerleşecek, yoksa yeni gerilim mi?
Suriye’de kurulan yeni ilişki hattı, sınırı istikrara mı bağlayacak, yoksa riskleri mi
çeşitlendirecek?
Cevap; operasyonun gücünde değil, devlet aklının sürekliliğinde ve toplumun adalet
duygusunu ayakta tutabilmesinde yatıyor.
