Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mete Demir/İletişim Uzmanı
Mete Demir/İletişim Uzmanı

Akdeniz’in Mavi Karanlığında Üç Köşeli İllüzyon: Kimin Kıbrıs’ı?

Kıbrıs, haritadaki o küçük ama mağrur silüetiyle on yıllardır bir “diplomasi mezarlığı” olarak anılır. Ancak bugün geldiğimiz noktada mesele, Yeşil Hat’tın iki yanındaki dikenli tellerden çok daha fazlası. Bugün Kıbrıs; Ankara’nın tarihsel haklılığı, Atina’nın bitmek bilmeyen şımarıklığı ve Paris’in Akdeniz’de kendine yeni bir imparatorluk kurma iştahı arasında sıkışmış bir jeopolitik rehine.

 

Paris’in “Napolyon” Kompleksi

Önce şu Fransız müdahalesine bakalım. Elysee Sarayı’nın koridorlarında dolaşan o hayalet, yani Macron, kendi ülkesinin içindeki toplumsal çalkantıları örtbas etmek için Akdeniz’de bir “koruyucu melek” rolüne soyunuyor. Fransa’nın Kıbrıs meselesine dahil olma biçimi ne hukukidir ne de barışçıldır; bu, safi bir silah tüccarı kurnazlığıdır. Yunanistan’a “Rafale” savaş uçaklarını satıp, karşılığında Doğu Akdeniz’in hidrokarbon yataklarında pay kapmaya çalışmak, diplomasi değil, 21. yüzyıl usulü bir korsanlıktır. Fransa’nın bölgedeki varlığı, ateşi söndürmek için değil, üzerine benzin dökmek ve bu yangından kendi sanayisine ısı devşirmek içindir.

 

Atina’nın “AB Zırhı” ve Bitmeyen Maksimalizm

Yunanistan ise bu denklemde, Avrupa Birliği’ni bir kalkan olarak kullanmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyor. Atina, sanki Anadolu kıyılarına birkaç kilometre mesafedeki adacıklar kendisine koca bir okyanus egemenliği veriyormuşçasına, hukuktan yoksun bir harita hayaliyle yaşıyor. “Avrupa’nın şımarık çocuğu” rolü artık bir klişe değil, bölge barışının önündeki en büyük engeldir. Atina ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye gibi devasa bir kıyı şeridine sahip bir gücü “kendi bahçesine hapsetme” gafletine düştükçe, gerilim bir krizden bir varoluş savaşına evrilecektir.

 

Ankara’nın Sabrı ve Gerçeklik Duvarı

Türkiye ise bu kuşatılmışlık sarmalında “Mavi Vatan” diyerek bir duvar örüyor. Yıllarca masada oyalanan, “çözüm” denilerek hakları gasbedilmeye çalışılan bir Türkiye’nin artık sadece notalarla değil, donanmasıyla sahada olması bir tercih değil, mecburiyettir. Ancak burada asıl kritik soru şudur: Diplomasinin bittiği yerde namlu mu konuşacak? Batı, Türkiye’yi “yayılmacı” olarak damgalamaya çalışırken, kendi sömürgeci geçmişlerini Akdeniz’in sularında yıkamaya çalışıyor.

 

Sonuç: Sahne Işıkları Altındaki Tehlike

Bugün Kıbrıs üzerinden dönen bu üç köşeli gerilimde, kimse barışın rengini sormuyor. Fransa, Akdeniz’i bir Fransız gölüne çevirme hayalinde; Yunanistan, Batı’nın sırtını sıvazlamasıyla hayal satma peşinde; Türkiye ise bu kuşatmayı yarma kararlılığında.

 

Gerçek şu ki; Akdeniz’in suları ısınmıyor, bizzat kaynatılıyor. Eğer AB, Fransa’nın hırslarına ve Yunanistan’ın gerçeklikten kopuk taleplerine teslim olmaya devam ederse, Kıbrıs bir çözümün değil, büyük bir bölgesel kırılmanın fitili olacaktır. Artık kimse “uluslararası hukuk” masalı anlatmasın; zira Akdeniz’de hukuk, savaş gemilerinin gölgesinde çoktan boğuldu.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER