Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mete Demir/İletişim Uzmanı
Mete Demir/İletişim Uzmanı

Ankara’nın Gölgesinde Yeni Dünya Düzeni: NATO Zirvesi’nin Perde Arkası

Diplomasinin vitrini her zaman kusursuzdur. Kameralar önünde verilen o steril aile fotoğrafları, liderlerin hesaplanmış tebessümleri ve önceden kaleme alınmış jenerik bildiriler… Ancak küresel siyasetin asıl kalbi, o parıltılı salonların uzağında, koridorların loş ışıklarında, kahve molalarındaki fısıltılarda ve otel süitlerinde sabaha karşı yapılan gizli pazarlıklarda atar. Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesi, bu gerçeği bir kez daha ve en çıplak haliyle gözler önüne serdi. Tarihi bir dönemeçte, doğu ile batının, kuzey ile güneyin tam kesişim noktasında yapılan bu zirve, sadece bir ittifak buluşması değil; önümüzdeki yüzyılın güç haritasını çizen gizli bir satranç tahtasıydı.

Ankara’nın ev sahipliği, sembolik bir seçim olmanın çok ötesindeydi. Karadeniz’deki askeri hareketlilik, Ortadoğu’daki kırılgan dengeler ve Kafkasya’nın değişen jeopolitiği, ittifakın merkez üssünü ister istemez bu şehre taşımıştı. Resmi açıklamalarda “birlik, beraberlik ve kararlılık” vurguları havada uçuşurken, kapalı kapılar ardında adeta diplomatik bir bilek güreşi yaşanıyordu.

Zirvenin perde arkasındaki en büyük gerilim hatlarından biri, her zaman olduğu gibi ama bu kez çok daha sert bir tonda savunma bütçeleri üzerinden çekildi. Washington yönetiminin, Avrupalı müttefiklerin bütçe paylarını artırması konusundaki ısrarı, kapalı oturumlarda seslerin yükselmesine neden oldu. Özellikle ekonomik resesyonla boğuşan bazı Batı Avrupa ülkelerinin liderleri, iç kamuoylarını ikna etmekte zorlanacaklarını belirterek direnç gösterdi. Bir Avrupalı diplomatın kulise sızan şu sözü, kapalı kapılar ardındaki atmosferi özetliyordu: “Bizden kendi halkımızın refahından kesip, ortak bir tehdit algısı için milyarlarca avro yatırmamızı istiyorsunuz. Ancak bu tehdit kapımıza dayanmadıkça bunu parlamentolarımıza anlatamayız.” Buna karşılık, coğrafi olarak risk hattında bulunan Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri ise Batı Avrupa’nın bu “ihtiyatlı” ve mesafeli tavrına sert tepki gösterdi. Koridorlarda, ittifakın iki farklı hıza bölündüğü, “risk altındakiler” ile “güvende hissedenler” arasında derin bir çatlak oluştuğu açıkça konuşuluyordu.

Ev sahibi Türkiye ise zirvenin en stratejik ve tabiri caizse “anahtar” aktörüydü. Ankara, masaya sadece ev sahibi konukseverliğiyle değil, çok net ve esnetilemez kırmızı çizgilerle oturmuştu. Resmi oturumlarda küresel terörizmle mücadele ajandası konuşulurken, arka odalarda yürütülen ikili temaslarda savunma sanayisi üzerindeki gizli-açık ambargolar ve kısıtlamalar tartışıldı. Türkiye’nin heyeti, müttefiklik ruhunun lafta kalmaması gerektiğini, bir yandan ortak savunma istenirken diğer yandan stratejik ortaklara ambargo uygulanmasının kabul edilemez olduğunu muhataplarının yüzüne açıkça ifade etti. Bu kararlı duruş, bazı Batılı başkentlerin perde arkasında geri adım atmasına ve savunma sanayii iş birliklerinde yeni tavizler verilmesine kapı araladı. Ankara koridorlarında dönen bu pazarlıklar, jeopolitik çıkarların hiçbir ittifaka koşulsuz feda edilemeyecek kadar değerli olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Zirvenin kamuoyuna pek yansımayan ama liderlerin uykusunu kaçıran bir diğer gizli gündemi ise NATO’nun sorumluluk alanının genişlemesiydi. Kuzey Atlantik İttifakı, yüzünü artık resmen Asya-Pasifik eksenine ve siber dünyaya çevirmek zorundaydı. Kapalı oturumlarda sunulan istihbarat raporları, yapay zeka tabanlı siber saldırıların ve uzay tabanlı savunma sistemlerinin artık bir gelecek senaryosu değil, bugünün hibrit savaş gerçeği olduğunu gösterdi. Ancak bu konuda da tam bir mutabakat yoktu. Bazı müttefikler NATO‘nun geleneksel etki alanının dışına çıkmasının ittifakı zayıflatacağını savunurken, diğerleri küresel güç dengelerindeki kaymaya ayak uydurulması gerektiğinde diretti.

Ankara Zirvesi nihayete erdiğinde, liderler yine kameraların karşısına geçip başarı hikayeleri anlattılar. İmzalanan ortak bildiriler, basına dağıtılan güler yüzlü fotoğraflar yapay bir iyimserlik rüzgarı estirdi. Ancak o pürüzsüz yüzeyin altında; kırılgan ittifaklar, zoraki uzlaşılar ve herkesin kendi ulusal çıkarını korumak için attığı stratejik adımlar kaldı. Ankara’da yapılan bu zirve, tarihe “büyük bir kararlılık gösterisi” olarak geçebilir; fakat perde arkasını okuyabilenler için bu buluşma, yaklaşan fırtınadan önce herkesin kendi gemisini sağlama almaya çalıştığı, gerilimi yüksek bir satranç hamlesinden başka bir şey değildi.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER