Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ecdâdın Terazisi Asla Yalan Söylemez

İtibar ve Emanet Bilinci Bir milletin büyüklüğü, toprağının genişliğiyle yahut

İtibar ve Emanet Bilinci

Bir milletin büyüklüğü, toprağının genişliğiyle yahut ordularının kudretiyle ölçülmez. O milletin yükselişi, doğrudan doğruya fertlerinin vicdan terazisinde tuttuğu adalet, ahlak ve sorumluluk duygusuyla tartılır.

Bugünün karmaşık dünyasında, ne yazık ki “iş” kavramı çoğu kez sadece bir geçim bileti olarak görülüyor. Oysa bizim ecdadımız, her görevi kutsal bir emanet bilirdi. Her işin başına Besmeleyle oturan, alın terini helal kılmanın derdinde olan o yüksek ruh, bizim asıl mirasımızdır.

Bu ruh, sıradan bir görev tanımı olmanın çok ötesindedir.

Osman Gazi, sadece bir beyliğin değil, bir cihan devletinin tohumlarını taşıyan inancın sorumluluğunu omuzladı. Fatih Sultan Mehmet, sadece İstanbul’u değil, kıyamete dek adaletle yönetilecek bir dünyanın mesuliyetini taşıdı. Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise işini, yorgun düşmüş bir milletin yeniden doğuşu, istiklali olarak görüp, bize bağımsız yaşama azmini öğretti.

Onlar için sorumluluk; koltuğa kurulmak değil, milletin yükünün altına girmekti. İş ahlakları ise; yapılan her işi, “Allah rızası için, en iyisini yapmak” şuuru ile bezemekti.

 

Vicdanın Tozlu Rafları

Modernizmin ışıklı caddelerinde, “etik” kelimesi en süslü yönetim raporlarında yer alıyor. Fakat bu kavram, maalesef vicdanlarımızın derin raflarında toz tutuyor.

Oysa Türk töresinde iş ahlakı, kâğıtlara yazılacak maddelerden ibaret değildir; o, yüreğe nakşedilmiş bir onur sözüdür. Ahilikten esnafa, esnaftan devlete süzülüp gelen o kadim düstur, hâlâ her köşede yankılanmalıdır:

“Eline, beline, diline sahip ol.”

Bu sadece bir esnaf yemini değil; devlet memurunun, gazetecinin, iş adamının, öğretmenin ve siyasetçinin de asırlar boyu süregelen asli yeminidir.

 

Milletin Emanetine Sadakat

Birey, her şeyden önce kendi nefsine karşı dürüst olmayı bilmek zorundadır. Çünkü kendine dürüst olmayan, milletine asla sadık olamaz.

Kendi küçük menfaatini, milletin büyük menfaatinin önüne koyan bir kişi, bayrağımızın asil gölgesine değil, kendi nefsinin bencil gölgesine sığınır. Oysa bu millet, tarih boyunca emanete ihanet etmemiştir.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde “Hilafet sancağı bana değil, ümmete aittir” diyerek gösterdiği o eşsiz tevazu; bugün her makam sahibine ve her görevi omuzlayana tutulmuş bir aynadır.

 

Kazanç, Yalnız Para Değildir

Bugün o aynaya bakma mecburiyetindeyiz. Bir görevi üstlendiğimizde, bir topluma hizmet ederken, o işin arkasında bir milletin onuru, bir devletin itibarı vardır. Her atılan imza, her söylenen söz, her alınan karar bir devlet terbiyesi taşımak zorundadır. Zira bu topraklar, başı dik, alnı ak insanların omuzlarında yükselmiştir.

Bizim medeniyetimizde “kazanç” sadece banka hesabındaki para değildir. Gerçek kazanç; güven kazanmak, itibar kazanmak, milletin duasını kazanmak demektir.

İşte o zaman, yaptığın işte bereket olur. Çünkü o işin içinde, milletinin yüzü kara çıkmasın diye titizlikle çalışmanın samimiyeti vardır.

Bizim vazifemiz, o ahilik ruhunu yeniden diriltmek, iş etiğini “sözde değil, özde” yaşatmaktır.

Unutulmasın: Ecdadın terazisi hâlâ orada duruyor; kim tartılırsa tartılsın,terazinin dili yalan söylemez.

Bizim vazifemiz, o terazide hafif gelmemelidir.