Ortadoğu’da her patlayan bombanın, her düşen füzenin ardında aynı akıl, aynı kibir ve aynı kuşatma stratejisi vardır. Bugün İran ile İsrail arasında cereyan ediyormuş gibi sunulan gerilim; hakikatte Amerika Birleşik Devletleri–İsrail ortaklığında yürütülen, bölgeyi dizayn etmeye dönük uzun soluklu bir savaşın yalnızca bir perdesidir. Ve bu perdenin arkasında asıl hedef nettir: Türkiye.
Bu savaş, sadece füzelerin, SİHA’ların ya da nükleer başlıkların savaşı değildir. Bu, haritaların yeniden çizildiği; devletlerin içten çökertildiği; milletlerin kimliklerinden koparıldığı yeni nesil bir kuşatma savaşıdır.
İran bu tabloda bir “ön cephe”, İsrail ise bir “ileri karakol”dur. Stratejik akıl ise Washington merkezlidir.
Siyonist Kuşatma: Kaosu İhraç Eden Akıl
Ortadoğu’nun son kırk yılına bakıldığında tek bir ortak payda göze çarpar: İstikrarsızlık.
Irak parçalandı, Suriye iç savaşa sürüklendi, Libya devlet olmaktan çıkarıldı, Yemen kan gölüne döndü. Hepsinde benzer bir senaryo, benzer aktörler ve benzer gerekçeler vardı. “Demokrasi”, “güvenlik” ve “tehdit” söylemleri, gerçekte Siyonist yayılmacılığın ve enerji–ulaşım hatlarını kontrol etme arzusunun makyajından ibaretti.İran’a yönelen baskı da bu zincirin son halkası değildir; yalnızca bir eşiktir.
Amaç, İran’ı ya parçalamak ya da kontrol edilebilir bir kaosa sürüklemek; ardından sırayı Anadolu’ya, yani Türk jeopolitiğinin kalbine getirmektir.
Neden Türkiye?
Çünkü Türkiye;
Üç kıtanın kavşak noktasındadır,
Enerji koridorlarının merkezindedir,
Türk Dünyası ile İslam coğrafyası arasında doğal bir liderlik potansiyeline sahiptir,
Ve en önemlisi: Tarihi hafızası ve devlet geleneğiyle teslim alınamaz bir millettir.
İran üzerinden yürütülen savaş, Türkiye’nin doğusunu ve güneyini ateş çemberine almak, içeride fay hatlarını kaşımak, dışarıda ise yalnızlaştırmak içindir. Terör örgütlerinden ekonomik ambargolara, algı operasyonlarından diplomatik baskılara kadar kullanılan tüm araçlar bu büyük hedefin parçalarıdır.
Tarih Tekerrür Etmez, Hatırlatır
Bu coğrafyada Türk’e biçilen rol hiçbir zaman değişmemiştir: Ya diz çökecek ya da direnerek dengeyi bozacaktır. Bugün yaşananlar, Sevr’in güncellenmiş versiyonlarından başka bir şey değildir. Ancak unuttukları bir gerçek var: Bu millet, kuşatıldıkça küçülmez; bilakis sertleşir.
İran’da yanan ateşi uzaktan seyredenler bilmelidir ki o ateş, kontrolsüz bırakılırsa Anadolu’nun kapılarına dayanacaktır. Bu yüzden mesele İran–İsrail savaşı değil; Türkiye merkezli bir büyük hesaplaşmadır.Uyanık olmak, milli duruşu tahkim etmek ve tarih şuuruyla hareket etmek artık bir tercih değil, beka meselesidir.
Çünkü bu topraklarda tarafsızlık yoktur:
Ya kuşatmayı kuran olursun ya da kuşatmayı yaran.

YORUMLAR