Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Hiç Gelmeyen 10 Kasım

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 10

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda ebediyete intikal edişinin yıl dönümünde tüm yurtta özlemle anılıyor. Yalnızca 57 yıla sığdırdığı hayatında, kimi zaman at sırtında cephede, kimi zaman kürsüde milletine hitap ederek, kim bilir kaç ömürde yapılabilecek işleri hayata geçirdi. Kısa ömrünün son günlerinde dahi memleket meseleleri için çalışan Atatürk’ün, doğumundan vefatına kadar süren “Türkiye’ye adanmış ömrü” tarihe altın harflerle yazıldı.

 

Askerlikten İnkılâba Uzanan Yol

1881 yılında Selanik’te başlayan bu eşsiz yaşam, genç Mustafa’nın 1893’te Selanik Askeri Rüştiyesi’nde öğretmeni tarafından “Kemal” adını almasıyla şekillendi. 1905’te Harp Akademisi’ni kurmay yüzbaşı olarak bitirip Şam’daki 5. Ordu’da göreve başladı. Askerlik kariyeri boyunca sadece cephelerde değil, fikir ve teşkilatlanma alanında da öncü oldu; 1906’da Şam’da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti‘ni kurdu.

Trablusgarp’ta İtalyanlara karşı Tobruk Savaşı’nı yönetti, ardından Sofya’da askeri ataşe olarak görev yaptı. Ancak onun askeri dehası, I. Dünya Savaşı’nın kaderini belirleyen Çanakkale Cephesi’nde zirveye ulaştı. 1915’te Tekirdağ’da kurduğu 19. Tümen ile Arıburnu ve Anafartalar’da Anzak birliklerini durdurarak Albaylığa yükseldi. Bu başarının ardından 1916’da Tuğgeneral rütbesiyle Edirne’de 16. Kolordu Komutanı oldu.

 

Ulusal Kurtuluşun Başına Geçiş

I. Dünya Savaşı’nın ardından gelen işgal günlerinde, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak Anadolu’da ulusal direnişin fitilini ateşledi. Ardından yayımladığı Havza Genelgesi ve Amasya Tamimi ile direnişin esaslarını belirledi. 8 Temmuz 1919’da askerlikten istifa etme cesaretini göstererek sivil mücadeleye geçti. Erzurum ve Sivas Kongreleri’ne başkanlık ederek ulusal iradeyi topladı.

Milli mücadelenin merkezi olarak seçilen Ankara’ya 27 Aralık 1919’da Heyet-i Temsiliye ile gelmesinin ardından, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açarak egemenliğin kaynağını millete taşıdı. İstanbul’daki Divan-ı Harp tarafından hakkında ölüm cezası verilmesine rağmen mücadelesinden vazgeçmedi.

 

Başkomutanlık ve Cumhuriyetin İlanı

1921 yılının zorlu Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde TBMM tarafından Başkomutan ilan edildi. 23 Ağustos 1921’de başlayan Sakarya Savaşı’nı yöneterek 19 Eylül 1921’de TBMM tarafından Mareşallik rütbesi ve Gazi unvanı ile onurlandırıldı.

Kurtuluş Savaşı’nın doruk noktası, 26 Ağustos 1922’de Kocatepe’den yönettiği Büyük Taarruz ve 30 Ağustos’ta kazandığı Başkomutanlık Meydan Savaşı oldu. 8 Eylül’de İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasıyla destan tamamlandı. Bir yıl sonra, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi ve Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

 

İnkılâpların Öncüsü

Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra hız kesmeden modernleşme devrimlerini başlattı. 1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırıldı, 3 Mart 1924’te Halifelik kaldırıldı.

Toplumsal ve kültürel dönüşümler ise hızla hayata geçti:

  • 27 Ağustos 1925: İnebolu’da yaptığı konuşmayla kılık kıyafet inkılabını duyurdu. Ardından Şapka Kanunu kabul edildi.
  • 26 Aralık 1925: Uluslararası takvim ve saat sistemi kabul edildi.
  • 1 Kasım 1928: Yeni Türk harflerinin kabulüne ilişkin yasa çıkarıldı.
  • 1931 ve 1932: Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti ve Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurarak ulusal kültür ve bilim çalışmalarını başlattı.
  • 24 Kasım 1934: Meclis kararıyla kendisine “Atatürk” soyadı verildi.

Ömrünün son yıllarında dahi milli davalardan vazgeçmeyen Atatürk, 1937’de “Şahsi meselem” dediği Hatay’ın bağımsızlığı için diplomatik mücadele verdi. 20 Mayıs 1938’de hasta olmasına rağmen Mersin’de askeri töreni ayakta izlemesi, Hatay meselesinde Fransa’ya güçlü bir mesaj vermesi açısından tarihe not düşülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine adanmış 57 yıllık bu büyük ömür, 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda son buldu. Ancak geride bıraktığı bağımsızlık ruhu, akılcılık ilkesi ve çağdaşlık vizyonu, Türk milletinin yolunu aydınlatmaya devam etmektedir.

 

Bugün, takvimler 10 Kasım

Bu tarih, benim ve milletimin hafızasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük komutan ve fikir adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikal edişinin hüznünü barındırır. Ancak ben 10 Kasım’ı bir yas günü olarak değil, onun ardında bıraktığı benzersiz uygarlık sözleşmesinin büyüklüğünü idrak etme ve bu sarsılmaz vizyona yeniden vâr olma sözü verme günü olarak görüyorum.

Atatürk, sadece düşmanı Anadolu topraklarından söküp atan bir asker değildi. O, çökmüş bir imparatorluğun küllerinden, her zerresi akıl, bilim ve iradeyle yoğrulmuş yeni bir ulus-devlet inşa etme cesaretini gösteren, çağının ötesinde bir devrimciydi. Onun dehası, cephede kazanılan zaferlerin büyüklüğünden çok, bu zaferleri kalıcı bir toplumsal ve kültürel hamleye dönüştürmüş olmasından gelir.

Fikirlerin Cumhuriyeti

Atatürk’ün asıl mucizesi, milletin ruhunda gerçekleştirdiği köklü değişimde, irade bağımsızlığı ve düşünce hürriyeti ülküsünü aşılamasında yatar.

O, bağımsızlığı yalnızca askeri sınırlar içinde görmedi. “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” derken, bu, bir askeri taktik değil, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan eden radikal bir siyasi felsefenin manifestosuydu. Kapitülasyonların kaldırılması ve ulusal sanayileşme adımları, bu tam bağımsızlık ilkesinin ekonomik ve siyasi hayattaki somut tezahürleridir.

Atatürk için laiklik ise din ve devlet işlerinin ayrılmasıyla sınırlı bir idari düzenleme değildi; bu, toplumsal düşüncenin dogmalardan arındırılarak bilimsel bir zemine oturtulması demekti. Eğitimde birlik, medreselerin kapatılması ve yeni harflerin kabulü; toplumun bilgi edinme biçimini doğrudan hedef alan, geri kalmışlığa karşı açılmış bir medeniyet savaşıydı. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözüyle, devrimin temel dayanağını mistisizmden alıp pozitivizme yerleştirdi.

Ayrıca, Türk milletini muasır medeniyetler seviyesine çıkarma hedefi, ancak bireyin haklarının güvence altına alındığı bir hukuk devleti ile mümkündü. Modern hukuk kurumlarının inşası, bireyi tebaalıktan vatandaşlığa taşıyan, hak temelli bir dönüşümdü. Bu, Batı’nın “aydınlanma” sürecinin Anadolu topraklarında hızlandırılmış bir uygulamasıydı.

Geleceğe Yöneliş ve Mirasın Sorumluluğu

10 Kasım, büyük lideri kaybetmenin hüznünü yaşatırken, aynı zamanda bize “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirme vazifesini hatırlatır. Onun mirası, hazır bir başarı değil, sürekli yenilenme ve ilerleme taahhüdüdür.

Atatürk’ün “Beni görmek demek, behemehal benim fikirlerimi, benim duygularımı anlamak demektir” vasiyeti, ebediyete intikalinden yıllar sonra dahi yolumuzu aydınlatmaktadır. Onun bize bıraktığı en değerli miras, çağın şartlarına uyum sağlayan, dinamik, eleştirel ve sorgulayıcı bir ulusal bilinçtir.

Bugün, onun aziz hatırası önünde saygıyla eğilirken, hepimizin omuzlarında yükselen bu büyük vizyonun sorumluluğunu bir kez daha idrak ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti, onun çizdiği yolda, ilelebet payidar kalacaktır.

Ruhun şad olsun, Büyük Atatürk.

Senin bıraktığın ışık, yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.

Ne Mutlu TÜRK’üm Diyene !