Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İş Dünyasında Hesap Vakti

İTO’DA SANDIK, İŞ DÜNYASINDA HESAP VAKTİ: 2027 KİMİN YILI OLACAK?
Yazıyı sesli dinleyebilirsiniz

İTO’DA SANDIK, İŞ DÜNYASINDA HESAP VAKTİ:
2027 KİMİN YILI OLACAK?

İstanbul iş dünyası yalnızca yeni yöneticilerini seçmeyecek; finansmana erişimden ihracata, yüksek maliyetlerden rekabet gücüne kadar önümüzdeki dönemin önceliklerini de tartışacak. Asıl sınav ise 2027’de verilecek.

Sandıkta oylar, piyasada güven aranıyor

İstanbul Ticaret Odası’nda (İTO) seçim heyecanı, aslında basit bir yönetim yarışı değil. Türkiye ekonomisinin en büyük ticaret merkezlerinden birinde işletmelerin beklentileri, itirazları ve gelecek arayışları sandığa yansıyacak. Seçim sürecinde ortaya çıkacak tablo, yalnızca başkanlık yarışının değil, sektörlerin temsil gücünün de göstergesi olacak.

Bu yarışta dikkat edilmesi gereken nokta, vaatlerin çokluğu değil, sorunlara ne ölçüde somut çözüm getirileceği. İşletmeler bugün finansmana ulaşmak, maliyetlerini yönetmek, tahsilatlarını zamanında yapmak ve yeni pazarlara açılmak istiyor. Üyeler için önemli olan, seçim döneminde verilen sözlerin seçim sonrasında ölçülebilir sonuçlara dönüşmesi.

İTO’nun yeni yönetimi açısından başarı, kaç toplantı yapıldığıyla değil, kaç işletmenin hayatının kolaylaştırıldığıyla ölçülecek.

2027’nin en büyük sınavı: Para bulmak mı, para kazanmak mı?

Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele, faizlerin seyri ve iç talebin gücü, işletmelerin kararlarını belirleyen temel başlıklar olmaya devam ediyor.

2027’de asıl mesele, ekonomik büyümenin şirketlerin bilançolarına ne ölçüde yansıyacağı olacak. Ciro artabilir; ancak finansman giderleri, işçilik maliyetleri, enerji fiyatları ve hammadde masrafları daha hızlı yükseliyorsa büyüme, işletme sahibinin beklediği refahı yaratmayabilir. Satış yapmak ile kâr etmek arasındaki mesafenin açılması, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için kritik bir risk.

Bu nedenle yeni dönemde İTO’nun öncelikleri arasında finansmana erişimin kolaylaştırılması, alternatif finansman modellerinin geliştirilmesi ve KOBİ’lerin mali yönetim kapasitesinin artırılması bulunmalı. Çünkü 2027’de şirketlerin en çok ihtiyaç duyacağı şey yalnızca ucuz kredi değil; öngörülebilir maliyetler, sürdürülebilir nakit akışı ve güven veren bir ekonomik ortam olacak.

KOBİ’ler ayakta kalırsa İstanbul büyür

İstanbul ekonomisinin gücü yalnızca büyük holdinglerden, ihracat devlerinden veya uluslararası şirketlerden gelmiyor. Bu gücün arkasında binlerce küçük üretici, toptancı, perakendeci, hizmet sağlayıcısı ve aile işletmesi bulunuyor.

Bu işletmelerin önemli bir bölümü aynı anda birkaç sorunla mücadele ediyor: Finansman maliyeti, tahsilat riski, nitelikli çalışan bulma güçlüğü ve yoğun rekabet. Büyük şirketler bu sorunların bir kısmını ölçek ekonomisiyle yönetebilirken küçük işletmelerin hareket alanı daha sınırlı.

İTO’nun yeni dönemde yapabileceği en önemli işlerden biri, üyelerini yalnızca temsil etmekle kalmayıp onlara somut hizmetler sunmak olabilir. Bankalarla iş birliği içinde finansman kanallarına erişim, ihracat pazarları hakkında bilgi, dijitalleşme desteği, eğitim programları ve sektör bazlı sorunların kamu kurumlarına düzenli biçimde aktarılması bu çerçevede değerlendirilmeli.

İTO’nun büyüklüğü üye sayısıyla, etkisi ise üyelerinin hayatında oluşturduğu farkla ölçülmeli.

İhracatçı için 2027: Rekabetin yeni kuralları

İstanbul, Türkiye’nin dış ticaret bağlantılarında merkezi bir konuma sahip. Ancak küresel pazarlarda rekabet etmek artık yalnızca fiyat avantajına dayanmıyor. Teslimat süresi, ürün kalitesi, teknolojik altyapı, sürdürülebilirlik standartları ve müşteriye sunulan hizmetin niteliği giderek daha fazla önem kazanıyor.

2027’de ihracatçılar açısından temel meselelerden biri, maliyetleri kontrol altında tutarken verimliliği artırabilmek olacak. Döviz gelirinin tek başına rekabet avantajı sağlamadığı bir ortamda işletmelerin üretim süreçlerini yenilemesi, dijital araçları kullanması ve yeni pazarlara ulaşması gerekecek.

İTO’nun burada üstlenebileceği rol açık: Firmaları uluslararası fuarlarla, potansiyel alıcılarla, ticari heyetlerle ve yeni pazarlara ilişkin güvenilir bilgilerle buluşturmak. İhracatın gelişmesi yalnızca büyük firmaların değil, onların tedarik zincirindeki küçük işletmelerin de büyümesine katkı sağlayabilir.

İstanbul’un görünmeyen maliyeti: Belirsizlik

İş dünyası açısından yüksek maliyetler kadar önemli bir başka konu da geleceği öngörebilmek. Bir şirket yatırım yaparken yalnızca bugünkü faiz oranına bakmaz. Önümüzdeki yıl talebin ne olacağını, maliyetlerin hangi yönde değişeceğini, müşterilerin ödeme gücünü ve yatırımın geri dönüş süresini de hesaplar.

Belirsizliğin arttığı dönemlerde işletmeler yatırımlarını erteleyebilir, yeni personel alımını sınırlayabilir veya büyüme planlarını yeniden değerlendirebilir. Bu nedenle 2027’de ekonomik güvenin güçlenmesi, yalnızca finansal göstergelerle değil, işletmelerin önlerini ne ölçüde görebildiğiyle de ilgili olacak.

İTO’nun sektörlerden gelen verileri düzenli biçimde toplayıp karar alıcılara sunması, sorunları somut örneklerle gündeme taşıması ve çözüm önerilerinin takibini yapması bu açıdan önem taşıyor. Temsil, yalnızca sorunları dile getirmek değil; sorunların çözüm sürecinde ısrarcı olmak demektir.

Yeni dönemin karnesi ilk 100 günde yazılmaya başlayacak

İTO’da yeni yönetimin önünde dört yıllık bir görev dönemi bulunacak. Fakat iş dünyası, vaatlerin sonuçlarını görmek için dört yıl beklemek istemeyecektir.

İlk 100 günde sektörlerin önceliklerinin belirlenmesi, KOBİ’lerin finansmana erişim sorunlarının haritalandırılması, ihracatçıların ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve bürokratik engeller için somut bir eylem planı hazırlanması önemli bir başlangıç olabilir.

Bu planın her başlığında sorumlu birimler, hedef tarihler ve ölçülebilir göstergeler bulunmalı. Kaç işletmenin ihracat desteğinden yararlandığı, kaç firmanın yeni pazarlara eriştiği, hangi işlemlerde sürelerin kısaldığı ve hangi sektör sorunlarının çözüme kavuştuğu düzenli olarak açıklanabilir.

Böyle bir yaklaşım, seçim dönemindeki söylemleri kurumsal bir performans sistemine dönüştürebilir.

2027, vaatlerin değil sonuçların yılı olmalı

İTO seçimleri, İstanbul iş dünyasının geleceğine ilişkin beklentilerin konuşulması için önemli bir fırsat sunuyor. Ancak sandıkların kapanmasıyla birlikte asıl gündem yeniden ekonomiye dönecek. İşletmelerin finansmana erişimi, enflasyonun seyri, kârlılık, istihdam, ihracat ve yatırım kararları, yeni yönetimin önündeki gerçek sınavı oluşturacak.

2027’nin nasıl geçeceği bugün kesin olarak söylenemez. Ekonomik koşullar, para politikasının seyri, küresel talep ve jeopolitik gelişmeler sonucu belirleyecek. Buna karşılık iş dünyasının hazırlıklı olması, verimliliğe yatırım yapması ve yeni pazarlara yönelmesi bugünden atılabilecek adımlar arasında.

İTO açısından da mesele, seçim kazanmakla sınırlı değil. Önemli olan, seçimden sonra üyelerin güvenini koruyabilmek ve bu güveni somut kazanımlara dönüştürmek.

Çünkü 2027’de İstanbul iş dünyası yalnızca kimin yönettiğine değil, nasıl sonuçlar üretildiğine bakacak. Sandık bir günü belirler; ekonomideki başarı ise görev dönemi boyunca verilen kararlarla şekillenir.