Kimi ağızda çirkindir,
Kimi dilde şiir olur.
Ben küfrü ; bazen kalemtıraş gibi kullanırım,
Bazen de kalbi sivriltmek için …
Neyzen Tevfik’e selâm olsun.
Neyzen Tevfik denince akla yalnızca ney sesi, yalnızca muhaliflik ya da meyhane köşeleri gelmez.Onun asıl ustalığı, küfrü “kelime-i belâgat” hâline getirmesinde yatar.
Neyzen, sövgüyü bir öfke patlaması olarak değil;
Kimi zaman zalimlere karşı kalkan,
Kimi zaman ikiyüzlüleri çıplak bırakan bir soyma sanatı,
Kimi zaman da insanın içindeki tüm duyguları rafine eden bir dil isyanı olarak kullanırdı.
Ona göre küfür, herkesin ağzından çıkan o kaba kelimeler değildi.
Asıl mesele kime, neden, hangi adaletsizliğe karşı söylendiğiydi.
Onun küfürlerinde ayıp yoktu; ayıbın kendisini yüzüne vurmak vardı.
Kelimeyi değil, meseleyi hedef alırdı.
Bir insanı değil, bir zihniyeti parçalamak isterdi.
Bir gün “Neyzen, neden bu kadar küfrediyorsun?” diye sormuşlar.
“Oğlum,” demiş,“Memlekette küfür edilecek çok şey var; ben sadece hak edene harcama yapıyorum.”
İşte bu yüzden Neyzen’de küfür, bir sanat biçimidir:
Ölçüsü vardır, ayarı vardır, ritmi vardır.
İçine yerleştirdiği mizâh, acı, isyan ve zekâ, kelimeyi bir baltaya çevirir ama baltanın sapı hep haklılıktan kesilmiştir.
Küfür etmek birçoğumuza göre, ani bir refleks, bazılarımıza göre ise alışkanlık.
Benim gözlemim: küfür çoğunlukla öfkenin, şaşkınlığın, hayal kırıklığının veya tam da o anın komikliğinin dili oluyor. Öte yandan her yerde, her zaman ve her cümlenin içinde kullanmak bir zarafet göstergesi değil; çoğunlukla düşünme tembelliğinin veya iletişim eksikliğinin işareti.
Gerçek olayı anlatayım: Bir gün pazarın ortasında, halamın aldığı poşeti bir rüzgâr kapıp uzaklaştırdı. Yanımdaki adama içimden bir küfür koptu çünkü poşetin içinde halamın özel aldığı peynir vardı! Ama sonra o poşeti uçarak yakalayıp kadına geri verince, aynı kelimeleri kullanmak yerine “İyi ki vardın be” demeyi seçtim.
Aynı his, farklı ifade; daha sakin, daha insânî.
Bir başka örnek: Trafikte gün içerisinde geçirdiğimiz sinir harbi.
Herkes aynaya bakıp kendi krallığında yaşıyor; biri aniden şerit değiştirir, frene basarsın, kalbin hoplar. O an çıkan küfür kas gücünden çok refleks gibidir
İnsanlık hallerimiz makineleştiğinde dilimiz de “acil çıkış” düğmesine basıyor. Ama yan koltukta küçük bir çocuk varsa, o düğmeyi kullanmak yerine başka yollar arıyorsun: derin nefes, kısa bir homurtu, belki de komik bir el jesti. Çünkü yetişkinlik, neyi saklayacağını da bilmektir.
Küfürü hayatın her penceresinde farklı okuma biçimleriyle görüyorum:
Evde, en samimi anlarda, aile fertleri arasında çıkan küfürler çoğu zaman bir tür içtenlik göstergesi olabilir; ama bu, saygının yerini almamalı.
İş yerinde sık sık ağza gelen ağır sözler profesyonellik sorunudur; insanlar yetenekleriyle konuşsun, kaba sözlerle değil.
Arkadaş ortamında bazen bir cümlenin içinde çıkan tek kelime bütün grubu güldürebilir fakat komikliğin tuzu biberi doğru yerde doğru kelimeyi yerleştirebilme sanatındaki başarıya bağlıdır.
Birkaç pratik kuralım var kendi kendime koyduğum:
Önce düşün, sonra söyle.
Eğer küfrün muhâttabı niyeti anlayamayacaksa sus; eğer sahnedeki mizâhın bir parçası olacaksa dibine kadar kullan ama ölçüyü kaçırma.
Bir de şu var: kelime dağarcığını genişletmek, aynı duyguyu farklı ifadelerle vermeyi sağlar. “Kahrolsun” yerine bazen “Yok artık!” demek de aynı işi görür, hem daha yaratıcı hem de daha zârif.
İtiraf edeyim, zaman zaman ben de lafta ayarı kaçırıyorum.
Maçın son dakikası, ofiste beklenmedik bir hata ya da çocukluğumun hatırasına dokunan birkaç avellik barındıran olaylarda…
O anlar insâni saf bir refleksle konuşmaya itiyor insanı. Fakat ertesi gün o anı tekrar düşününce, söylenenin kime ne hissettirdiğini hesaba katmak büyümektir. Yani pişmanlık yolu da öğretir.
Velhâsılı kelâm ;
Küfür bir araçtır. Ne bir madalyadır ne de kişiliğin tamamı. İyi kullanıldığında stres atmayı sağlar, kötü kullanıldığında ise ilişkileri aşındırır. İnsan olmak hem duygularını yaşamak hem de onları onarmayı bilmektir. Dilimizi bu süreçlerde tâmir edebiliriz; daha az kıran, daha çok bağlayan cümleler kurmak mümkündür.
Kısacası: bazen ağzımızdan tek kelime çıkar, bazen uzun cümle; asıl mesele o kelimenin ardındaki niyet, ölçü ve sorumluluktur.
Hadi, nefes alalım, düşünelim, sonra konuşalım ve gerekirse meseleyi hakkını veren bir espriyle kapatalım.
Muhabbetle gelecek haftaya görüşürüz.
