Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Halil Hakan Ercelebi
Halil Hakan Ercelebi

Terörsüz Türkiye: Bir Devlet Aklının ve Millî İradenin Yürüyüşü

Türk milletinin tarih yolculuğu, yalnızca zaferlerle değil; ağır imtihanlarla, büyük bedellerle ve devlet aklının sınandığı dönemlerle şekillenmiştir. Osmanlı’nın son asrında yaşanan çözülme sancıları, bir milletin var olma mücadelesini doğurmuş; ardından Cumhuriyet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde “tam bağımsız ve güçlü Türkiye” ideâlinin üzerine inşâ edilmiştir.

Ziya Gökalp’in “millet” anlayışı; ortak tarih, ortak kültür ve ortak gelecek ülküsü üzerine kuruluydu. Başbuğ Alparslan Türkeş’in ortaya koyduğu ülkü ise bu anlayışı siyasî bir şuurla yoğurarak “Türk milletinin bekası, devletin devamlılığı ve güçlü Türkiye” hedefinde şekillendi.

Bugün “Terörsüz Türkiye” hedefi de bu tarihî çizginin devamıdır.

Çünkü terör meselesi yalnızca bir güvenlik problemi değildir. Terör; ekonomik kalkınmayı yavaşlatan, gençlerin umutlarını tüketen, kardeşlik hukukunu zedeleyen ve Türkiye’nin enerjisini iç meselelerle harcamasını isteyen küresel hesapların bir aracıdır.

Neden Terörsüz Türkiye?

Çünkü büyük devletler enerjisini kendi iç çatışmalarına değil, geleceğini inşa etmeye harcar.

Türkiye; genç nüfusu, tarihî mirası, jeopolitik konumu ve medeniyet iddiasıyla kendi içine kapanacak bir ülke değildir. Türk milletinin hedefi; huzurun, güvenin ve birlik ruhunun hâkim olduğu güçlü bir Türkiye’dir.

Terörsüz Türkiye demek; annelerin evlat acısı yaşamaması, gençlerin dağa değil hayata yönelmesi, milletin arasına nifak tohumlarının ekilememesi demektir.

Bu meseleye sadece günlük siyasetin penceresinden bakmak, Türk devlet geleneğini anlamamaktır.

Süreç Ne Kadar Başarılı İlerliyor?

Terörle mücadele, günübirlik sloganlarla değil; sabır, kararlılık ve devlet aklıyla yürütülür.

Türkiye’nin son yıllarda güvenlik alanında attığı adımlar, terör örgütlerinin hareket kabiliyetini ciddi şekilde sınırlandırmıştır. Ancak Türk devlet geleneğinde mücadele; sadece sahada değil, zihniyet ve diplomasi alanında da yürütülür.

Başarı; sadece silahların susması değil, milletin gönül bağlarının güçlenmesiyle ölçülür.

Çünkü ülkücü hareketin anlayışı şudur: Devlet yalnız sınırları koruyan bir yapı değil; milletin tamamını kucaklayan bir ülküdür.

Muhalefetin Beka Meselesine Bakışı Siyasi midir?

Türkiye’de yıllardır bazı çevreler “beka” kavramını küçümsemeye çalışmıştır.

Oysa beka; bir siyasi slogan değil, Türk devlet aklının temel refleksidir.

Osmanlı’nın son döneminde yaşanan parçalanma süreçlerinden Cumhuriyet’in kuruluş mücadelesine kadar her dönemde aynı gerçek görülmüştür: Devlet zayıflarsa millet bedel öder.

Elbette demokratik toplumlarda farklı görüşler olacaktır. Ancak Türkiye gibi jeopolitik baskıların merkezinde olan bir ülkede güvenlik, birlik ve devletin devamlılığı meseleleri günlük siyasi hesapların üzerinde değerlendirilmelidir.

Beka meselesine yalnızca seçim matematiği üzerinden yaklaşmak, tarihin bize öğrettiği acı tecrübeleri görmezden gelmektir.

Neden “Bilge Lider” Denildiğini Anlamak…

Liderlik yalnızca kalabalıkların önünde konuşmak değildir.

Bazen liderlik; zor zamanda doğru sözü söylemek, toplumun görmekte zorlandığı noktayı görmek ve devletin geleceğini öncelemektir.

Alparslan Türkeş’in siyasi hayatındaki temel çizgi; “önce ülkem ve milletim” anlayışıydı. Bugün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu siyaset de bu devlet merkezli bakışın devamı olarak değerlendirilmelidir.

Bir liderin değerini zaman gösterir. Çünkü tarih, günlük tartışmaları değil; milletin geleceği adına alınan kararları kaydeder.

Milliyetçimsi Yapılar Neden Rahatsız Oluyor?

Türk milliyetçiliği; sadece söz söylemek değil, sorumluluk almaktır.

Milliyetçilik; devlet zor zamanda yanındayken kenarda durmak değil, milletin geleceği için taşın altına elini koymaktır.

Sadece milliyetçi söylemlerle siyaset yapmak ile millî meselelerde sorumluluk almak arasında büyük fark vardır.

Terörsüz bir gelecek, güçlü bir devlet ve huzurlu bir toplum fikri; aslında Türk milletinin ortak arzusudur.

Ancak bazı yapılar siyasî varlıklarını sürekli çatışma, ayrışma ve kriz dili üzerinden kurabilir. Böyle dönemlerde birlik ve istikrar söylemi, bu siyaset anlayışlarını zor durumda bırakabilir.

Çünkü krizden beslenen siyaset, huzurun değerini anlatmakta zorlanır.

Türk milletinin ülküsü; geçmişin şanını geleceğin hedefleriyle birleştirmektir.

Ziya Gökalp’in millet fikrinden, Başbuğ Türkeş’in ülkü anlayışından ve Cumhuriyet’in kurucu iradesinden süzülen temel gerçek şudur:

Türkiye güçlü olmak zorundadır.

Güçlü Türkiye’nin yolu ise kardeşlikten, birlikten, terörün olmadığı bir gelecekten geçmektedir.

Bugün mesele bir siyasi parti meselesinden daha büyüktür.

Mesele; bin yıllık devlet aklının, büyük Türk milletinin istikbal yürüyüşünün meselesidir.

Ve tarih, milletinin geleceği için sorumluluk alanları daima hatırlayacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER