Bazen tarihin kendisi bir cümle kurar.
Ne bir siyasetçi söyler o cümleyi, ne bir hükümet yazar, ne de bir meclis kürsüsünden okunur.
Takvim söyler.
Ve bazen aynı gün, yıllar ve binlerce kilometre arayla yaşanan iki gelişme, birbirinden tamamen farklı coğrafyalarda aynı sorunun insanlık tarihindeki karşılığını hatırlatır:
Silahın siyasetten çekilmesi mümkün müdür?
Yıllarca süren terör, bir gün devletin hukuk düzeni içerisinde kapanabilir mi?
İşte “Hayırlı Cuma” başlığının bizim için asıl anlamı burada başlıyor.
Bu başlığın dinî bir göndermesi yoktur.
Mesele, Cuma gününün kutsallığı değildir.
Mesele, tarihin takvim üzerinde bıraktığı siyasi izdir.
1998 yılındaki Good Friday Agreement, yani Hayırlı Cuma Antlaşması, Kuzey İrlanda’da onlarca yıl süren kanlı çatışmanın ardından yeni bir siyasi düzenin kapısını açtı.
Ve aradan geçen yıllar içinde IRA’nın silahlı mücadelesinin sona ermesi, silahların devreden çıkarılması ve mücadelenin demokratik siyasete taşınması, bu sürecin en önemli sonuçlarından biri hâline geldi.
Bugün Türkiye’de ise başka bir Cuma günü, başka bir başkentte, başka bir devletin Meclisinde, başka bir tarihî sürecin hukukî çerçevesi tartışılıyor:
Çerçeve Yasa.
İşte tarihin ironisi tam da burada.
Dün Belfast’ta “Good Friday” ile anılan bir süreç, bugün Ankara’da başka bir Cuma gününde “Terörsüz Türkiye” hedefinin hukukî zemini üzerine yapılan tartışmalarla aynı takvim yaprağında buluşuyor.
Bu, iki ülkenin aynı olduğu anlamına gelmez.
Aksine Türkiye’nin kendi tarihinin, kendi devlet geleneğinin, kendi güvenlik gerçekliğinin ve kendi millî iradesinin bambaşka olduğunu bilerek konuşmak gerekir.
Fakat tarih bize karşılaştırma yapma hakkı verir.
Çünkü bazı meselelerin coğrafyası değişir, fakat devletlerin karşı karşıya kaldığı temel soru değişmez:
Terör nasıl sona erdirilir ve bir daha başlamayacağı bir düzen nasıl kurulur?
Belfast’ta silahın sonu, Ankara’da hukukun başlangıcı
Kuzey İrlanda örneğinin en önemli tarafı, çatışmanın yalnızca güvenlik operasyonlarıyla değil, siyasi ve hukukî bir mimariyle sonlandırılmaya çalışılmasıydı.
1998’deki anlaşma demokratik kurumları, siyasi katılımı ve silahsızlanmayı aynı çerçevede ele aldı.
Ancak asıl önemli nokta şuydu:
Silah siyasetin üzerinde olmayacaktı.
Terör örgütü siyasal düzenin hakemi olmayacaktı.
Siyaset, silahın gölgesinden kurtulacaktı.
IRA’nın daha sonraki süreçte silahlarını kullanılamaz hâle getirmesi, bu dönüşümün en sembolik aşamalarından biri oldu.
İşte Türkiye’nin bugün tartıştığı mesele açısından da burası önemlidir.
Terörsüz Türkiye;
terör örgütünün siyasete ortak olması değildir.
Terörsüz Türkiye;
silahlı yapının sona ermesidir.
Terörsüz Türkiye;
örgütsel kapasitenin tasfiyesidir.
Terörsüz Türkiye;
silahın yerini hukukun, şiddetin yerini siyasetin almasıdır.
Ve nihayet;
Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet otoritesinin tartışmasız biçimde devam etmesidir.
Aynı Cuma, farklı başkent
Belfast’ta 1998 yılında bir Cuma günü, onlarca yıllık çatışmanın ardından siyasi çözümün kapısı aralandı.
Ankara’da ise bugün başka bir Cuma günü, Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği terör meselesinin hukuk zemininde nasıl sonlandırılacağı tartışılıyor.
Biri Kuzey İrlanda’nın tarihiydi.
Diğeri Türkiye’nin tarihi oluyor.
Aralarında doğrudan bir organik bağ kurmak elbette doğru değildir.
Ama tarihsel bir paralellik kurmak mümkündür.
Ve bu paralellik son derece çarpıcıdır.
Çünkü bir tarafta:
Good Friday Agreement → silahsızlanma → demokratik siyaset
diğer tarafta:
Terörsüz Türkiye → silahların tasfiyesi → hukuk ve Meclis zemini
şeklinde okunabilecek bir süreç ortaya çıkmaktadır.
İşte “Hayırlı Cuma Ahitleşmesi” başlığı tam olarak bu yüzden anlamlıdır.
Çünkü burada ahit;
dinî değil,
siyasi ve tarihî bir kavramdır.
Bir devletin kendi geleceğiyle yaptığı sözleşmedir.
Bir milletin gelecek nesillere verdiği sözdür.
Bir siyasetin, terörün artık bir yöntem olmaktan çıkarılacağına dair ortaya koyduğu iradedir.
Bahçeli’nin açtığı tarihî parantez
Türkiye’de bu sürecin konuşulabilir hâle gelmesinde en dikkat çekici siyasi iradelerden biri hiç şüphesiz MHP Genel Başkanı Bilge Liderimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli tarafından ortaya konulmuştur.
Sayın Bahçeli’nin Terörsüz Türkiye perspektifi, meseleyi yalnızca bugünün güvenlik başlığı olarak değil, Türkiye’nin gelecek yüzyılını ilgilendiren bir devlet meselesi olarak değerlendirdi.
Bu yaklaşımın özü şudur:
Terörle mücadele devam ederken terörün varlık sebebini ortadan kaldıracak siyasi ve hukukî zeminin de oluşturulması.
Bu, milliyetçi siyasetin kolay cümlesi değildir.
Çünkü en kolay olan, yıllardır söyleneni tekrar etmektir.
En zor olan ise;
“Bu meseleyi Türkiye Cumhuriyeti’nin lehine nasıl kesin olarak bitirebiliriz?”
sorusunu sormaktır.
Devlet aklı bazen tam da burada ortaya çıkar.
Bir devletin büyüklüğü yalnızca düşmanını yenmesinde değil;
düşmanlığın yeniden üretilemeyeceği bir düzen kurabilmesindedir.
Çerçeve Yasa’nın anlamı
Bu nedenle TBMM’de görüşülen Çerçeve Yasa tartışması sıradan bir yasama faaliyeti olarak görülmemelidir.
Bu süreç başarılı olacaksa;
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı,
millî egemenlik,
hukuk devleti,
tek millet ve ortak vatandaşlık zemini,
terörün finans ve örgütlenme kanallarının tasfiyesi
ve silahlı yapıların kesin biçimde devre dışı bırakılması konusunda hiçbir belirsizlik bırakmamalıdır.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı bir “çatışmasızlık” hâli değil,
kalıcı bir terörsüzlük düzenidir.
Aradaki fark büyüktür.
Çatışmasızlık geçici olabilir.
Terörsüzlük ise kurumsallaşmalıdır.
Çatışmasızlık bir ara dönemdir.
Terörsüzlük bir devlet politikasıdır.
Çatışmasızlıkta silah susar.
Terörsüzlükte silahın yeniden konuşabileceği bütün zeminler ortadan kaldırılır.
İşte Çerçeve Yasa’nın tarihî sorumluluğu da burada başlamaktadır.
Tarih tekerrür etmez; fakat ders verir
Belfast’ta yapılan anlaşmayı Türkiye’ye aynen taşımak mümkün değildir.
Türkiye’nin şartları farklıdır.
Türkiye’nin devlet geleneği farklıdır.
Türkiye’nin jeopolitiği farklıdır.
Türkiye’nin terörle mücadele tecrübesi farklıdır.
Dolayısıyla Türkiye’nin çözümü de Türk devlet aklının ürünü olmak zorundadır.
Fakat IRA örneği bize bir gerçeği göstermiştir:
Terör örgütleri silahlarını bıraktığında tarih bitmez; asıl tarih ondan sonra başlar.
Çünkü silahların susması yalnızca ilk aşamadır.
Sonrasında hukuk,
siyaset,
demokrasi,
kurumsal güven,
toplumsal bütünlük
ve devlet otoritesi yeniden inşa edilir.
Türkiye de bugün tam olarak böyle bir tarihî eşikte durmaktadır.
Cuma günü bize ne söylüyor?
O hâlde “Hayırlı Cuma” demek;
Cuma’nın dinî anlamına gönderme yapmak değildir.
Bugün burada başka bir “Cuma”dan söz ediyoruz.
1998 Belfast’ı ile 2026 Ankara’sını aynı takvim yaprağında buluşturan Cuma’dan…
Bir tarafta Good Friday Agreement.
Diğer tarafta TBMM’de Çerçeve Yasa tartışması.
Bir tarafta IRA’nın silahlı mücadeleden çekilmesi.
Diğer tarafta Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” hedefi.
Bir tarafta çatışmanın siyasi düzleme taşınması.
Diğer tarafta Türkiye’nin terörü hukuk ve devlet iradesiyle tamamen tasfiye etme arayışı.
Elbette sonuçları bugünden ilan edemeyiz.
Çünkü tarih, bitmemiş süreçlere zafer madalyası takmaz.
Fakat şunu söyleyebiliriz:
Türkiye, terör meselesini yalnızca güvenlik başlığı olmaktan çıkarıp devlet politikası ve Meclis iradesi seviyesinde çözmeye yönelik tarihî bir aşamaya gelmiştir.
Bu küçümsenecek bir gelişme değildir.
Son söz: Ahit kimle yapılıyor?
Bugün Türkiye’nin yaptığı ahit, herhangi bir örgütle değildir.
Herhangi bir şahısla değildir.
Herhangi bir siyasi partiyle değildir.
Türkiye’nin ahdi;
kendi geleceğiyle yapacağı ahittir.
Ve bu ahdin maddesi tek cümledir:
Bu topraklarda silahın siyasete, terörün demokrasiye, şiddetin millî iradeye bir daha hükmetmesine izin verilmeyecektir.
Eğer Terörsüz Türkiye bu anlayışla başarıya ulaşırsa, tarih bunu yalnızca bir güvenlik başarısı olarak yazmayacaktır.
Bir devletin, kendi içindeki en uzun ve en ağır yaralardan birini hukuk ve millî irade zemininde kapatmasının hikâyesi olarak yazacaktır.
Belki yıllar sonra tarihçiler bugünün Ankara’sına baktığında şunu söyleyecekler:
“Belfast’ta bir Cuma günü başlayan tarihî dönüşümün üzerinden yıllar geçti; Ankara’da başka bir Cuma günü Türkiye kendi çözümünün hukukî kapısını araladı.”
İşte bizim “Hayırlı Cuma” dediğimiz şey budur.
Dini bir anlam değil.
Bir takvim tesadüfünün tarihe bıraktığı siyasi izdir.
Ve eğer bu süreç başarıya ulaşırsa, o Cuma yalnızca bir gün olarak kalmayacaktır.
Türkiye’nin terörle geçen yıllardan terörsüz geleceğe yürüyüşünde bir dönüm noktası olarak hatırlanacaktır.
Çünkü tarih bazen büyük değişimleri savaş meydanlarında değil,
Meclis salonlarında, hukuk metinlerinde ve takvim yapraklarında kaydeder.
Şimdi mesele, o yaprağa ne yazacağımızdır.
Türkiye’nin cevabı ise açık olmalıdır:
Silah susacak.
Terör bitecek.
Devlet yaşayacak.
Millet kazanacak.
Terörsüz Türkiye.

YORUMLAR