Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Miraç Özmen / Araştırmacı,Yazar
Miraç Özmen / Araştırmacı,Yazar

Unutmak mı daha zor, Kabullenmek mi ?

Yazıyı sesli dinleyebilirsiniz

İnsanın bazı gidişlere üzülmesinin sebebi, birinin gitmiş olması değildir. Asıl mesele, giderken sanki hiç gelmemiş gibi davranmasıdır.

Çünkü insan, kaybetmeye bir şekilde alışıyor da yaşanmış olanın bu kadar kolay yok sayılmasına alışamıyor. Birlikte gülünmüş, susulmuş, beklenmiş, hayal kurulmuş onca şeyin ardından birinin dönüp hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gitmesi, geride kalana ister istemez şu soruyu bıraktırıyor: “Bunca şey benim için bu kadar gerçekken, onun için neydi?”

Belki de unutmak dediğimiz şey tam burada başlıyor sanıyoruz.

Oysa başlamıyor.

Çünkü insan bazı şeyleri unutmaz. Sadece onlarla yaşamayı öğrenir.

Bir şarkının ilk notasında içine çöken o eski his, yıllar sonra aynı sokağın köşesinden geçerken aklına düşen bir anı, hiç beklemediğin bir cümlenin içinde yeniden karşına çıkan bir isim… Bunların hiçbiri unutulmadığının kanıtı değil aslında. Geçmişin hâlâ seninle konuşabildiğinin kanıtı.

Sonra insan kendine soruyor:

“Ben bunu hâlâ unutamadım mı?”

Belki de mesele unutmak değildir.

Bence asıl mesele, yaşanan şeyin artık yaşanmadığını kabullenebilmek. Bir zamanlar hayatında yeri olan birinin artık o hayatın içinde olmadığını… Birlikte kurulan cümlelerin yarım kaldığını… Bazı ihtimallerin hiçbir zaman gerçeğe dönüşmeyeceğini…

İnsanın canını en çok da bu yakıyor zaten.

Çünkü bazen kaybettiğimiz şey bir insan değil, onunla birlikte hayal ettiğimiz ihtimal oluyor.

Bir evin anahtarını kaybetmek gibi değil bu. Anahtarı bulamayınca kapıyı değiştirebilirsin. Ama bazı kapılar vardır, bir kez kapandığında elinde anahtarın olsa bile artık aynı yere açılmaz.

Hayat işte .

Sen yaşananları anlamlandırmaya çalışırken bazı insanlar hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edebiliyor. Sanki birlikte yürünmüş bir yol değil de kaldırımın kenarında unutulmuş bir taşmışsın gibi… Birkaç adım sonra arkalarında ne bıraktıklarına bakmadan yürüyüp gidiyorlar.

Galiba insanın sınavlarından biride bu gibi,

Çünkü bazen karşındaki insanın gidişi değil, giderken gösterdiği tavır kalıyor aklında.

İnsan, birinin gitmesine üzülmekten çok, bunca şeyin nasıl bu kadar kolay geride bırakılabildiğine şaşırıyor. Birlikte içilen kahveler, edilen sohbetler, paylaşılan sessizlikler, verilen sözler… Hepsi bir anda eski bir fotoğrafın içindeki insanlara dönüşüyor.

Oysa ben hep şuna inanırım: Bir insan hayatından çıkabilir ama yaşanmışlığı yok edemez.

Bir ağacı yerinden sökebilirsin; ama o ağacın yeri hafızalarda kalır.

Gittikleri yeri terk etmeyi, orada bıraktıkları her şeyi de yok etmek sanıyorlar. Oysa insanın büyüklüğü gitmesinde değil, giderken ne bıraktığında belli olur diyorum.

Kimi insanlar bir kapıyı sessizce kapatır. Arkasında kalanlara saygısı vardır. Kimi de kapıyı çarpıp gider; kırar yıkar dağıtır.

Ben artık hangisinin daha zor olduğunu düşünürken başka bir şey fark ediyorum: Unutmak zamanın işi, kabullenmek insanın kendi işi.

Zaman bazı izlerin rengini solduruyor. Eskiden canını yakan bir şey, yıllar sonra sadece hafif bir sızı olarak kalabiliyor. Ama kabullenmek… O daha başka. “Evet, böyle oldu ve ben bunu değiştiremeyeceğim.” diyebilmek gerekiyor.

İnsanın elinden gelen tek şey, geçmişin kapısında beklemeyi bırakıp kendi yoluna devam etmeksi gerek.

Çünkü hayat, sürekli arkasını dönüp neyin eksildiğini sayanlara değil; önündeki yolun hâlâ devam ettiğini görenlere akıyor.

Bunun adı belki de büyümek biraz da şu:

Her gidenin ardından bir açıklama beklememek.

Her yarım kalan şeyin tamamlanmasını istememek.

Her sorunun cevabını bulmaya çalışmamak.

Bazı insanlar neden geldiğini anlatmadan gelir, neden gittiğini anlatmadan gider. Sen ise bir süre onların bıraktığı sessizliği anlamlandırmaya çalışırsın. Sonra bir gün fark edersin ki, bazı cevaplar insanın karşısından değil, içinden çıkıyor.

O gün geçmiş değişmiyor.

Ama geçmişin sende bıraktığı yer değişiyor.

Belki unutmayacaksın.

Belki bazı isimler, bazı sokaklar, bazı şarkılar yıllar sonra bile sana bir şey hatırlatacak.

Ama hatırlamak başka, orada kalmak başka.

Ben galiba artık bunu daha iyi anlıyorum.

Bazı şeyleri unutmak gerekmiyor. Sadece hayatının geri kalanını onların etrafında kurmaman gerekiyor.

Çünkü insan bazen birini geride bırakmaz; kendisini, onun bıraktığı yerde beklemekten vazgeçer.

Ve o an, unutmuş olmazsın.

Sadece artık dönüp bakmaya ihtiyaç duymazsın.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER