Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dr.Adem Çetin / Akademisyen
Dr.Adem Çetin / Akademisyen

Türk’ün Bozkırdaki Yoldaşı Geyik

Yazıyı sesli dinleyebilirsiniz

Türk sanatının uzun tarihine bakıldığında bazı figürlerin yüzyıllar boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıktığını görürüz. At, kartal, kurt, hayat ağacı ve geyik bunların başında gelir. Ancak geyik, Türk sanatındaki hayvan figürleri arasında ayrı bir yere sahiptir.

Çünkü Türklerin ilk evcilleştirdiği hayvan geyiktir. Onu kaya yüzeylerinde, maden eserlerinde, dokumalarda, seramiklerde ve taş süslemelerde görmek mümkündür. Üstelik bu figür, yalnızca biçimini değiştirmemiş; farklı dönemlerin sanat anlayışlarına girerek yeni görünümler kazanmıştır.

 

Geyiğin Türk sanatındaki izleri oldukça eskiye uzanır. Türkistan bozkırlarının erken sanat çevresinde hayvan figürleri önemli bir yer tutar. Özellikle hayvan üslubu olarak adlandırılan sanat anlayışında geyik, sanatçıların sıkça başvurduğu figürlerden biridir. Bu üslupta doğadaki hayvanın birebir kopyalanmasından ziyade soyutluk ön plandadır. Sanatçı, geyiğin karakteristik özelliklerini seçer; ince bedenini, hareketli bacaklarını ve dallanarak yükselen boynuzlarını belirginleştirir. Böylece gerçek bir hayvan, sanat eserinin yüzeyine uyarlanmış stilize bir figüre dönüşür.

 

Bu anlayışın en çarpıcı örneklerinden bazıları Pazırık kurganlarından çıkarılan eserlerde görülür. Özellikle Pazırık halısının bordüründe sıralanan geyikler, erken dönem bozkır sanatının güçlü örneklerinden biridir. Geyiklerin belirli bir düzen içerisinde art arda ilerlemesi, yalnızca bir hayvan dizisi oluşturmaz; halının bütün yüzeyine hakim olan ritmi de kurar. Bedenlerin ölçülü hareketi, bacakların aynı yönde tekrarlanışı ve boynuzların ayrıntılı işlenişi, sanatçının doğadaki bir canlıyı nasıl bezeme düzeninin parçasına dönüştürdüğünü gösterir.

 

Geyik figürü Pazırık’ta yalnızca dokuma sanatında görülmez. Kurganlardan çıkarılan maden eserlerinde, at koşum takımlarında, keçe duvar yaygılarında ve çeşitli süs eşyalarında da geyik tasvirleriyle karşılaşılır. Küçük bir metal yüzeye işlenen geyiklerde özellikle boynuzların biçimi dikkat çeker. Bazen bütün gövde birkaç çizgiyle çözümlenirken boynuzlar daha belirgin tutulur. Böylece figür, ayrıntıdan çok siluet ve hareket üzerinden tanınır. Bu özellik, hayvan üslubunun güçlü taraflarından biridir.

 

Geyiğin sanat içindeki bu uzun ömrünü yalnızca biçimsel özellikleriyle açıklamak yeterli değildir. Türk kültüründe geyiğe yüklenen anlamlar da onun kalıcılığında etkili olmuştur. İslamiyet öncesi Türk inanışlarında geyik, kutsallık, uğur, koruyuculuk ve yol göstericilik gibi kavramlarla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle sanat eserlerinde sıkça karşımıza çıkan sıradan bir hayvan olmaktan daha farklı bir konuma sahiptir. Değişen kültür ve inanç çevreleriyle birlikte geyiğin anlamı da dönüşmüştür; buna rağmen figürün sanat içindeki varlığı kesilmemiştir.

 

Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle birlikte sanat dünyasında da yeni bir kültür çevresi oluşmuştur. Buna rağmen hayvan figürlerinin bütünüyle ortadan kalkmamıştır. Büyük Selçuklu sanatında maden, seramik, tekstil ve diğer sanat dallarında figürlü bezeme geleneği sürmüş; geyik de bu repertuvar içerisinde yer almıştır. Ancak artık karşımızda erken bozkır sanatının birebir tekrarı yoktur. Figür, yeni bezeme anlayışları ve yeni sanat ortamları içinde yeniden biçimlenmiştir.

 

Anadolu Selçuklu sanatında bu dönüşüm daha belirgin hale gelir. Taş süslemeden seramiğe, maden sanatından halı ve tekstile kadar farklı alanlarda hayvan figürleri kullanılmıştır. Geyik de kimi zaman tek başına, kimi zaman başka hayvanlarla birlikte kompozisyona katılmıştır. Taş üzerinde daha güçlü ve belirgin konturlarla işlenen figür, seramik yüzeyinde daha hareketli bir kompozisyonun parçası haline gelmiştir. Dokumalarda ise tekrar ve ritim ön plana çıkar. Aynı geyik figürü, farklı malzemelerin özelliklerine göre farklı bir görsel karakter kazanır.

 

Burada Türk sanatındaki geyik figürünün asıl ilginç tarafı ortaya çıkar: Geyik, hazır bir motif olarak yüzyıllar boyunca kopyalanmamış; her dönemde yeniden yorumlanmıştır. Maden sanatçısı onu küçük bir yüzeye sığdırmış, dokumacı bir bordürün ritmine katmış, seramik sanatçısı kap yüzeyine taşımış, taş ustası ise mimari süslemenin parçası haline getirmiştir. Figürün özü korunurken biçimi değişmiştir.

 

Bu uzun serüvenin yakın dönemlerdeki ilginç örneklerinden biri de geyik figürlü duvar halılarıdır. Özellikle 20. yüzyılda Anadolu’nun birçok bölgesinde evlerin duvarlarını süsleyen, çoğu zaman makine dokuması halılarda geyikli manzaralara rastlanır. Göl ya da akarsu kenarında duran geyikler, ağaçlar ve pastoral manzaralar bu halıların en tanınan görüntülerindendir. Bu örneklerin doğrudan eski Türk halı geleneğinin devamı olduğunu söylemek belki doğru olmaz. Fakat Türkiye’deki evlerin görsel dünyasında geyikli manzaraların karşılık bulması, figürün kültürel hafızadaki yerini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

 

Bugün de geyik, geleneksel sanatların yanı sıra çağdaş tasarımda farklı biçimlerde kullanılmaya devam ediyor. Artık eski sanatçının dünyasından çok farklı bir görsel çevredeyiz. Buna rağmen binlerce yıl önce maden üzerine işlenen bir geyik ile günümüzün bir tasarımındaki geyik arasında kurulabilecek görsel bağ bütünüyle ortadan kalkmış değildir.

 

Türk sanatında geyiğin hikayesi bu nedenle yalnızca bir motifin hikayesi değildir. Bu, bir figürün değişen sanat anlayışları içerisinde nasıl yaşayabildiğinin kanıtıdır. Bozkırın maden eserlerinde hareket kazanan geyik, Pazırık halısında ritme dönüşmüş; Selçuklu sanatında farklı malzemelerin içine girmiş, Anadolu’da yeni biçimler kazanmış ve yüzyıllar sonra evlerin duvarlarında bambaşka bir görüntüyle yeniden karşımıza çıkmıştır.

 

Belki de geyiğin Türk sanatındaki asıl gücü burada yatıyor. Sanat değişmiş, malzemeler değişmiş, üsluplar değişmiş; fakat geyik her defasında sanatçının elinde yeniden biçimlenmeyi başarmıştır. Boynuzlarının çizgisinde, hareketli bedeninde ve yüzyıllar boyunca değişen tasvirlerinde, Türk sanatının sürekliliğini olduğu kadar değişme kabiliyetini de görmek mümkündür.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER