Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Politik Bir Adamın Anatomisi

Politik bir adam olmak, yalnızca bir fikri savunmak değildir; çoğu

Politik bir adam olmak, yalnızca bir fikri savunmak değildir; çoğu zaman bir ömrü, bir yalnızlığı ve bitmeyen bir iç muhasebeyi sırtında taşımaktır. O, kalabalıkların önünde konuşurken bile kendi içine dönük bir adamdır. Alkışlar yükseldiğinde susar, sessizlik çöktüğünde konuşur.  

 Çünkü onun asıl mücadelesi meydanlarda değil, gecenin en sessiz saatlerinde kendi vicdanıyla verdiği kavgadadır. 

 Onun yalnızlığı, kalabalıkların ortasında büyüyen bir çöldür. Alkışların sesi yükseldikçe, hakikatin sesi kısılır; omuzlara dokunan eller çoğaldıkça, ruhun omzuna yaslanacak bir el azalır. Her cümle tartılır, her suskunluk yorumlanır, her bakış bir niyet okumasına dönüşür.  

 Bu yüzden politik bir adam, en çok konuştuğu anlarda bile aslında kendisiyle baş başadır.  

 Çünkü siyasette söz, çoğu zaman bir duygu değil; bir mevzi, bir siper, bir savunma hattıdır. 

 Her sabah aynı soruyla uyanır: “Bugün kendim olarak mı konuşacağım, yoksa temsil ettiğim şey adına mı susacağım?” Bu soru, onun varoluşsal yüküdür. Zira siyaset, insanı çoğu zaman bir yüz olmaktan çıkarır, bir simgeye dönüştürür. Simge olmak ise etten kemikten bir insan için en ağır roldür. Gülmesi ölçülür, susması yorumlanır, öfkesi manşet olur; fakat kırgınlığına nadiren kimse bakar. 

 Onun duyguları kontrollüdür; ama bastırılmış değildir. Sevdiğinde bile temkinlidir. Çünkü bilir ki politik bir adamın aşkı da politiktir artık. Kime yakın durduğu, kimden uzaklaştığı, hatta kime selam verdiği bile bir anlam üretir. Bu yüzden içindeki çocukla, dışındaki adam arasında sürekli bir mesafe bırakır. Çocuk, safça inanmak ister; adam ise her inancın bedelini hesaplamak zorundadır. 

 O adamın en büyük yalnızlığı, kimseye tam olarak ait olamamaktır. Halkın içindedir ama kalabalığa karışamaz. Dostları vardır ama dostlukları zamana ve şartlara bağlıdır. Düşmanları ise nettir; çünkü siyaset, düşmanı çoğu zaman dosttan daha sadık kılar. Bu yüzden o, geceleri çoğu kez suskunluğa sığınır. Susmak, onun için bir kaçış değil; var olabilmenin son sığınağıdır. 

 Varoluşu bir tercihten ibaret değildir; bir mecburiyettir. Çünkü politik bir adam, bir noktadan sonra seçtiği yolu değil, yolun onu seçtiğini fark eder. Geri dönemez; çünkü geri dönüş, yalnızca bir yenilgi değil, inandıklarına ihanet anlamına gelir. Devam etmek ise her gün biraz daha yalnızlaşmayı göze almaktır. 

 Ve yine de yürür.  

Çünkü bilir ki politik bir adamın en büyük trajedisi, vazgeçmek değil; vazgeçtiğinde kim olacağını bilememektir. O yüzden omuzlarında taşıdığı yükle, kalbinde bastırdığı duygularla, aklında bitmeyen sorularla yoluna devam eder. Ne tam mutludur, ne de tamamen umutsuz. O, tam olarak şudur: İnandığı şey uğruna kendi huzurunu feda etmeyi göze almış bir insan. 

 Belki de politik bir adam olmak, en nihayetinde şudur: Kendinle barışamadan, bir memleketle barışmaya çalışmak…