İnsan çoğu zaman kötü ihtimalden değil, ihtimalin açık kalmasından yorulur. Sınav sonucunu bekleyen biri “kötü gelsin ama artık gelsin” der. İş görüşmesinden dönüş bekleyen kişi, olumsuz cevaba bile razı hale gelir. İlişkide karşı tarafın ne düşündüğünü bilmeyen insan, bazen ayrılığı bile belirsizliğe tercih eder. Çünkü belirsizlik, zihinde kapanmamış bir dosya gibi çalışır. Sonuç kötü olsa bile bir çerçeve verir; belirsizlik ise insanı sürekli ihtimaller arasında sürükler.
Belirsizliğin bu kadar yıpratıcı olmasının nedeni, zihnin boşlukları kendi kendine doldurma eğilimidir. Cevap gelmediğinde zihin durmaz; senaryo üretir. “Ya kötü olursa?”, “Ya beni istemiyorsa?”, “Ya iş ters giderse?”, “Ya bir şey saklanıyorsa?” Bu soruların çoğu gerçeğe değil, kaygıya dayanır. Fakat kaygı, kesinlik yokluğunda çok güçlü görünür. Çünkü insan zihni, bilmediği şeyi çoğu zaman en kötü ihtimalle tamamlar. Belirsizlik uzadıkça gerçeklik değil, hayal edilen felaket büyür.
Bu yüzden bazı insanlar için beklemek sadece beklemek değildir; ruhsal olarak askıda kalmaktır. Bir karar verilmemişse, ilişki tanımlanmamışsa, cevap gelmemişse, gelecek netleşmemişse kişi kendi iç dünyasında da yerleşemez. Ne yas tutabilir ne umut edebilir. Ne vazgeçebilir ne tutunabilir. Belirsizlik insanı iki duygu arasında kilitler: “Olabilir” ile “olmayabilir.” Bu aralık kısa sürdüğünde taşınabilir; uzadığında insanı tüketir.
Burada kontrol ihtiyacı devreye girer. İnsan kötü bir sonuçla bile ne yapacağını aşağı yukarı bilir. Reddedildiyse yas tutar, başarısız olduysa yeniden çalışır, hastalık varsa tedavi planı yapar, ilişki bittiyse ayrılığın acısıyla yüzleşir. Ama sonuç yoksa, eylem de yoktur. Kişi bekler. Bekledikçe zihni daha çok çalışır. Daha çok düşündükçe daha çok yorulur. Sonunda sonucun kendisinden çok, beklemenin yükü ağır basar.
Belirsizliğe tahammülsüzlük yalnızca güncel kaygıyla ilgili değildir; çoğu zaman kişinin ilişkisel geçmişiyle de bağlantılıdır. Çocuklukta duygusal olarak öngörülemez ilişkiler yaşayan insanlar için belirsizlik daha tehdit edici olabilir. Bazen sevgi vardır, bazen yoktur. Bazen ebeveyn sıcak, bazen soğuktur. Bazen ortam sakin, bazen patlamaya hazırdır. Böyle bir zeminde büyüyen çocuk, belirsizliği sıradan bir bekleme hali gibi değil, yaklaşan bir tehlike gibi öğrenebilir. Yetişkinlikte de cevap gelmeyen mesaj, ertelenen konuşma ya da netleşmeyen ilişki eski alarm sistemini harekete geçirir.
Bu noktada insanın yaptığı en büyük hata, belirsizliği hemen ortadan kaldırmaya çalışmasıdır. Sürekli mesaj atmak, karşı tarafı sıkıştırmak, erken karar vermek, kesinlik almak için kontrolcü davranmak, “ya hep ya hiç” noktasına gelmek… Bunlar kısa vadede rahatlatır gibi görünür; fakat çoğu zaman durumu daha da bozar. Çünkü kaygıyla alınan kararlar genellikle gerçeği değil, kişinin iç sıkışmasını yönetmeye yarar. İnsan bazen gerçekten karar verdiğini sanır; aslında sadece beklemeye dayanamadığı için bir kapıyı zorla kapatıyordur.
Belirsizliğe tahammül etmek pasif kalmak değildir. Körlemesine beklemek de değildir. Olgun tutum, kontrol edebildiğin alan ile edemediğin alanı ayırabilmektir. Sınava çalışmak senin alanındadır; sonucun açıklanma tarihi senin alanında değildir. Bir ilişkide açık konuşmak senin alanındadır; karşı tarafın duygusunu hemen netleştirmesi senin alanında değildir. İş başvurusu yapmak, hazırlıklı olmak, alternatif üretmek senin alanındadır; karşı kurumun ne zaman döneceği senin alanında değildir.
Bu ayrım yapılamadığında insan kendi sınırını kaybeder. Her şeyi yönetmeye çalışır. Oysa her şeyi yönetme arzusu, çoğu zaman gücün değil güçsüzlüğün işaretidir. Çünkü insan ancak iç dünyasında bir miktar sağlamlık kurabildiğinde belirsizlikle yaşayabilir. “Henüz bilmiyorum ama bekleyebilirim” diyebilmek, zayıflık değil olgunluktur.
Sonuçta hayatın önemli kısmı belirsizlik içinde geçer. Her ilişki garanti vermez. Her emek hemen sonuçlanmaz. Her kararın sonucu baştan bilinmez. İnsan gelişimi de biraz burada başlar: bilinmeyeni hemen kapatmaya çalışmadan, ihtimallerin yarattığı kaygıyla dağılmadan kalabilmek. Kötü sonuç bazen acıtır; ama belirsizlik insanı içeriden kemirir. Yine de çözüm, her belirsizliği zorla sonuca bağlamak değildir. Çözüm, belirsizliğin içinde kendini kaybetmemeyi öğrenmektir. Çünkü yetişkinlik biraz da, hayat netleşmeden önce de ayakta kalabilme kapasitesidir.

YORUMLAR