Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Miraç Özmen / Araştırmacı,Yazar
Miraç Özmen / Araştırmacı,Yazar

Aynaya Değil, Alkışa Bakanlar

Yazıyı sesli dinleyebilirsiniz

Narsizm:Aynaya Değil, Alkışa Bakanlar

Bazı insanlar aynaya bakıp kendini görmez; başkalarının gözünde nasıl göründüğünü kontrol eder.

Narsizm çoğu zaman sandığımız gibi “Ben çok güzelim, ben çok zekiyim, ben herkesten üstünüm.” cümlesinden ibaret değildir. Bazen daha sessiz gelir; kırılgan bir gururun arkasına saklanır, alınganlık kılığına girer, sürekli haklı olma ihtiyacıyla kendini belli eder.

Hatta karşımızdaki insan öyle mütevazı görünebilir ki narsist olduğunu düşünmek aklımızdan bile geçmez. Çünkü narsizmin her zaman yüksek sesle konuşan bir yüzü yoktur. Kimi insan kendini göklere çıkararak var eder, kimi de sürekli mağduriyet üzerinden kendine özel bir alan açar.

İkisinin ortak noktası şudur:

Dünyanın merkezinde kendisi vardır.

Bir arkadaşınız var. Herkesin derdini dinliyor gibi görünür ama konu ne zaman sizin yaşadıklarınıza gelse, birkaç dakika sonra hikâye yine ona bağlanır.

“Sen işte bunu yaşadın ama ben neler yaşadım biliyor musun?”

Bir süre sonra fark edersiniz ki anlattığınız hiçbir şey gerçekten dinlenmemiştir.

Çünkü o kişi sohbet etmiyor.

Sıra kendisine gelsin diye bekliyor.

Narsizmin yorucu taraflarından biri, karşınızdaki insanın sizi anlamasını beklerken aslında onun kendisini anlatmasına hizmet ettiğinizi fark etmenizdir.

Psikoloji araştırmaları, narsistik özelliklerle empati arasındaki ilişkinin sanıldığından daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Özellikle duygusal empati zayıflayabilir; ancak kişi karşısındakinin ne hissettiğini zihinsel olarak anlayabilir. Yani mesele her zaman “anlamıyor” değildir.

Bazen çok daha rahatsız edicidir:

Anlıyor ama önemsemiyor.

Hatta bazı durumlarda karşındaki insanın ne hissettiğini bilmek, onu daha iyi yönlendirmek için kullanılabilir. Kişi başkasının bakış açısını anlayabildiği hâlde bunu her zaman onun iyiliği için kullanmayabilir. (PubMed)

İnsan ilişkilerinde tehlikeli olan taraf budur.

Empati yalnızca “karşındakinin ne hissettiğini bilmek” değildir.

O bilgiyi ne yaptığın da önemlidir.

Bir insan hangi sözden kırılacağını biliyor ama tartışma sırasında özellikle o noktaya basıyorsa, orada yalnızca öfke yoktur.

Orada güç gösterisi vardır.

En hassas yerini seni susturmak için kullanıyorsa, sana dair öğrendiklerini yakınlık kurmak için değil, üstünlük sağlamak için biriktiriyordur.

Başlangıçta her şey çok güzel olabilir.

Övgüler…

İltifatlar…

Seni özel hissettiren cümleler…

“Sen diğerlerinden farklısın.”

“Kimse beni senin kadar anlamıyor.”

“Hayatımda ilk defa böyle biriyle karşılaştım.”

Sonra yavaş yavaş başka bir dönem başlar.

Seni göklere çıkaran kişi, bir süre sonra neden yeterince iyi olmadığını anlatmaya başlar. Çünkü bazı narsistik ilişkilerde mesele gerçekten seni sevmek değil, seni kendi değerini yükseltmek için kullanmaktır.

Sen onun gözünde değerli olduğun için değil, kendisini değerli hissetmesine katkı sağladığın için önem kazanırsın. Bu yüzden hayranlık azalınca ilgi de azalabilir; itiraz ettiğinde seni “değişmekle”, “nankörlükle” veya “kötüleşmekle” suçlayabilir.

Çünkü artık onun kurduğu düzene uymuyorsundur.

Narsistik yapının en hassas noktalarından biri de budur:

Eleştiri.

Amerikan Psikiyatri Birliği, narsistik kişilik bozukluğunu büyüklük duygusu, yoğun hayranlık ihtiyacı, ayrıcalık beklentisi ve empati sorunlarıyla birlikte ele alıyor. Bu kişiler dışarıdan özgüvenli görünseler bile eleştiri, başarısızlık veya yenilgi karşısında ciddi kırılganlık yaşayabiliyor. (Psikiyatri Derneği)

Yani dışarıdan gördüğümüz o koskoca ego, her zaman içerideki sağlamlığın göstergesi değildir. Bazen kırılgan bir yapının üzerine kurulmuş büyük bir vitrin olabilir.

Bu yüzden narsizmi yalnızca “kendini çok seviyor” diye okumak eksik kalır.

Sağlıklı özgüven şöyle der:

“Ben değerliyim.”

Narsistik yapı ise çoğu zaman şunu ister:

“Benim değerli olduğumu sen de kabul etmek zorundasın.”

Aradaki fark küçük görünür ama insan ilişkilerinin yönünü değiştirir.

Kendine güvenen insan başkasının başarısından rahatsız olmaz. Narsistik kişi ise başkasının parlamasını kendi ışığının azalması gibi algılayabilir. Bir arkadaşının terfi alması, mutlu bir ilişki yaşaması veya daha fazla takdir edilmesi içinde anlamsız bir rekabet başlatabilir.

Çünkü mesele başarı değildir.

Mesele sıralamadır.

“Kim daha iyi?”

“Kim daha önemli?”

“Kim daha çok seviliyor?”

Hayatın her alanını görünmez bir yarış pistine çevirmek, insanı sonunda kendi hayatının seyircisi hâline getirir.

Üstelik narsizmin bütün belirtileri yüksek sesli değildir.

Bazı insanlar övülmek için bağırmaz; içine kapanır, küser, geri çekilir.

“Beni zaten kimse anlamıyor.”

“Ben kimse için önemli değilim.”

“Kimse benim değerimi bilmiyor.”

İlk bakışta bunun narsizmle ne ilgisi var diyebilirsiniz. Fakat literatürde narsizmin daha kırılgan görünümleri de tartışılıyor. Kişi kendisini özel ve ayrıcalıklı görürken aynı zamanda eleştiriye, reddedilmeye veya başarısızlığa karşı son derece hassas olabilir. (Psikiyatri Derneği)

Yani bazen kibir, bazen küskünlük…

İkisi de aynı yaranın farklı savunmaları olabilir.

Burada bir parantez açmak gerekiyor.

Kendini sevmek narsizm değildir.

Başarısıyla gurur duymak, güzel görünmekten hoşlanmak, kendini korumak veya gerektiğinde “hayır” demek de narsizm değildir. Araştırmalar, sağlıklı düzeydeki narsistik özelliklerin yüksek benlik saygısıyla birlikte psikolojik iyi oluşla ilişkili olabileceğini gösteriyor. (PubMed)

Sorun ölçü kaçtığında başlıyor.

Kendini sevmek başka şeydir.

Kendinden başka kimseyi önemsememek başka.

Özgüven başka şeydir.

Herkesin sana hayran olması gerektiğine inanmak başka.

Sınır koymak başka şeydir.

İnsanları kendi çıkarın için kullanmak başka.

İnsanın kendisine sorması gereken soru da burada ortaya çıkıyor:

“Ben kendimi seviyor muyum, yoksa başkalarının beni sevmesine mi ihtiyaç duyuyorum?”

Çünkü gerçek özgüven, alkış kesildiğinde belli olur.

Kimse seni övmediğinde…

Bir başkası senden daha başarılı olduğunda…

Haksız olduğun söylendiğinde…

İnsanın içindeki yapı ortaya çıkar.

Aynaya baktığında hâlâ kendini görebiliyor musun?

Yoksa aynanın arkasında mutlaka birilerinin alkışlamasını mı bekliyorsun?

Narsizmin acı taraflarından biri budur. İnsan kendisini dünyanın merkezine koydukça, dünyanın da onun etrafında dönmesini beklemeye başlar.

Fakat hayatın kötü bir alışkanlığı vardır:

Kimsenin etrafında dönmez.

Bir gün alkışlayanlar gider.

Bir gün hayran olanlar yorulur.

Bir gün sürekli anlayan insan anlamaktan vazgeçer.

Ve insan, yıllarca dışarıdan topladığı değerin içeride aslında ne kadar az olduğunu fark edebilir.

Gerçek güç burada başlıyor.

Kendini herkesten üstün görmekte değil; bir başkasının üstünlüğü karşısında küçülmemekte. Övgüyle şişmemekte, eleştiriyle dağılmamakta. Kimse görmese de doğru olanı yapabilmekte.

Çünkü insanın karakteri, alkış aldığı yerde değil; alkış kesildiğinde ortaya çıkar.

Narsizmin bize bıraktığı en büyük ders şudur:

Kendini sevmek için bütün dünyanın seni sevmesine ihtiyacın varsa, aslında kendini henüz yeterince tanımıyorsundur.

Gerçek özgüven aynaya bakıp “Ben herkesten iyiyim.” diyebilmek değildir.

Aynaya bakıp, kimseyle yarışmadan:

“Ben buyum. Eksiklerimle, hatalarımla, gücümle ve sınırlarımla kendime yetiyorum.”

diyebilmektir.

Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki sağlam olduğunda, başkalarının alkışına taht kurmaz.

Bence insanın ulaşabileceği en büyük makam budur:

Kimsenin önünde büyümek zorunda kalmadan, kimsenin karşısında küçülmeden yaşayabilmek.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER