Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sıla Şentekin / Yazar
Sıla Şentekin / Yazar

Modern İnsan Neden Kendinden Kaçıyor?

İnsan, yeryüzünde en çok tanımaya çalıştığı varlığın yine kendisi olduğunu söyler. Fakat ne gariptir ki, kendini tanımaya bu kadar önem verdiğini dile getiren modern insan, kendisiyle baş başa kalmaktan da en çok korkan kişiye dönüşmüştür. Kalabalıklar içinde yaşamayı seçerken yalnızlıktan, sürekli konuşurken sessizlikten, başkalarının hayatını izlerken kendi iç dünyasına bakmaktan kaçmaktadır. Belki de çağımızın en büyük çelişkisi tam olarak budur.

 

Günümüz insanı neredeyse hiçbir anını boş bırakmıyor. Uyanır uyanmaz telefona uzanıyor, gününü bildirimlerle geçiriyor, akşam olduğunda ise ekranların karşısında yorgunluğunu unutmaya çalışıyor. Dışarıdan bakıldığında sürekli meşgul görünen bu hayatın içinde, insanın kendisiyle yaptığı sohbetlere ise pek yer kalmıyor. Oysa insan, en önemli sorularını başkalarına değil, kendi vicdanına sorduğunda cevap bulabilir.

 

Kaçışın birçok biçimi vardır. Kimi daha fazla çalışarak kaçar, kimi sürekli eğlenerek, kimi alışveriş yaparak, kimi ise durmadan konuşarak… Ortak nokta ise aynıdır: İçeride yüzleşilmemiş bir sessizlik vardır. İnsan bazen başkalarından değil, kendi düşüncelerinden uzaklaşmak ister. Çünkü kendisiyle karşılaşmak, çoğu zaman dış dünyayla mücadele etmekten daha zordur.

 

Modern çağ, insana sayısız imkân sundu. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı, mesafeler kısaldı, iletişim hızlandı. Fakat bütün bu gelişmelerin arasında insanın kendine ayırdığı zaman giderek azaldı. Eskiden insanlar uzun yürüyüşlerde düşünürdü; bugün yürürken bile ekranlarına bakıyorlar. Fiziksel olarak hareket ediyoruz ama zihinsel olarak aynı yerde dönüp duruyoruz.

 

Belki de kendimizden kaçmamızın en önemli sebeplerinden biri, sürekli başkalarıyla kıyaslanıyor olmamızdır. Sosyal medya, herkesin hayatının en mutlu anlarını sergilediği büyük bir vitrine dönüştü. İnsan kendi gerçeğini, başkalarının seçilmiş görüntüleriyle karşılaştırdıkça eksik hissetmeye başlıyor. Böylece kendi hayatını anlamaya çalışmak yerine, başkasının hayatına yetişmeye çalışıyor.

 

Oysa insanın gerçek değeri, başkalarının alkışında değil; kendi vicdanındaki huzurda saklıdır. Sürekli takdir bekleyen bir ruh, zamanla kendi sesini duyamaz hâle gelir. Çünkü dışarıdan gelen her onay, içeride duyulması gereken sesi biraz daha bastırır. Kendini tanımayan insan ise kim olduğunu başkalarının yorumlarından öğrenmeye çalışır.

 

Kendinden kaçan insan, çoğu zaman geçmişinden de kaçar. Yapamadıklarından, pişmanlıklarından, eksiklerinden uzaklaşmak ister. Fakat geçmiş, unutuldukça değil; anlaşıldıkça hafifler. İnsan, hayatındaki kırılmaları inkâr ederek değil, onları kabul ederek güçlenir. Yaralar saklandığında değil, iyileştirildiğinde kapanır.

 

Türk düşünce geleneğinde insanın kendini tanıması önemli bir yer tutar. “Kendini bilen Rabbini bilir.” sözü, yalnızca dinî bir öğüt değil; aynı zamanda insanın iç dünyasına yaptığı yolculuğun değerini anlatan derin bir ifadedir. Kendi nefsini, zaaflarını ve imkânlarını tanımayan bir insanın dış dünyayı anlaması da eksik kalacaktır.

 

Bugün birçok kişi huzuru uzak şehirlerde, yeni eşyalarda ya da farklı hayatlarda arıyor. Oysa huzur çoğu zaman gidilecek bir yer değil, kurulacak bir iç dengedir. İnsan kendisiyle barışmadan dünyanın hiçbir köşesinde tam anlamıyla huzur bulamaz. Çünkü nereye giderse gitsin, kendi zihnini de beraberinde götürür.

 

Kendinden kaçmak başlangıçta kolay görünür. Sürekli meşgul olmak, düşünmemek ve hissetmemek geçici bir rahatlama sağlayabilir. Ancak insan, eninde sonunda kendi gerçeğiyle karşılaşır. O karşılaşma ne kadar gecikirse, yükü de o kadar ağır olur. Bu yüzden cesaret, bazen büyük mücadelelere atılmak değil; yalnızca kendinle dürüst bir şekilde oturabilmektir.

 

Belki de modern insanın yeniden öğrenmesi gereken ilk şey, durabilmektir. Bir ağacın altında birkaç dakika sessizce oturmak, bir kitabı acele etmeden okumak, uzun zamandır ihmal ettiği düşüncelerini dinlemek… Bunlar basit alışkanlıklar gibi görünse de insanın kendine dönüş yolculuğunun ilk adımları olabilir.

 

Hayat, yalnızca dışarıda olup bitenlerden ibaret değildir. Asıl hayat, insanın içinde kurduğu anlam dünyasında şekillenir. Kendini tanımayan bir insan, ne kadar çok yer görürse görsün eksik kalacaktır. Çünkü en uzun yolculuklar kilometrelerle değil, insanın kendi içine attığı adımlarla ölçülür.

 

Belki de modern çağın en büyük cesareti, herkesten biraz uzaklaşıp kendine yaklaşabilmektir. Telefonun sustuğu, ekranların kapandığı, kalabalıkların dağıldığı o kısa anlarda insan, uzun zamandır duymadığı bir sesle karşılaşır. O ses ne bir başkasına ne de zamana aittir; o ses, insanın kendi özüdür. Ve belki de bütün kaçışların sonunda aradığımız şey, en başından beri içimizde sessizce bizi beklemektedir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER