Son yıllarda yayıncılık dünyasından gelen veriler, ilk bakışta yüzümüzü güldürecek cinsten görünüyor. Milyonlarca basılan bandrol, rafları süsleyen rengarenk kapaklar ve her yıl düzenlenen kitap fuarlarındaki o mahşeri kalabalık… Ancak bu parıltılı tablonun arkasına geçtiğimizde, Türkiye’nin kitapla imtihanındaki o acı gerçekle karşılaşıyoruz: Biz kitap almıyoruz, “zorunluluk” satın alıyoruz.
Türkiye Yayıncılar Birliği ve YAYFED verileri, 2024 itibarıyla yıllık 400 milyonun üzerinde bir kitap üretimine işaret ediyor. Kişi başına düşen kitap sayısı kağıt üzerinde 7-8 civarında. Batı standartlarına göre “fena değil” diyebileceğimiz bu rakamların içine büyüteçle baktığımızda ise karşımıza devasa bir “test kitabı” dağı çıkıyor.
Sınav Odaklı Bir “Okuma” Kültürü
Türkiye’de kitap satışlarının %60’tan fazlasını eğitim ve sınav hazırlık kitapları oluşturuyor. Yani biz aslında okuyan bir toplum değil, “test çözen” bir toplumuz. Kitap, bir keyif nesnesi ya da entelektüel bir yolculuk aracı olmaktan çıkıp; bir üst kademeye geçmek için aşılması gereken soğuk bir engel haline gelmiş durumda.
Genç nüfusun %51’inin kitap okuduğunu iddia etmesi umut verici olsa da, bu ilginin ne kadarının edebiyata, ne kadarının “başarı” formüllerine harcandığı meçhul. Raflarda en çok satanlar listesini artık klasikler değil, “30 Günde Matematik” veya sosyal medyanın parlatıp hızla tükettiği popüler kurgular domine ediyor.

Ekonomi Rafları Vurdu
Tabii bu meselede iğneyi sadece toplumsal alışkanlıklarımıza değil, ekonomiye de batırmamız gerekiyor. Bir kitabın fiyatının 200-300 TL bandına dayandığı bir iklimde, kitabın hane halkı ihtiyaç listesinde 235. sıraya gerilemesi şaşırtıcı değil. Kağıt maliyetleri ve enflasyon kıskacındaki yayıncı, ayakta kalmak için fiyat artırmak zorunda; okur ise evine ekmek mi yoksa roman mı götüreceği ikileminde kalmış durumda.
Bu ekonomik baskı, okuru sessiz bir protestoya, yani ikinci ele veya korsana itiyor. Okuma oranları belki tamamen sıfırlanmıyor ama yasal satış rakamları ile gerçek okuma eylemi arasındaki makas her geçen gün açılıyor.
Kitap Bir Lüks Değil, İhtiyaçtır
Bugün Türkiye’de kitap satışlarının artması için sadece fuarların kalabalık olması yetmez. Okuma kültürünün, sınav baskısından ve ekonomik kaygılardan arındırılması gerekiyor. Kitap bir “lüks tüketim malzemesi” algısından kurtarılmadığı sürece, biz sadece bandrol sayılarıyla kendimizi kandırmaya devam ederiz.
Unutmayalım ki; test kitaplarıyla dolu raflar bizi sınavdan geçirir ama sadece gerçek edebiyat ve derinlikli okumalar bizi bir toplum olarak geleceğe taşır.
Rakamların sadece “satışı” değil, “insanı” da yücelttiği günlere…

YORUMLAR