Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında somut adımlarla ilerleyen, savunmadan ekonomiye, alfabeden enerji hatlarına kadar ete kemiğe bürünmüş bir Türk dünyası gerçeğiyle karşı karşıyayız. İşte tam da bu dönemde, bugünkü entegrasyon modelinin teorik temellerini tam 122 yıl önce adeta bir cerrah titizliğiyle çizen o büyük deha önünde saygıyla eğilmek gerekiyor: Yusuf Akçura.
Akçura, sadece Kazanlı bir aristokrat, bir tarihçi veya İstanbul’da dersler veren bir profesör değildi. O, çökmekte olan bir imparatorluğun ve esaret altındaki Türk halklarının önündeki sis perdesini aralayan, romantizme kapılmadan “gerçekçi jeopolitiği” Türk düşünce hayatına sokan ilk rasyonel mimardı.
1. “Üç Tarz-ı Siyaset”: Duygudan Mantığa Geçişin Manifestosu
Yusuf Akçura’nın 1904 yılında Kahire’de basılan “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesi, Türk siyasi tarihinin en kırılma noktası niteliğindeki metnidir. Akçura bu makalesinde, Osmanlı Devleti’ni kurtarmak için masada duran üç büyük ideolojiyi laboratuvar masasına yatırdı: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük (Türk Birliği).
Dönemin hakim rüzgarlarına karşı durarak, Osmanlıcılık ve İslamcılık siyasetlerinin artık miyadını doldurduğunu, imparatorluğu ayakta tutmaya yetmeyeceğini soğukkanlılıkla ilan etti. Ona göre tek çıkar yol; Osmanlı sınırları içindeki ve dışındaki, özellikle Asya’nın derinliklerindeki Türkleri ortak bir bilinçte birleştirecek olan “Türk Milliyetçiliği” siyasetiydi. Bu metin, Turan fikrini bir şair hayali olmaktan çıkarıp, ayakları yere basan bir devlet stratejisine dönüştüren ilk manifestodur.
2. İki Dünyanın Köprüsü: Kazan’dan İstanbul’a Taşınan Vizyon
Akçura’nın en büyük gücü, Türk dünyasını hem içeriden hem dışarıdan çok iyi tanımasıydı. Kazan’da doğmuş, Rusya’daki Türklerin uğradığı baskıları bizzat yaşamış, ardından Paris’te modern siyaset bilimi eğitimi almış ve İstanbul’da bu birikimi devlete sunmuştu.
Türk Yurdu Cemiyeti ve Dergisi: 1911’de kurduğu bu mecra, sadece Osmanlı aydınlarının değil; Gaspıralı İsmail’den Ali Bey Hüseyinzade’ye kadar Rus işgali altındaki tüm Türk dünyası entelektüellerinin ortak kürsüsü oldu.
Kültürel Değil Siyasi Birlik: Akçura, İsmail Gaspıralı’nın “dilde birlik” fikrini canıgönülden destekliyor ancak bunun yetmeyeceğini, Türk dünyasının ekonomik ve siyasi olarak da kenetlenmesi gerektiğini savunuyordu.
3. Cumhuriyet’in İnşası ve Tarih Tezi
İttihat ve Terakki döneminde fikirleriyle devleti etkileyen Akçura, Milli Mücadele döneminde Anadolu’ya geçerek bizzat cephede ve siyasette yer aldı. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu aklında onun da imzası vardı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak, Türk Tarih Kurumu’nun (TTK) ilk başkanı oldu.
Atatürk’ün emriyle şekillenen “Türk Tarih Tezi”, Akçura’nın vizyonunun bir sonucuydu. Anadolu Türklüğünü, İslam öncesi Orta Asya kökleriyle bağlayan, Türkistan’ı Türk’ün anayurdu olarak tescilleyen o devasa kültür hamlesinin arkasında onun ilmi disiplini yer alıyordu.
4. Güncel Perspektiften Akçura’yı Okumak
Bugün, çok kutuplu modern dünyada Yusuf Akçura’nın haklılığı ve dehası bir kez daha kanıtlanmıştır. Akçura, bir asır önce “Türk Birliği siyaseti, diğerlerine göre daha çok fedakarlık ister ama en kalıcı ve gerçekçi olanıdır” derken bugünleri işaret ediyordu.
Bugün Türk devletlerinin rasyonel çıkarlar gözeterek, kendi egemenlik haklarını koruyarak ama ortak bir blok halinde hareket etmesi, tam anlamıyla “Akçuracı” bir devlet aklının ürünüdür. O, hamasete kapılmayan, coğrafyanın ve ekonominin gerçeklerine dayanan bir milliyetçilik anlayışıyla, bugünkü Orta Koridor’in, gümrük birliklerinin ve ortak yatırımların meşruiyet zeminini hazırlamıştır.
Sonuç: Pusulamız Diri, Fikir Ayakta
Yusuf Akçura, 1935 yılında Ankara’da sessizce aramızdan ayrıldı ve İstanbul’da Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi. Ancak onun Kazan bozkırlarında filizlenip, Paris’te yoğrulan ve Ankara’da devlete dönüşen o büyük fikri hiç ölmedi.
“Türk Asrı” vizyonunun peşinden giderken pusulamız hala onun o berrak mantığıdır. Türk dünyasını bir araya getiren şey sadece soy bağı değil; Akçura’nın asırlar önce sezinlediği o ortak kader ve stratejik zorunluluktur. Türk dünyasının bu büyük teorisyenini, büyük devlet adamını minnet, saygı ve rahmetle anıyoruz.
Fikir taşa değil, devletin temeline kazınmıştır; Akçura’nın çizdiği rota Türkistan’dan Anadolu’ya kadar parlamaya devam ediyor.

YORUMLAR