Bugün takvimler 19 Mayıs’ı gösterirken, içimde sıradan bir resmi tatilin ötesinde, çok daha köklü ve coşkulu bir kıpırtı hissediyorum. Tam 107 yıl önce bugün, Bandırma Vapuru’ndan Samsun kıyılarına ayak basan o kararlı adımın, bugün attığımız her adımın özgürlük güvencesi olduğunu düşünmek bana her zaman büyük bir sorumluluk hissettiriyor.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da sadece bir askeri strateji başlatmadı; o gün küllerinden doğacak bir milletin bağımsızlık ateşini yaktı. Ancak bu tarihi günü benim için –ve eminim hepimiz için– asıl eşsiz kılan şey, Atatürk’ün bu muazzam başlangıcı doğrudan *”gençliğe” ithaf etmiş olmasıdır.
Neden Başka Bir Güç Değil de Gençlik?
Sıklıkla düşünürüm: Dünyada kaç lider, bir ülkenin küllerinden doğduğu günü ordulara, siyasetçilere ya da kurumlara değil de gençlere emanet etmiştir? Bu rastgele bir seçim ya da sadece sempatik bir jest değildi. Atatürk, statükonun hantallığını, geçmişin prangalarını kıracak yegane gücün gençlerin dinamizminde, temiz dimağlarında ve bitmek bilmeyen enerjisinde olduğunu biliyordu.
Biz gençleri sadece “geleceğin teminatı” olarak görmek, eksik bir bakış açısıdır. Bizler bugünün de ortakları, bugünün de itici gücüyüz. Bizim hayallerimiz, cesaretimiz ve dünyayı değiştirme arzumuz, bu ülkenin en büyük yeraltı ve yerüstü kaynağıdır.
“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.”
Bu sözü her okuduğumda, omuzlarımdaki yükün ağırlığını değil, bana duyulan o sonsuz güvenin gururunu hissediyorum. Bu manifesto, bize sadece geçmişi koruma görevi vermiyor; bizi bilimin, sanatın, teknolojinin ve çağdaşlığın en ön safında olmaya zorluyor.
Bugünün Dünyasında 19 Mayıs Ruhu ne İfade Ediyor?
2026 yılının getirdiği dijital dönüşümün, yapay zekanın ve küreselleşen dünyanın tam ortasından geçmişe baktığımda, 19 Mayıs ruhunun hiç eskimeyen, aksine her gün daha da dijitalleşen ve küreselleşen bir vizyon olduğunu görebiliyorum.
Bugün 19 Mayıs ruhunu yaşatmak;
Laboratuvarda insanlık yararına bir buluş yapmak için sabahlamaktır.
Yazdığı bir kodla, ürettiği bir sanat eseriyle ülkesinin adını dünyaya duyurmaktır.
Fikir özgürlüğünü, adaleti ve bilimi rehber edinmektir.
En zor şartlarda bile “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” diyebilen o mavi gözlerin kararlılığına sahip çıkmaktır.
-Emanet Emin Ellerde
Köşe yazımı bitirirken, kendi kuşağıma ve benden sonra gelenlere baktığımda içimi büyük bir umut kaplıyor. Evet, belki her dönemin kendine has zorlukları var; ekonomik kaygılar, gelecek endişeleri ya da belirsizlikler hepimizi zaman zaman yoruyor. Ancak unutmayalım ki, Bandırma Vapuru dalgalı denizlerde yol alırken de ülkenin manzarası bugünkünden çok daha parlak değildi.
Bizler, o karanlığı delen bir ışığın mirasçılarıyız. Atamızın bize bıraktığı bu en güzel mirası; pes etmeyerek, üreterek, severek ve çok çalışarak yaşatacağız.

YORUMLAR