Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sedat Yetkin / Gazeteci-Yazar
Sedat Yetkin / Gazeteci-Yazar

Kalemin İstikameti: Gazeteci, Politika ve Millî Vicdan

Gazetecilik, yalnızca haber aktarmak değildir; bir milletin hafızasını diri tutmak, istikametini tayin eden fikrî damarları beslemek ve gerektiğinde hakikatin nöbetini tutmaktır. Bu yönüyle gazeteci, sadece bir gözlemci değil; aynı zamanda bir mücadelenin, bir fikrin ve bir istikbal tasavvurunun taşıyıcısıdır. Hele ki mesele Türk milleti olduğunda, kalem artık tarafsız bir araç değil; bir sorumluluk, bir emanet ve bir davanın sesi hâline gelir.

Bugün “gazeteci politikliği” kavramı çoğu zaman küçümseyici bir anlamda kullanılır. Oysa bu kavramın içini nasıl doldurduğumuz hayati önem taşır. Eğer gazetecinin politikliği; hakikatin yerine çıkarı, milletin yerine küresel odakları, tarih şuurunun yerine günübirlik hesapları koymaksa, bu yozlaşmadır. Fakat gazetecinin politikliği; milletin bekasını, devletin sürekliliğini ve kültürel varoluşunu merkeze almaksa, işte o zaman bu bir duruş, bir karakter ve hatta bir mefkûredir.

Türk fikir hayatının köklerine indiğimizde, kalem ile siyaset arasındaki bağın ne kadar kadim olduğunu görürüz. Namık Kemal, yazılarıyla bir milleti ayağa kaldırmaya çalışırken; Ziya Gökalp, fikirleriyle devletin ideolojik omurgasını inşa etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk ise hem askerî hem fikrî cephede yürüttüğü mücadeleyle, kalemin ve eylemin birleştiği en büyük örneği ortaya koymuştur. Bu isimlerin hiçbiri “apolitik” değildi; aksine, milletin kaderiyle doğrudan ilgili bir fikrî mücadelenin içindeydiler.

Bugünün dünyasında ise gazetecilik, küresel medya düzeninin baskısı altında çoğu zaman kimliksizleşmektedir. Hakikat; algoritmaların, çıkar ilişkilerinin ve ideolojik manipülasyonların gölgesinde kalmaktadır. Böyle bir ortamda Türk milliyetçisi bir gazetecinin politikliği, bir tercihten öte bir zorunluluktur. Çünkü bu topraklarda tarafsızlık adı altında yürütülen birçok söylem, aslında milletin değerlerine karşı örtülü bir tavır hâline gelebilmektedir.

Türk milliyetçisi perspektifte gazeteci; ne kör bir propagandacı ne de edilgen bir izleyicidir. O, hakikati milletin menfaatiyle birlikte tartan bir terazidir. Devletin bekasını savunurken adaleti, milletin birliğini savunurken hakkaniyeti göz ardı etmez. Bu denge, kolay bir denge değildir. Fakat asıl gazetecilik de tam olarak burada başlar: Zor olanı söylemek, bedel ödemeyi göze almak ve gerektiğinde yalnız kalmayı kabullenmek.

Gazeteci politikliği, aynı zamanda bir aidiyet meselesidir. Bu aidiyet; kuru bir slogan değil, tarih bilinciyle yoğrulmuş bir şuurdur. Orhun Yazıtları’ndan bugüne uzanan bir ses vardır: “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe…” İşte bu ses, gazetecinin kaleminde yeniden hayat bulmalıdır. Çünkü gazeteci, milletin sesi sustuğunda konuşan; milletin unuttuğunu hatırlatan kişidir.

Ancak burada ince bir çizgi vardır: Milliyetçi gazetecilik, asla kör bir tarafgirliğe dönüşmemelidir. Gerçek milliyetçilik, milletin yanlışını da söyleyebilmektir. Devleti sevmek, onu eleştirmeyi bırakmak değildir; aksine, daha güçlü olması için eksiklerini cesaretle dile getirmektir. Bu bağlamda gazeteci politikliği, bir “sadakat” kadar bir “sorumluluk” da taşır.

Bugün Türkiye’nin çevresinde şekillenen jeopolitik kuşatma, bilgi savaşlarını da beraberinde getirmiştir. Algılar, gerçeklerin önüne geçirilmekte; medya, bir silah olarak kullanılmaktadır. Böyle bir çağda Türk milliyetçisi gazetecinin kalemi, bir savunma hattıdır. Bu hat düşerse, yalnızca bilgi değil; kimlik de kaybedilir.

Gazeteci politikliği, Türk milliyetçisi bakış açısıyla bir kusur değil; aksine bir şereftir. Bu politiklik; şahsi çıkarların değil, millî menfaatlerin politikliğidir. Bu kalem; makamların değil, mazinin ve istikbalin kalemidir.

Ve unutulmamalıdır:
Bir milletin kaderi bazen bir manşette, bazen bir cümlede, bazen de tek bir kelimede saklıdır.
O kelimeyi doğru yazmak ise, yalnızca gazetecilik değil; bir millet borcudur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER