Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Murat Can Çetinkaya / Uzman Psikolog
Murat Can Çetinkaya / Uzman Psikolog

Özür Dileyemeyen İnsan: Hata Kabul Etmek Neden Kimlik Yıkımı Gibi Yaşanıyor?

Bazı insanlar için özür dilemek basit bir cümle değildir. “Haklısın, burada hata yaptım” demek, onlar için yalnızca bir davranışı kabul etmek anlamına gelmez; sanki bütün kişiliklerinin çökeceği bir mahkeme kararına dönüşür. Bu yüzden özür dilemezler. Açıklarlar, savunurlar, konuyu değiştirirler, karşı tarafın kusurlarını sıralarlar, “ama sen de…” diye başlarlar. Bazen de sessizleşir, küser, uzaklaşır ama yine de hatayı sahiplenmezler. Çünkü mesele hata değil, benlik tehdididir.
Olgun insan için hata, davranış düzeyinde kalabilir: “Yanlış yaptım, düzeltebilirim.” Kırılgan insan için ise hata hızla kimlik düzeyine çıkar: “Yanlış yaptıysam kötüyüm, yetersizim, değersizim.” İşte özür dilemeyi zorlaştıran ana mekanizma budur. Kişi hatasını kabul ederse yalnızca bir davranışını değil, kendisini mahkûm etmiş gibi hisseder. Bu nedenle onarım yerine savunmaya geçer. İlişkiyi düzeltmekten çok, kendi benlik bütünlüğünü korumaya çalışır.
Bu kişiler çoğu zaman “gururlu” diye tarif edilir. Fakat mesele her zaman gurur değildir; çoğu zaman utançtır. Gurur yüzeyde görünen kabuktur, altta ise yoğun bir küçük düşme korkusu vardır. Özür dilemek, bu kişiye “ben de eksik, hatalı, yanılabilir bir insanım” gerçeğini hatırlatır. Bu gerçek taşınamadığında savunmalar devreye girer. İnkâr, küçümseme, karşı saldırı, mağdur rolüne geçme, niyet savunması… “Ben aslında öyle demek istemedim.” “Sen çok abartıyorsun.” “Bu kadar büyütülecek bir şey yok.” “Ben de senin yüzünden öyle yaptım.” Bu cümlelerin ortak noktası şudur: Sorumluluk dağıtılır, ama sahiplenilmez.
Oysa özür dilemek insanı küçültmez. Tam tersine, kişinin kendi davranışına dışarıdan bakabildiğini gösterir. Özür, benliğin çökmesi değil, egonun güç göstergesidir. Çünkü insan ancak içsel olarak yeterince sağlamsa “yanlış yaptım” diyebilir. Kendi hatasını kabul etmek, kişinin tamamen kötü olduğu anlamına gelmez. Sadece insan olduğu anlamına gelir. Bunu taşıyamayan kişi ise hatasız görünmeye çalışır; fakat bu çaba onu daha güvenilmez yapar. Çünkü hiç hata kabul etmeyen insanla ilişki kurulmaz, sadece ona göre pozisyon alınır.
İlişkileri bozan şey çoğu zaman yapılan hata değildir; hatadan sonra kurulan savunma düzenidir. Bir insan geç kalabilir, sert konuşabilir, düşüncesiz davranabilir, kırıcı bir cümle kurabilir. Bunların hepsi onarılabilir. Ama kişi hatasını kabul etmeyip karşı tarafı suçlamaya başlarsa, asıl hasar orada oluşur. Çünkü mağdur olan kişi ikinci kez yaralanır: İlkinde davranışla, ikincisinde inkârla. “Beni kırdın” dediğinde “hayır, kırılacak bir şey yok” cevabını almak, kişinin yaşantısını da yok sayar. Bu da ilişkide güveni aşındırır.
Özür dilemeyen insanın sık yaptığı bir diğer şey, niyeti sonucun yerine koymaktır. “Ben kötü niyetli değildim” der. Bu doğru olabilir, ama yeterli değildir. Niyetin kötü olmaması, etkinin incitici olmadığı anlamına gelmez. Olgun sorumluluk şunu söyleyebilmektir: “Bunu kötü niyetle yapmadım, ama sende böyle bir etki bıraktığını görüyorum.” Bu cümle ilişkiyi onarır. Çünkü hem kişinin niyetini korur hem de karşı tarafın yaşantısını kabul eder. Savunmacı insan ise ikisinden birini seçer: Ya ben iyiyimdir ya sen haklısındır. Oysa yetişkin ilişkide ikisi aynı anda mümkün olabilir.
Türk toplumunda özür dilemeyi zorlaştıran bir başka zemin de otorite ve saygınlık anlayışıdır. Birçok kişi özrü, özellikle ailede ve iş hayatında, statü kaybı gibi yaşar. Baba çocuğundan, yönetici çalışanından, büyük küçükten özür dilemekte zorlanır. Çünkü özür dilemenin otoriteyi zayıflatacağı sanılır. Halbuki tam tersi doğrudur. Hatasını kabul edebilen otorite daha güvenilir hale gelir. Hatasız görünmeye çalışan otorite ise korku üretir, saygı değil.
Sağlıklı özür üç şey içerir: davranışı açıkça kabul etmek, etkisini görmek ve onarım niyeti göstermek. “Kırıldıysan özür dilerim” gerçek bir özür değildir; sorumluluğu karşı tarafın kırılganlığına atar. “Öyle dememeliydim, seni kırdığımı görüyorum, bunu düzeltmek istiyorum” daha olgun bir cümledir. Kısa, net ve savunmasızdır.

Sonuçta özür dilemek bir nezaket ritüeli değildir; karakter meselesidir. Hata yapmamak insanı olgun yapmaz. Hatasını taşıyabilmek, kabul edebilmek ve onarmaya çalışmak olgunluk göstergesidir. Özür dileyemeyen insan kendini koruduğunu sanır; ama çoğu zaman ilişkilerini yavaş yavaş yıkar. Çünkü insan hatalarıyla değil, hatalarından sonra ne yaptığıyla tanınır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER