Türk futbolu yıllardır tartışmalı hakem kararlarına ve kulüp başkanlarının sert açıklamalarına alışkındı. Bu kez tablo yeşil sahanın çok ötesinde. Saha kenarında yalnızca teknik direktörler yok; adliye koridorları, Cumhuriyet Başsavcılığı ve federasyonun kapalı kapıları ardında yürüyen mücadelesi var. Bir yanda klasman sınavlarında evrakta sahtecilik iddiasıyla gözaltına alınan MHK yetkilileri, diğer yanda çok sayıda kulüp yöneticisi ve hakemi kapsayan bir bahis incelemesi bulunuyor. Bu iki başlığın üzerinde ise Türkiye Futbol Federasyonu ile yargı arasındaki, kimsenin açıkça ilan etmediği gerilim olduğu gözüküyor. Dolayısıyla mesele artık tek tek maç sonuçları değil, sistemin bütününün güvenilirliğidir.
Soruşturmada MHK yetkilileri, klasman sınavlarında usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla gözaltına alındı. İddialar, soruların önceden dağıtıldığı ve liyakatli hakemlerin sistem dışına itildiği yönündedir. Ancak bunlar henüz ispatlanmış suçlamalar değil, yargı sürecinin konusu, gözaltı bir mahkûmiyet değildir ve kimse hüküm verilmeden kesin sonuçlara varmamalıdır. Yine de dosyanın ağırlığı, hakem seçim sürecinin şeffaflığını sorgulamayı zorunlu kılıyor. “Hakem de insan, hata yapabilir” cümlesi çoğu zaman doğrudur ve her hatayı tahrifata bağlamak haksızlık olur. Fakat düdüğü çalacak kişilerin hangi yöntemle seçildiği sorusu cevapsız kalırsa, sahadaki her karar kuşkuyla karşılanır. Bunun bedelini önce rekabet, sonra seyirci öder.
Bahis başlığı sorunun boyutunu büyütüyor. TFF, son beş yılı kapsayan incelemesi sonrasında çok sayıda kulüp yöneticisini ve hakemi bahis gerekçesiyle PFDK’ya sevk etti. Kart ve korner sayısına kadar bahis oynandığı iddiası doğrulanırsa, rekabetin dürüstlüğü doğrudan zedelenir. Ancak yöneticilerin, hakemlerin ve diğer görevlilerin dosyaları aynı ağırlıkta değildir; her biri kendi somut olgularına göre değerlendirilmelidir. Sevk mahkûmiyet anlamına gelmez, savunma hakkı ve disiplin süreci işleyecektir. Buna rağmen sevk edilenlerin sayısı, futbol çevresinde bahis kültürünün ne kadar yaygınlaştığına dair ciddi bir işarettir.
Burada hukuki çerçeveyi ayırmak gerekiyor. Disiplin süreci ile ceza soruşturması farklı hukuki zeminlerde yürür: Biri federasyonun kendi mevzuatına ve Tahkim Kurulu denetimine, diğeri Ceza Muhakemesi Kanunu’na tabidir. Birinin sonucu diğerini bağlamaz, ama ikisi de masumiyet karinesinden, yani Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkeden ayrı düşünülemez. Bu yüzden isimlerin toplu biçimde kamuoyuna açıklanması yalnızca bir “şeffaflık” meselesi değildir; kişilik hakları ve kişisel verilerin korunması açısından da tartışma doğurur. Şeffaflık, savunma hakkını ve karine ilkesini aşındırmadığı ölçüde değer taşır. Sevk edilen kişi bir yargı kararıyla değil, bir listede yer aldığı için itibar kaybederse, tazmini güç bir zarar doğar.
TFF ile savcılık arasındaki zamanlama da bu çerçevede önem kazanıyor. Aktarılanlara göre Başsavcılık, koordinasyon olmadan liste veya isim açıklanmamasını istedi; TFF ise 448 kişilik sevk listesini kamuoyuyla paylaştı. Federasyonun savunması hafife alınmamalı: Disiplin yetkisi kendisine aittir, kamuoyunu bilgilendirmek meşru bir amaçtır ve sevkler idari bir işlemdir. Ancak soruşturma evresindeki işlemlerin kural olarak gizli olduğu, bu gizliliğin delillerin korunması ve şüphelilerin haksız ithamdan korunması için bulunduğu unutulmamalıdır. Liste MHK Başkanı’nın gözaltına alınmasının hemen ardından açıklandığı için, soruşturmaya zarar verme ve şüphelilere ön uyarı niteliği taşıma tartışmasını kaçınılmaz kıldı. Bunun fiilen soruşturmayı etkileyip etkilemediğini yargı değerlendirecektir; ancak niyet ne olursa olsun, izlenim federasyonun yargıyla koordinasyon kurmadığı yönündedir. Spor özerkliği de mutlak değildir; kamu düzenini ve yargı süreçlerini görmezden gelme yetkisi vermez.
Çıkış yolu açık: yabancı hakem ve gözlemcilerin dâhil olduğu bağımsız denetim, klasman sınavlarının şeffaf ve denetlenebilir hâle getirilmesi, bahis incelemelerinin yargıyla koordineli yürütülmesi. Fakat bu adımların inandırıcı olması için yönetimin de sorumluluk alması şart. Hakemlik sistemi, disiplin kurulları ve yargıyla yaşanan gerilim aynı çatı altında toplandığında, meşruiyet tartışması kaçınılmaz olur. Bu nedenle TFF yönetiminin Seçimli Olağanüstü Genel Kurul kararı alarak çekilmesi, reformun güvenilirliği için gerekli bir ilk adımdır; aksi hâlde dönüşüm kulüplerin ve kamuoyunun baskısıyla, çok daha pahalıya gerçekleşir. Hakem düdüklerinin değil, yalnızca futbolun konuşulduğu günlerin gelmesi için bu devrin kapanması gerekiyor.

YORUMLAR