Ortadoğu, bir kez daha küresel güç mücadelelerinin sahnesi hâline gelmişken Suriye, bu mücadelenin hem merkezinde hem de sonuç üreten laboratuvarıdır. On yılı aşan iç savaşın ardından Suriye artık yalnızca bir “kriz ülkesi” değil; terör örgütleri, vekâlet savaşları, enerji koridorları ve demografik mühendisliğin iç içe geçtiği stratejik bir satranç tahtasıdır. Türkiye açısından ise Suriye meselesi, sınır güvenliğinin çok ötesinde, doğrudan beka, egemenlik ve milli bütünlük meselesidir.
Tam da bu noktada Milliyetçi Hareket Partisi’nin yıllardır istikrarlı biçimde savunduğu “Terörsüz Türkiye” politikası, günübirlik siyasi bir slogan değil; uzun soluklu, çok katmanlı bir devlet stratejisi olarak anlam kazanmaktadır.
Suriye’de Son Durum
Bugün Suriye sahası üç temel gerçeklikle karşı karşıyadır:
Devlet otoritesi kısmen yeniden tesis edilmiştir, ancak ülke bütünlüğü hâlâ fiilen parçalıdır.
ABD destekli YPG/PYD yapılanması, Fırat’ın doğusunda yarı-devletçik görüntüsü vermektedir.
Rusya, İran ve ABD, Suriye’yi doğrudan değil; kontrollü istikrarsızlık üzerinden yönetmektedir.
Bu tablo, Türkiye için net bir tehdit üretmektedir. Çünkü Suriye’nin kuzeyinde kurulmak istenen yapı, yalnızca Suriye’nin değil, doğrudan Türkiye’nin iç güvenliğini hedef alan bir terör koridorudur. PKK’nın Suriye uzantısı olan YPG’nin meşrulaştırılma çabaları, terörle mücadelede “isim değiştirerek örgüt aklama” stratejisinin tipik bir örneğidir.
MHP’nin bu noktadaki tavrı nettir:
Terör örgütünün ismi değişse de mahiyeti değişmez.
Terörsüz Türkiye: Savunma Değil, Önleyici Strateji
“Terörsüz Türkiye” politikası, çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi yalnızca silahlı mücadeleye indirgenmiş bir güvenlik yaklaşımı değildir. Aksine bu politika;
Sınır ötesi tehditleri kaynağında yok etmeyi,
Terörün sosyolojik, ideolojik ve finansal damarlarını kesmeyi,
Devletin caydırıcılığını sürekli ve görünür kılmayı hedefler.
MHP Lideri Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin vurguladığı temel gerçek şudur:
“Terörle müzakere edilmez, terörle mücadele edilir.”
Bu yaklaşım, Suriye’de yaşanan her gelişmeyi Türkiye’nin iç güvenliğiyle birlikte okuma zorunluluğunu da beraberinde getirir. Çünkü Suriye’de zayıflayan her otorite alanı, terör örgütleri için genişleyen bir hareket sahasıdır.
Türkiye’nin Suriye Hamleleri ve MHP’nin Stratejik Tutarlılığı
Türkiye’nin gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Pençe serisi operasyonlar, askeri başarı olmanın ötesinde, bir devlet refleksinin sahaya yansımış hâlidir. Bu operasyonlar sayesinde:
Terör koridoru fiilen parçalanmış,
Türkiye sınır hattında kontrol üstünlüğü sağlanmış,
Göç baskısının bir kısmı sınır ötesinde dengelenmiştir.
MHP’nin bu süreçteki desteği, koşulsuz bir siyasi dayanışma değil; devletin bekasıyla uyumlu bir stratejik akıl ortaklığıdır. Çünkü MHP açısından mesele, iktidar–muhalefet dengesi değil; Türkiye’nin yarınlarıdır.
Bölgesel Hesaplar ve İç Cephe Gerçeği
Suriye’deki gelişmeler, Türkiye’ye bir kez daha şunu göstermiştir:
Dış cephede güçlü olmanın şartı, iç cephede sarsılmaz olmaktır.
Terörsüz Türkiye politikası bu nedenle yalnızca dağda değil;
Üniversitede,
Medyada,
Siyasette,
Kültürel alanda da yürütülen bir mücadeledir.
Terörü romantize eden, meşrulaştıran ya da “ama”lı cümlelerle savunan her yaklaşım, Suriye’deki vekâlet savaşlarının Türkiye içindeki uzantısıdır. MHP’nin bu konudaki sert ve tavizsiz dili, bir siyasi üslup değil; tehdit algısının ciddiyetinden kaynaklanan bir zorunluluktur.
Suriye Aynasında Türkiye’nin Geleceği
Suriye, Türkiye için bir dış politika dosyası değil; geleceğin güvenlik haritasıdır. Bugün Suriye’de kaybedilen her denge, yarın Türkiye’de ödenmesi gereken daha ağır bedeller anlamına gelir.
MHP’nin “Terörsüz Türkiye” politikası ise bu bedelleri ödememek için zamanında ve kararlı biçimde atılan adımların adıdır. Bu politika;
Ne duygusaldır,
Ne hamasidir,
Ne de konjonktüreldir.
Bu politika, Türk devlet geleneğinin modern çağdaki güvenlik refleksidir.
Suriye’de denge arayışları sürerken, Türkiye için asıl mesele nettir:
Ya terörle çevrelenmiş bir gelecek ya da terörden arındırılmış bir vatan.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin stratejik duruşu, bu iki seçenek arasında tereddütsüz biçimde ikincisini işaret etmektedir.

YORUMLAR