583 yıllık Mahmut Çelebi Cami, Osmanlı erken dönem mimarisinin nadide örneklerinden biri olarak Bursa’nın İznik ilçesinde inşa edilmiştir.
Ancak 2020 yılında tamamlanan restorasyon çalışması, sadece mimari bir yenileme operasyonu olarak değil, kültürel miras yönetiminde derin bir çöküntü örneği olarak gündeme geldi.
Bu skandal, restorasyon pratiğinin bilimsel temelden yoksunluğunu, uzman denetiminin yokluğunu ve tarihi eser koruma etiğinin ihlalini göstermesi açısından kritik önemdedir.
Teknik Hatalar ve Sanat Tarihi Bağlamı

Mahmut Çelebi Cami restorasyonunun en çarpıcı bulgusu, kubbedeki hat yazılarının ters işlenmesi ve kalem işlerinin biçimsel bütünlükten yoksun bırakılmasıdır.
Kubbe süslemelerindeki hatların çoğu, hattat Dr. Savaş Çevik’in ifadesiyle “rezalet” düzeyinde; okunamaz ve hat sanatının temel kurallarından kopmuş halde tespit edilmiştir.
Geometirk yazı olarak yerleştirilen Kur’an ayetlerinin her biri yanlış yönde ve farklı hatalarla işlenmiş; Celi Sülüs yazılarında da ciddi bozulmalar görülmüştür.
Bu düzeyde bir teknik hata sadece beceriksizlikten ibaret değildir; aynı zamanda hat sanatının tarihsel bağlamının ve eserin özgün estetik dilinin hafife alındığını gösterir.

Hat sanatında yön, ritim ve biçimsel uyumun taşıdığı anlam, sadece görsel bir tercih değil, metnin bütünüyle ilişkilidir.
Dolayısıyla ters yazılmış Kur’an ayetleri, sadece estetik bir yanlış değil, eserin anlamlandırma düzeyinde de bozulmasıdır.
Yine Bir Kültürel Miras, Yine Bir Disiplinler Arası Bütünsellik Eksikliği
Bu olay, restorasyon pratiğinin en temel ilkelerinden biri olan uzman katılımı ve bilimsel denetim zorunluluğunun ihmal edildiğini göstermektedir.
Dr. Çevik’in değerlendirmesine göre restorasyon sürecinde uzman bir heyet veya bilim kurulunun atanması gerekirdi; “böyle bir kurul var olsaydı hataların önceden tespit edilmesi mümkündü.”
Tarihi eser restorasyonları, yalnızca taş-sıva onarımı değildir; aynı zamanda sanat tarihi, malzeme bilimi, hafıza çalışmaları ve mimari uzmanlığın iç içe geçtiği disiplinler-arası bir süreçtir.
Bu süreçte hattat, sanat tarihçisi, mimar ve konservasyon bilimci gibi uzmanların ortak aklı, restorasyonun etik rengini belirler.
Bu vaka, bu disiplinler arası akışın nasıl felce uğradığını göstermesi açısından iyi bir örnektir.
Kamu Yönetimi, Denetim Yapısı ve Sorumluluk Alanı
Camideki hatalar beş yıl boyunca fark edilmedi; bu süre boyunca eser “aslına uygun” denilerek teslim alındı.
Bu geç fark ediliş, sadece yerel uygulamaların zayıflığı değil, kültürel miras yönetişimindeki kurumsal boşlukların da göstergesidir.
Türkiye’de tarihi eser restorasyonları Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi kurumlar tarafından yürütülse de bu kurumların bilimsel denetim mekanizmalarının yeterliliği sıkça tartışma konusu olmaktadır.
Hatırlarsanız buna benzer tartışmalar Selimiye Cami restorasyon çalışmalarında da gündeme geldi ve uzmanların restorasyon karar süreçlerine yeterince dâhil edilmemesi fazlaca eleştirilmişti.
Bu yönüyle Mahmut Çelebi Cami davası, restorasyon alanında etik duyarlılık, bilimsel disiplinler arası entegrasyon ve kamusal sorumluluk gibi temel kavramların yeniden tartışılması gerektiğini ortaya koyuyor.

YORUMLAR