Bu sözü ilk duyduğumda biraz ağır gelmişti bana. Sonra insanları izledikçe, hayatın bazı cümleleri neden bu kadar ısrarla tekrar ettiğini anlamaya başladım.
Çünkü insanın başkasının hayatına bakıp verdiği hüküm, çoğu zaman dönüp dolaşıp kendi kapısını çalıyor.
Hele bir de bunu dedikodu ile yapanlar var.
Birinin hayatını konuşuyor, yaptığı bir şeyi ayıplıyor, sonra da “Ben asla öyle yapmam.” diyerek kendini o hikâyenin dışına koyuyor.
Ben tam burada duruyorum.
Sizce insan, başkasını konuşurken aslında kendi sınavının sorularını yüksek sesle okuyor olamaz mı?
“Ben olsam onun yaptığı hatayı yapmazdım.”
“Ben öyle bir insanla asla birlikte olmam.”
“Çocuğumu asla böyle yetiştirmem.”
“Ben kimseye muhtaç olmam.”
“Ben asla affetmem.”
“Ben onun yerinde olsam…”
Ne kadar kolay söylüyoruz bunları, değil mi?
Ama hayatın en büyük yanılgısı şu: İnsan, başına gelmeyen şey hakkında kendini olduğundan daha güçlü zannediyor.
Bugün başkasının boşanmasını konuşursun, yarın kendi evliliğinde hiç beklemediğin bir sınavla karşılaşırsın.
Bugün borç batağına düşmüş birini küçümsersin, yarın işlerin ters gider ve aynı hesabın başında sen oturursun.
Bugün hata yapan bir insanı yerden yere vurursun, yıllar sonra aynı hatanın başka bir biçimi senin karşına çıkar.
Bugün “Ben asla affetmem.” dersin, yarın en sevdiğin insanın yaptığı bir hatayla karşılaşırsın ve affetmekle kaybetmek arasında kalırsın.
İşte “İnsan kınadığını görmeden ölmezmiş” sözü bana göre tam olarak bunu anlatıyor.
Bu, “Her kınadığın şey kesinlikle senin başına gelir.” demek değil.
Daha derin bir şey söylüyor:
Hayatın sana, hakkında kesin hükümler verdiğin insanları anlamayı öğretecek kadar büyük bir öğretmeni vardır.
Bazen aynı olay senin başına gelir.
Bazen daha farklı bir biçimde gelir.
Bazen de senin çocuğunun, eşinin, kardeşinin veya en yakınındaki insanın başına gelir.
Ve insan o zaman geçmişte söylediği cümleleri hatırlıyor.
“Ben bunu yapanları hiç anlamıyordum.”
Sonra hayat sana anlamayı öğretiyor.
Benim asıl itirazım da buna zaten.
Bir insanın yaptığı yanlışı eleştirmek başka, o insanı küçümseyerek eğlence malzemesi yapmak başka.
Dedikodu yaparken insan bazen karşısındakinin hayatındaki yangını seyredip kendi evinin sağlam olduğunu sanıyor.
Oysa hayatın garip bir huyu var.
İnsan başkasının düşüşüne gülerken, kendi ayağının altındaki taşı fark etmeyebiliyor.
Bir gün arkadaş ortamında birinin özel hayatını anlatırsın.
Ertesi gün aynı insanlar senin özel hayatını konuşur.
Birinin parasızlığıyla dalga geçersin.
Yarın ekonomik olarak zorlandığında aynı cümlelerin sana karşı kurulduğunu duyarsın.
Birinin ailesindeki problemi küçümsersin.
Yıllar sonra kendi ailende benzer bir mesele çıktığında, o gün ne kadar acımasız olduğunu hatırlarsın.
İşte hayat bazen insanı cezalandırmaktan çok öğretiyor.
Ve bazı dersler kitaplardan okunmuyor.
Yaşanıyor.
Ben artık bir insanın yanlışını gördüğümde hemen hüküm vermemeye çalışıyorum. Çünkü herkesin hayatında dışarıdan görünmeyen bir taraf var.
Sen sadece sonucu görüyorsun.
O insanın o sonuca gelene kadar neler yaşadığını bilmiyorsun.
Belki yıllarca sustu.
Belki çok mücadele etti.
Belki defalarca affetti.
Belki kimseye anlatamadığı bir yük taşıdı.
Belki senin “Bir insan bunu nasıl yapar?” dediğin şeyi yapmasının arkasında, senin hiç bilmediğin bir hikâye vardı.
Bu, yapılan yanlışı doğru yapmaz. Yanlış yanlıştır nokta.
Ama insanı yargılamadan önce biraz susmayı öğretir.
Çünkü hepimizin hayatında “Ben asla…” dediğimiz bir cümle vardır.
Ve bazen hayat, insanın en çok güvendiği o cümleden yakalar.
O yüzden ben artık dedikodunun ortasında çok fazla konuşmam.
Çünkü bir insanın hayatını konuşmak kolay.
Ama o hayatı yaşamak zor.
Kimin ne yaşadığını bilmiyorsak, hüküm vermek bize düşmez.
Hem unutmayalım…
Bugün hakkında konuştuğumuz insanın hikâyesi yarın bizim hayatımızın başka bir sayfasında karşımıza çıkabilir.
Belki aynı şekilde değil.
Belki aynı yerde değil.
Belki aynı insanlarla hiç değil.
Ama hayat, insanı başkalarının yaşadıklarını anlayacak kadar büyütüyor.
Ve sonunda insan şunu öğreniyor:
Başkalarının sınavına bakıp kendini başarılı ilan etme. Daha sen kendi sorularını görmedin.
Çünkü insan bazen kınadığı şeyi yaşamaz.
Ama o şeyi yaşayan insanı anlamak zorunda kalacağı bir hayatı mutlaka yaşar.
Kınamak kolaydır.
Anlamak ise insanlık ister.
Ve ben, başkasının hayatına taş atmak yerine kendi kapımın önünü temizlemeyi daha doğru buluyorum.
Çünkü hayat uzun.
Ve insan, başkasının hikâyesinde çok rahat konuşurken kendi hikâyesinin bir sonraki bölümünü henüz okumamış oluyor.

YORUMLAR