Her kuşak kendi döneminin sosyal, ekonomik ve teknolojik koşulları içerisinde yetişir. Geçmiş kuşaklar incelendiğinde ailesinden başlayan, bulunduğu çevresiyle, aldığı eğitimine kadar geniş bir yelpazeye yayılan ve bunlarla şekillenen bir kimlik inşası mevcuttu. Günümüzde teknolojinin gelişimiyle kimlik ve kişilik oluşumunu dijital meydanların etkisinin yüksek olduğu, algoritmaların yönlendirdiği platformlar eklenmiştir. Günümüz gençliğini önceki kuşaklardan ayıran en önemli özelliklerden biri, kimlik inşa sürecinin büyük bölümünün dijital ortamlarla iç içe gerçekleşmesidir. Böylece genç birey, kimliğini yalnızca yaşadığı fiziksel çevrede değil, dünyanın farklı bölgelerinden gelen milyonlarca içerikle etkileşim içerisinde şekillendirmektedir.
Millî kimlik bireyin kendisini daha geniş bir tarihsel ve kültürel bütünün parçası olarak anlamlandırmasına yardımcı olabilir. Türk gençliği açısından aidiyet; dil, tarih, kültür, ortak hafıza, sanat, edebiyat, coğrafya ve toplumsal değerler üzerinden şekillenebilir.
Dijital platformlar kültürel sınırları büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu durum Türk gençliği için hem fırsat hem de meydan okumadır.
Fırsattır; çünkü Türk kültürü, tarihi, edebiyatı ve sanatı dünyanın her yerine ulaştırılabilir.
Meydan okumadır; çünkü aynı dijital ortamda küresel kültür endüstrisinin çok güçlü içerikleri bulunmaktadır.
Dolayısıyla mesele gençlerin yabancı kültürlerle karşılaşmasını engellemek değildir Asıl mesele: Kendi kültürünü bilen bir gencin başka kültürlerle karşılaştığında kimliğini kaybetmeden onları değerlendirebilmesidir.
Bir Türk genci aynı gün içerisinde Türk tarihine ilişkin bir belgesel izleyebiliyor, Güney Kore kültürüne ait bir içerikle karşılaşabiliyor, Amerikan popüler kültürünü takip edebiliyor, Avrupa’daki bir siyasi tartışmayı görebiliyor ve birkaç dakika sonra başka bir ülkenin yaşam tarzını normalleştiren bir içerikle karşılaşabiliyor.
Dijitalleşme, gençlerin bilgiye erişim, iletişim, sosyalleşme ve kendilerini ifade etme biçimlerini köklü biçimde değiştirmiştir. Özellikle sosyal medya platformları, gençlerin yalnızca gündelik iletişim araçları değil, aynı zamanda kimliklerini inşa ettikleri, toplumsal olayları takip ettikleri ve farklı kültürel etkilerle karşılaştıkları başlıca alanlardan biri hâline gelmiştir. Türkiye’de Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından 2025 yılında 7.511 gençle gerçekleştirilen araştırmada gençlerin %82,4’ünün haber almak için sosyal medyayı kullandığı ve günlük ortalama sosyal medya kullanım süresinin 3 saat 24 dakika olduğu belirtilmektedir.
Dijital dünyanın kontrolsüz kullanımı; dikkat dağınıklığı, yüzeysel bilgi tüketimi, tüketim kültürü, sosyal karşılaştırma, mahremiyet kaybı, dezenformasyon, siber zorbalık ve gerçek hayatla dijital hayat arasındaki sınırların belirsizleşmesi gibi sorunları da beraberinde getirmektedir. Dijitalleşen dünya yeni sosyal normlar da oluşturur.
Kendi kimliğini henüz tam olarak tanımayan bir genç, dünyanın bütün kimlikleriyle aynı anda karşılaştığında kendisini nasıl tanımlayacaktır? Gençlik dönemi, bireyin “Ben kimim?” sorusuna cevap aradığı önemli bir gelişim dönemidir. Bu dönemde önemli olan kimliğin aktarılması değil, gençler tarafından anlamlandırılmasıdır. Çünkü ezberletilen kimlik ile benimsenen kimlik aynı şey değildir. Kişilik çatışmasının en yoğun olduğu gençlik çağında birey öğretilen varoluş ekseninde kendini yok hissedebilir. Arayış ve yeniden var oluş bu anlarda başlarken en güçlü yön belirleyici dijital ortamdır.
MİLLİYETÇİLİK, MİLLİ KİMLİK VE KİMLİK İNSAŞI
Milliyetçilik geçmişe bakmak mıdır? Geleceğe yön vermek mi?
Milliyetçilik sadece tarih, vatan, bayrak, millet gibi kategorilerden ibaret değildir. Milliyetçilik geçmişin esintisi, bugünün yaşantısı, yarının ise mirasıdır. Bir kimlik, bir şahsiyet, bir duruş meselesidir. Yalnızca vatanı sevmek geçmişin getirdiği başarılarla gururlanmak değil milli kimliğimi nasıl oluşturur? milletime nasıl faydalı olurum? uğraşıdır. Bu açıdan bakıldığında milliyetçilik yalnızca geçmişi hatırlayan bir düşünce değil, geleceği inşa etme sorumluluğu olarak da değerlendirilebilir.
Kendi kültürünü tanımayan birey, karşılaştığı her güçlü kültürel ürün karşısında kendi aidiyetini sorgulayabilir. Kendi tarihini bilmeyen genç, tarihini başkalarının anlatılarından öğrenebilir. Kendi dilinin zenginliğini bilmeyen genç, dil kullanımını yalnızca popüler kültürün belirlediği biçimlere bırakabilir.
Bu nedenle dijital çağda millî kimliğin korunması izolasyonla değil, kültürel özgüvenle mümkün olabilir.
Burada algoritmanın rolü önemlidir. Nitekim dijital platformların gençlerin dikkatini çekmek için kullandığı mekanizmalar, kimlik oluşumunu da dolaylı biçimde etkileyebilir. Çünkü bireyin sürekli maruz kaldığı içerikler zaman içerisinde: ilgi alanlarını, tüketim alışkanlıklarını, gündem algısını, sosyal ilişkilerini, estetik tercihlerini, siyasi ideolojiyi ve dünyayı yorumlama biçimini etkileyebilir.
DİKKAT EKONOMİSİNE DİKKAT!
Dijital platformların ekonomik yapısında kullanıcı dikkati önemli bir değere dönüşmüştür. Platformlar kullanıcıların içeriklerle etkileşim süresini artırmak için kişiselleştirilmiş öneriler, bildirimler, sonsuz kaydırma ve kısa video formatları gibi çeşitli mekanizmalar kullanmaktadır. Bugün sosyal medya platformlarının ekonomik modeli büyük ölçüde kullanıcının dikkatini mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmaya dayanıyor. Bu yapı “dikkat ekonomisi” kavramı üzerinden değerlendirilebilir. Geleneksel ekonomide sınırlı kaynak para veya fiziksel emtia iken dijital ekonomide insanın zamanı ve dikkati de ekonomik değere dönüşmektedir. Dikkatimizi parça parça tüketen bir dijital düzenin içinde yaşıyoruz. Ve bu düzen karşısında en güçlü cevap teknolojiye sırt çevirmek değil; teknolojiyi kullanan ama onun tarafından yönetilmeyen bir gençlik yetiştirmektir. İzlediğimiz bir dakikalık videolar, okuduğumuz bir paragraflık metinlerin gibi içerikler bizi bilge yapma kısa süreli yüzeysel öğrenme sağlar. Bu tarz içeriklerin bize yalnızca konu başlığı sunması ve araştırmaya teşvik etmesi gerekir.
TÜKETEN GENÇLİKTEN ÜRETEN GENÇLİĞE
Dikkat meselesinin milliyetçilikle kesiştiği en önemli noktalardan biri üretimdir. Üretim gelenekselleşmiş algıların aksine sadece hayvancılık ve tarım değildir. Bir genç saatlerce başkalarının ürettiği içerikleri tüketiyor ancak kendi fikrini üretmiyorsa dijital dünyanın pasif kullanıcısı hâline gelir. Buna karşılık Bir araştırma yapıyorsa, bir makale yazıyorsa, bir yazılım geliştiriyorsa, bir sanat eseri üretiyorsa, bir sosyal soruna çözüm arıyorsa, bir girişim başlatıyorsa, bir kültürel mirası dijital ortama aktarıyorsa, artık yalnızca tüketici değildir üreticidir.
Teknolojini gelişimiyle her türlü fiziksel araçlara ve bilgiye ulaşım kolaylaşmıştır. Bu kolaylık etkili avantajlarla berber dezavantajlarda beraberinde getirmiştir. Halk arasında söylenen “hazıra konmak” tabiri dijital çağın kısa bir özetidir. Teknoloji bizim için düşünüyor, bizim için araştırıyor ve bizim yerimize karar verip üretiyor. Teknolojiyi kullanmakla teknolojiye yaptırmak işte tamda bu noktada ayrılıyor.
Dijital dünyanın insanın hayatını şekillendirmesi değil, insanın dijital dünyaya yön vermesi gerekmektedir. Dijital içeriklerin yaygınlaşmasıyla birlikte gençlerin yalnızca medya tüketicisi değil, eleştirel medya okuyucusu olmaları önem kazanmaktadır.
NORMALLEŞTİRME VE TOPLUMSAL ÇÜRÜME
Dijital platformlarda dikkat çekmek çoğu zaman kaliteli içerik üretmekten daha kolay bir hedef hâline gelebilir. Abartılı davranışlar, hakaret, gösteriş, tehlikeli meydan okumalar, aşırı tüketim, saldırganlık ve mahremiyetin ortadan kaldırılması bazı içeriklerde izlenme aracı olarak kullanılabilmektedir.
Özellikle gençler açısından burada önemli bir risk ortaya çıkar: Görünür olan, normal sanılabilir.
Bir davranış milyonlarca kez izleniyorsa genç bunu toplumun genel davranış biçimi olarak algılayabilir. Bir kişinin lüks yaşamını sürekli sergilemesi, başarıyı yalnızca maddi zenginlikle ilişkilendirebilir. Sürekli fiziksel görünüm üzerinden değerlendirme yapılması, gençlerde beden algısı sorunlarını güçlendirebilir. Hakaret içeren içeriklerin yüksek etkileşim alması, kaba konuşmayı sıradanlaştırabilir. Şiddet içeren davranışların eğlence formatına sokulması, şiddetin algılanış biçimini değiştirebilir. Burada önemli olan tek tek içeriklerin varlığı değil, tekrarın oluşturduğu normalleşme etkisidir.
Ahlak felsefesinde uzun yıllardır çatışmalara sebep olan iyi-kötü, doğru- yanlış, adalet, sorumluluk, erdem ve özgürlük gibi kavramlar bu noktada bireysel bir önem ve özveri kazanmıştır. Toplumsal normların, gelenek ve göreneklerin değiştiği devletler arasında bu kavramlar tanımlarını değiştirir. Türkiye içinse tarihimizi şekillendirmiş ve şekillendirmeye devam eden geleneklerimiz “kötü örnek” olarak tabir ettiğimiz her vakanın yaygınlaşması ve normalleşmesiyle yok olmaktadır. Bu yok oluş beraberinde bir toplumun olağanlığını değiştirmekte toplumsal çürümeye yol açmaktadır. İnsan haklarının bulunduğu bütün dünyaca kabul edilen kötü davranışların yaygınlaşması, haberleştirilmesi ve kelime anlamınca yumuşatarak olağan akışta servis edilmesi bilinç altımızdaki kötüyü önce normalleştirir sonra siler ardından iyileştirir. Bu sıralama bir canlının yaşam haklarının elinden alınmasını, çocuk, kadın ve hayvanların suiistimal edilmesini, savaş suçlarının işlenmesini, konuşma dilinde yabancı ve argo kelimenin çoğalmasını, bireyin kendisine veya çevresine maddi manevi verebileceği her türlü zararın artmasını özendirilerek, normalleştirilerek ve olayların boyutlarını yumuşatılarak dijital ortamlarda servis edilmesi düşünce kalıplarını değiştirmektedir. Bu noktada bizlere düşen ise toplumsal normları korumak ve aktarmaktır. Süreci fark edip, anlamak ve normalleştirmemektir.
Dijital çağda gençlik meselesi aynı zamanda bir kimlik meselesidir. Türk gençliğinin geleceği için amaç dünyadan kopuk bir nesil yetiştirmek olmamalıdır. Tam tersine, dünyayı tanıyan fakat kendi kimliğini bilen; bilgiye ulaşan fakat bilgiyi sorgulayan; teknolojiyi kullanan fakat teknolojiye teslim olmayan; geçmişiyle bağ kuran fakat geleceğe yönelen; millî aidiyetini taşıyan fakat bilimsel düşünceden vazgeçmeyen; üreten ve sorumluluk alan bir gençlik hedeflenmelidir. Ve bugün Türk gençliğine bırakılabilecek en önemli miras yalnızca tarih bilgisi değildir. Düşünebilen bir zihin, sorgulayabilen bir irade, üretebilen bir yetenek ve kendisini ait hissettiği kültürü anlayabilecek bir bilinçtir.
Bir milletin geleceğini önce toprağında değil, gençlerinin zihninde kaybettiğini anlaması gerekir.

YORUMLAR