Sokakları, sosyal medya akışlarını ve kahve masalarını kaplayan yoğun bir koku var. Parfümle, pahalı kıyafetlerle ya da süslü “ahlak” cümleleriyle gizlenmeye çalışılan, ama her gözenekten dışarı sızan bir koku: Kolektif ikiyüzlülük. Bugün toplum olarak en büyük başarımız, kendimize devasa bir yalan imparatorluğu kurmuş olmamızdır. Bu imparatorlukta herkes cellat, herkes kurban; ama garip bir şekilde herkes sütten çıkmış ak kaşık. Gündüz kuşağı programlarında başkalarının hayatlarındaki ahlaki çöküşü ağzının suyu akarak izleyen, reklam aralarında ise namus bekçiliğine soyunan kitleler biziz. Kameralar açıldığında adaletten, liyakatten ve haktan bahseden; kameralar kapandığında ise “işini yürütebilmek” için her türlü illegal köprüyü kuran, tanıdık kollayan, sıranın önüne kaynak yapan biziz.
Sosyal medya profillerimiz birer “iyilik abidesi” sergisi gibi. Adalet çığlıkları, felsefi aforizmalar, mazlumun yanında durma pozları… Vitrin göz kamaştırıyor ama depoda çürüme var. Bir kadının kıyafetini ya da bir gencin yaşam tarzını “ahlaksızlık” olarak yaftalayan diller, yanı başındaki yolsuzluğa, hırsızlığa, çocuk istismarına veya gücün ezdiği zayıfa karşı aniden lal oluyor. Çünkü bizim ahlakımız, ucu bize dokunmadığı sürece var. Bizim adalet arayışımız, sadece canımız yandığında devreye giren bencil bir refleks.
Toplumsal sözleşmemiz artık karşılıklı saygıya değil, “Sen benim pisliğimi görme, ben de seninkini örteyim” mutabakatına dayanıyor. Trafikte en küçük kural ihlalinde birbirinin gırtlağına çöken ama emniyet şeridini ihlal etmeyi “büyük deha” sayan sürücüleriz. İş hayatında mobbingden şikayet edip, eline ilk güç geçtiğinde altındakini ezmek için sabırsızlanan çalışanlarız. Ailede kol kırılır yen içinde kalır diyerek her türlü şiddeti ve kötülüğü halının altına süpüren, ama komşunun kızının kaçta eve döndüğünü istihbarat servisi gibi takip eden ebeveynleriz. Biz, kötülüğün kendisine değil, kötülüğün görünür olmasına düşmanız. Gizlice işlenen her günahı hoş gören, ama bunu açıkça söyleme cesareti gösteren herkesi taşlayan bir engizisyon mahkemesiyiz.
Bu iki yüzlü tiyatro, toplumsal dokuyu içten içe kemiren bir asit gibi. Birbirimize dürüst olmayı geçtik, artık kendimize itiraf edecek yüzümüz kalmadı. Erdemli görünmek, erdemli olmaktan çok daha kolay ve karlı bir ticaret haline geldi. Bu çürümeyi durdurmanın tek bir yolu var: O sahte ahlak kürsülerinden aşağı inmek ve elimizdeki taşları yavaşça yere bırakmak. Başkalarını yargılamak için uzattığımız o işaret parmağını, artık kendimize çevirmek zorundayız. Çünkü bu toplum, dürüst günahkarlardan değil; her köşe başında pusuya yatmış, namus ve hak tüccarlığı yapan “kutsal” ikiyüzlülerden batıyor. Aynaya bakın; gördüğünüz şey canınızı yakmıyorsa, siz de bu görkemli dansın bir parçasısınız demektir.

YORUMLAR