Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sıla Şentekin / Yazar
Sıla Şentekin / Yazar

Aynaya Değil, Hayale Âşık Bir Adam: Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası

Yazıyı sesli dinleyebilirsiniz

Bazı romanlar yalnızca yazıldıkları dönemi anlatır, bazıları ise üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bugünü de anlatmaya devam eder. Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası işte tam da böyle bir eserdir. İlk bakışta zengin bir gencin gösterişli hayatını konu alan eğlenceli bir roman gibi görünür. Ancak sayfalar ilerledikçe okur, bunun yalnızca bir karakter hikâyesi olmadığını; yanlış Batılılaşmanın, tüketim tutkusunun ve kimlik arayışının derin bir eleştirisi olduğunu fark eder.

1898 yılında yayımlanan Araba Sevdası, Türk edebiyatının ilk realist romanlarından biri olarak kabul edilir. Recaizade Mahmut Ekrem, olayları romantik bir bakışla yüceltmek yerine, toplumdaki değişimi bütün çelişkileriyle gözler önüne serer. Romanın merkezindeki Bihruz Bey ise yalnızca bir kahraman değil, bir zihniyetin temsilcisidir.

Bihruz Bey’i ilk tanıdığımız andan itibaren onun için arabanın yalnızca bir ulaşım aracı olmadığını anlarız. Gösterişli faytonu, şık kıyafetleri, Fransızca kelimelerle süslemeye çalıştığı konuşmaları ve sürekli iyi görünme çabası, onun gerçek kişiliğini değil; başkalarının görmek istediği kişiyi yansıtır. Recaizade Mahmut Ekrem, bu ayrıntılarla okura sessizce şu soruyu yöneltir: İnsan gerçekten olduğu kişiyle mi yaşar, yoksa görünmek istediği kişiyle mi?

Romanın unutulmaz sahnelerinden biri, Bihruz Bey’in Çamlıca’da gördüğü genç kadına ilk bakışta büyük bir aşkla bağlandığını sandığı anlardır. Oysa okur kısa sürede fark eder ki Bihruz Bey, aslında tanımadığı bir insana değil; kendi zihninde kurduğu hayale âşıktır. İşte romanın en güçlü taraflarından biri de budur. Recaizade Mahmut Ekrem, aşkın bile bazen insanın kendi hayal gücünden ibaret olabileceğini büyük bir ustalıkla gösterir.

Bihruz Bey’in Fransızca konuşma merakı da romanın en dikkat çekici yönlerinden biridir. Bilmediği kelimeleri yanlış telaffuz etmesi, anlamını tam kavrayamadığı ifadeleri kullanması yalnızca mizah oluşturmak için yazılmamıştır. Bu sahneler, Batılılaşmayı bilgiyle değil taklitle yaşamaya çalışan bir anlayışın eleştirisidir. Yazar, okuru güldürürken aynı zamanda düşündürmeyi başarır.

Roman boyunca Bihruz Bey’in sürekli dış görünüşüne önem vermesi, insanlarla kurduğu ilişkilerde samimiyetten çok gösterişi tercih etmesi ve gerçeklerden uzak hayaller kurması, bugün bile yabancı gelmez. Aradan geçen bunca yıla rağmen toplumda hâlâ yalnızca sahip olduklarıyla değer görmeye çalışan insanlar vardır. Bu yüzden Araba Sevdası, yalnızca Tanzimat Dönemi’ni değil, modern insanın bazı zaaflarını da anlatır.

Recaizade Mahmut Ekrem’in başarısı, karakterini tamamen kötü ya da tamamen iyi göstermemesidir. Bihruz Bey’e kimi zaman güleriz, kimi zaman ise ona üzülürüz. Çünkü onun en büyük kusuru kötülüğü değil, gerçeklikten uzak yaşamasıdır. İnsan, hakikatten koptuğunda en çok kendine yabancılaşır. Romanın asıl trajedisi de tam burada başlar.

Yazarın İstanbul tasvirleri de romanın önemli yönlerinden biridir. Özellikle Çamlıca gezileri, dönemin sosyal hayatını anlamak açısından büyük önem taşır. Faytonların dolaştığı yollar, dönemin eğlence anlayışı ve insanların birbirini izlediği mesire yerleri, romanın atmosferini canlı hâle getirir. Okur yalnızca karakterleri değil, dönemin İstanbul’unu da adım adım gezer.

Araba Sevdası‘nı sıradan bir aşk romanından ayıran en önemli özelliklerden biri de eleştirel bakışıdır. Recaizade Mahmut Ekrem, Batı’yı öğrenmeye değil; onu yüzeysel biçimde taklit etmeye karşı çıkar. Çünkü medeniyet, kıyafet değiştirmekle değil; düşünceyi geliştirmekle kazanılır. Bu mesaj, romanın her bölümünde farklı biçimlerde hissedilir.

Bugün sosyal medya çağında yaşıyoruz. İnsanlar en güzel fotoğraflarını paylaşmak, en lüks mekânlarda görünmek ve kusursuz bir hayat sergilemek için büyük çaba harcıyor. Bihruz Bey’in gösteriş tutkusu ile günümüzün dijital vitrinleri arasında şaşırtıcı bir benzerlik kurmak mümkündür. Bu nedenle romanı okurken sık sık “Demek ki bazı insanlar hiç değişmiyor.” diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Bir klasiği klasik yapan şey, yalnızca eski olması değildir. Asıl değer, her dönemde yeniden okunabilmesidir. Araba Sevdası da her okuyuşta farklı ayrıntılar sunan bir romandır. İlk okumada mizahı fark edilir, ikinci okumada toplumsal eleştirisi, üçüncü okumada ise insan psikolojisine dair ince gözlemleri ön plana çıkar.

Belki de Recaizade Mahmut Ekrem’in en büyük başarısı, okurunu uzun nutuklarla eğitmeye çalışmamasıdır. O, yalnızca Bihruz Bey’i gösterir. Kararı ise okurun vicdanına bırakır. Roman bittiğinde Bihruz Bey’e gülmüş olabilirsiniz; fakat biraz düşündüğünüzde onun küçük parçalarının hepimizin içinde bulunduğunu da fark edersiniz. Hepimiz zaman zaman başkalarının beğenisini, kendi hakikatimizin önüne koymuyor muyuz?

Araba Sevdası, yalnızca yanlış Batılılaşmayı anlatan bir roman değildir. O, insanın kendisi olmayı unutmasının romanıdır. Bu yüzden üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ güncelliğini koruyor. Çünkü değişen yalnızca faytonların yerini otomobillerin, mektupların yerini telefonların almasıdır. Gösteriş, taklit ve kendine yabancılaşma ise farklı biçimlerde yaşamaya devam ediyor.

Bazı romanlar yalnızca bir hikâye anlatır. Araba Sevdası ise okura bir ayna uzatır. O aynaya baktığınızda yalnızca Bihruz Bey’i değil, bazen modern dünyanın içinde kaybolan insanı, bazen de kendi hayatınızdan küçük izleri görürsünüz. İşte gerçek klasikler tam da bunu başarır: Dünü anlatırken bugünü düşündürmek.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER