Okulun ilk günü…
Yeni ütülenmiş formalar, büyük gelen çantalar, özenle hazırlanmış kalem kutuları, koridorlarda birbirini arayan gözler… Kimi öğrenci heyecanlı, kimi çekingen, kimi ise daha ilk dersten “Acaba yapabilecek miyim?” korkusunu içinde taşıyor.
Ve tam o anda sınıfa bir öğretmen giriyor.
Bazen farkında bile olmadan söylediği tek bir cümleyle bir çocuğun kendisine dair bütün düşüncesini değiştirebiliyor.
“Sen bunu yaparsın.”
Ya da tam tersi:
“Sen zaten hep böylesin.”
İki cümle arasındaki mesafe birkaç kelimedir. Bir çocuğun hayatındaki mesafesi ise bazen yıllardır.
Çünkü çocuklar öğretmenin söylediği her şeyi ders kitabındaki bilgiler gibi unutmaz. Özellikle kendileri hakkında söylenenleri hiç unutmazlar.
Bir öğretmenin, “Senden umutluyum.” demesi; evinde belki de hiç takdir edilmeyen bir çocuk için bütün yıl çalışmasının sebebi olabilir.
“Sana güveniyorum.” sözü, başarısız olduğuna inanmış bir öğrencinin hayatında ilk kez kendisine inanmasını sağlayabilir.
“Yanlış yapabilirsin, tekrar deneriz.” cümlesi ise hata yapmaktan korktuğu için parmak kaldırmayan bir öğrencinin ilk kez elini havaya kaldırmasına neden olabilir.
Bu nedenle eğitim yılının ilk günlerinde çocuklara söylediğimiz sözler basit birer karşılama cümlesi değildir.
Aslında o sözlerle çocuklara şunu söylüyoruz:
“Bu sınıfta senin yerin var.”
Ya da maalesef bazen tam tersini…
Eğitim dünyasında yıllardır başarıyı konuşuyoruz. Sınav sonuçlarını, net sayılarını, yüzdelik dilimleri, ortalamaları, kazanımları…
Peki çocuğun kendisini nasıl hissettiğini ne kadar konuşuyoruz?
Bir çocuk kendisini değersiz hissettiği bir sınıfta matematiği ne kadar sevebilir?
Sürekli eleştirildiği bir ortamda kaç kez gönüllü olarak söz almak ister?
Yanlış cevap verdiğinde arkadaşlarının önünde küçük düşürülen bir öğrenci bir sonraki derste neden parmak kaldırsın?
Biz bazen çocuğun ders başarısındaki düşüşü yalnızca “çalışmıyor” diye açıklıyoruz.
Oysa bazen çocuk çalışmıyordur çünkü çoktan yapamayacağına inandırılmıştır.
İşte öğretmenin gücü tam burada başlar.
Öğretmen yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Çocuğun kendisine tuttuğu aynalardan biridir.
Ve o aynada çocuğa ne gösterdiğimiz çok önemlidir.
Ben öğretmenlikte en tehlikeli şeylerden birinin etiketlemek olduğuna inanıyorum.
>“Tembel.”
“Yaramaz.”
“Başarısız.”
“Dikkatsiz.”
“Bu çocuktan olmaz.”
Bir yetişkin için birkaç saniyede söylenmiş sıradan cümleler olabilir bunlar.
Ama çocuk bazen o etiketi sırtına geçirir ve yıllarca taşır.
Çünkü çocuklar bir süre sonra kendilerine söylendiği gibi davranmaya başlayabilir.
Bir öğrenciye sürekli başarısız olduğunu söylerseniz, gün gelir denemekten vazgeçer.
Sürekli sorunlu olduğunu söylerseniz, kendisini gerçekten sorunlu görmeye başlar.
Ama aynı çocuğun içindeki küçücük bir başarıyı fark edip, “Bak, burada çok güzel düşünmüşsün.” dediğinizde başka bir şey olur.
Çocuğun gözünde bir ışık yanar.
Eğitim tam olarak o ışığın peşinden gitme işidir.
Elbette öğretmen sınıfta sınır koyacaktır. Disiplin olacaktır. Kurallar olacaktır. Öğrencinin hatası varsa söylenecektir.
Ama disiplin ile aşağılamak aynı şey değildir.
Otorite ile korkutmak aynı şey değildir.
Öğrenciyi düzeltmek ile öğrencinin kişiliğini değersizleştirmek hiç aynı şey değildir.
Bir öğretmenin gerçek otoritesi sesini ne kadar yükselttiğiyle değil, öğrencinin onun yanında kendisini ne kadar güvende hissettiğiyle anlaşılır.
Çünkü korkuyla sessizleştirilmiş bir sınıf her zaman iyi yönetilmiş bir sınıf değildir.
Bazen yalnızca korkmuş bir sınıftır.
Yeni eğitim yılı başlarken öğretmenlerimizin belki de kendilerine sormaları gereken en önemli sorulardan biri şu olmalı:
“Benim sınıfıma giren çocuk kendisini nasıl hissedecek?”
Başarılı öğrencinin parladığı, zorlanan öğrencinin görünmez olduğu bir sınıf mı?
Yoksa herkesin gelişme şansı bulduğu bir sınıf mı?
Sadece doğru cevapların alkışlandığı bir ortam mı?
Yoksa soru sormanın, hata yapmanın ve yeniden denemenin de öğrenmenin bir parçası kabul edildiği bir ortam mı?
Çünkü eğitim yalnızca başarılı öğrenciyi daha başarılı yapmak değildir.
Asıl mesele bazen kendisinden vazgeçmiş bir çocuğu yeniden kendisine inandırabilmektir.
Burada okul yönetimlerine de büyük sorumluluk düşüyor.
Öğretmeninden sürekli performans bekleyen fakat öğretmenin motivasyonunu, çalışma ortamını ve mesleki ihtiyaçlarını görmeyen bir sistemden güçlü bir sınıf iklimi çıkmasını beklemek gerçekçi değildir.
Mutlu öğretmen, sınıfa başka girer.
Kendisine değer verildiğini hisseden öğretmen, öğrencisine de değer hissettirmeye daha açıktır.
Dolayısıyla iyi bir eğitim yılı yalnızca öğrencinin okul kapısından girmesiyle başlamaz. Öğretmenin, yöneticinin, velinin ve öğrencinin aynı eğitim ikliminin parçası olduğunu anlamasıyla başlar.
Velilere de küçük ama önemli bir hatırlatma yapmak isterim:
Okulun ilk günlerinde çocuğunuza ilk sorduğunuz soru “Bugün ne öğrendin?” olmasın.
Bazen önce şunu sorun:
>“Bugün kendini nasıl hissettin?”
“Öğretmeninle tanışınca ne düşündün?”
“Sınıfında seni mutlu eden bir şey oldu mu?”
Çünkü bize küçük gelen bazı ayrıntılar çocuk dünyasında çok büyüktür.
Belki öğretmeni adını doğru hatırlamıştır.
Belki yaptığı resmi beğenmiştir.
Belki sınıfta ilk kez bir arkadaşı onun yanına oturmuştur.
Belki de bir yetişkin ilk kez gerçekten onu dinlemiştir.
Ve yıllar sonra çocuklar okul hayatlarını düşündüğünde kaçıncı sınıfta hangi ünitenin kaçıncı kazanımını öğrendiklerini hatırlamayabilirler.
Ama kendilerini değerli hissettiren öğretmeni hatırlarlar.
Kendilerine inanan öğretmeni…
Hata yaptığında yüzüne alayla değil umutla bakan öğretmeni…
“Sen yapamazsın.” diyenlerin arasında “Bir daha deneyelim.” diyen öğretmeni…
Belki de öğretmenliğin en ağır ve en güzel tarafı budur.
Söylediğimiz bir cümlenin bir çocuğun içinde ne kadar uzun süre yaşayacağını hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz.
Bu yüzden yeni eğitim yılı başlarken çocuklara yalnızca ders anlatmaya değil, onları görmeye de başlayalım.
Çünkü bazen bir öğrencinin hayatında büyük değişimler büyük projelerle başlamaz.
Bir sınıf kapısı açılır.
Bir öğretmen içeri girer.
Bir çocuğun gözlerinin içine bakar.
Ve yalnızca şöyle der:
“Ben sana inanıyorum.”
Belki öğretmen birkaç dakika sonra bu cümleyi unutur.
Ama çocuk unutmaz.
Çünkü bazen bir öğretmenin ilk sözü, gerçekten de bir çocuğun bütün yılını; hatta bütün hayatını değiştirebilir.

YORUMLAR