Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Murat Can Çetinkaya / Uzman Psikolog
Murat Can Çetinkaya / Uzman Psikolog

İş Yerinde Paslanma: İnsan Fazla Çalışmadan da Tükenebilir mi?

Yazıyı sesli dinleyebilirsiniz

İş hayatında tükenmişlik denince akla genellikle aynı tablo gelir: bitmeyen görevler, uzun mesailer, yetişmeyen işler, sürekli baskı ve sonunda çöken bir çalışan. Oysa bunun neredeyse tersinden işleyen başka bir yıpranma biçimi daha var. İnsan bazen çok çalıştığı için değil, kapasitesini yeterince kullanamadığı için de tükenebilir. Gün boyunca masasında oturur, görevlerini yapar, hatta dışarıdan “rahat bir işi var” gibi görünür; ama zamanla isteğini, dikkatini ve mesleki canlılığını kaybeder. Son yıllarda bu durum “rustout” ya da “boreout” kavramlarıyla tartışılıyor: işte kronik biçimde yetersiz uyarılma, sıkılma ve kullanılmama hissi.

Eylül 2026’da Amerikan Psikoloji Birliği’nin Monitor on Psychology dergisinde ele alınan “workplace rustout”, klasik tükenmişliğin adeta ters yüzüdür. Burnout’ta çalışan iş taleplerinin fazlalığı altında ezilir; rustout’ta ise talepler çok düşüktür, iş yeterince anlamlı ya da zorlayıcı değildir veya kişi sahip olduğu becerileri kullanamaz. Üstelik sorun her zaman “yapacak iş olmaması” değildir. İnsan bütün gün meşgul olabilir ama yaptığı işler sürekli tekrarlayan, fazla basit ya da kendisi için anlamsızsa yine de psikolojik olarak körelebilir.

Bu ayrım önemli. Çünkü toplumda çalışma hâlâ çoğunlukla nicelik üzerinden değerlendiriliyor. “Çok işin yoksa neden yoruluyorsun?” diye soruyoruz. Oysa insan zihni yalnızca yükten değil, anlamsızlıktan da yorulur. Bir işi yıllarca hiçbir şey öğrenmeden yapmak, karar alma alanının olmaması, sürekli aynı görevleri tekrarlamak veya sahip olduğu yeteneklerin büyük bölümünü kullanamamak kişide sessiz bir aşınma yaratabilir. Sabah işe gitmek zor değildir belki; zor olan, orada sekiz saat geçirirken kendinden hiçbir şey katamadığını hissetmektir.

Paslanma çoğu zaman gürültülü başlamaz. İnsan önce biraz sıkılır. Sonra dikkatini toplamakta zorlanır, işi erteler, sık sık telefona bakar, küçük görevleri gereğinden fazla uzatır. Ardından “minimumu yapıp çıkma” hali gelişebilir. Dışarıdan bakıldığında tembellik gibi görünen şey, bazen kişinin işiyle psikolojik bağını kaybetmesidir. APA’nın aktardığı araştırmalar kronik iş sıkıntısının daha fazla stres belirtisi, kaygı ve depresif belirtilerle ilişkili olabildiğini; bazı yakın tarihli bulguların otonom sinir sistemi işleyişinde de olumsuz göstergelere işaret ettiğini belirtiyor.

İşin daha derin tarafı ise kişinin kendilik algısıdır. İnsan yalnızca maaş almak için çalışmaz; iş, çoğu yetişkin için yeterlilik duygusunun, üretkenliğin ve toplumsal yerinin de bir parçasıdır. Yıllarca “daha fazlasını yapabilirim ama burada yapamıyorum” hissiyle yaşamak zamanla insanın kendine bakışını bozar. Kişi önce işinden şüphe eder, sonra kendi kapasitesinden. “Ben eskiden daha hevesliydim”, “Galiba tembelleştim”, “Hiçbir şey yapmak istemiyorum” demeye başlar. Oysa bazen sorun kişinin motivasyon eksikliği değil, motivasyon üretecek bir ortamın bulunmamasıdır.

Bu mesele yapay zekâ ve otomasyonla daha da önemli hale geliyor. Rutin işleri makinelerin devralması teorik olarak insanı daha yaratıcı ve karmaşık görevlere yöneltebilir. Ama bunun tersi de mümkün: teknoloji işi zenginleştirmek yerine çalışanın karar alanını daraltırsa, insan yalnızca kontrol eden, onaylayan ve tekrarlayan bir role sıkışabilir. APA’nın değerlendirmesinde de yapay zekânın işi otomatik olarak daha ilginç hale getirmeyeceği, bunun nasıl uygulandığına bağlı olduğu vurgulanıyor.

Türkiye’de bunun üstüne bir de “rahat iş” kültürü biner. Düzenli maaşı olan, iş güvencesi bulunan ya da ağır iş yükü taşımayan kişiye “daha ne istiyorsun?” denir. Bu soru ekonomik açıdan anlaşılırdır; herkes sevdiği işi yapma lüksüne sahip değildir. Fakat ekonomik güvenlik ile psikolojik doyum aynı şey değildir. İnsan iyi maaş aldığı bir işte de körelebilir. Bunu kabul etmek, işini bırakması gerektiği anlamına gelmez; yalnızca yaşadığı sıkıntının adını doğru koymak demektir.

Peki ne yapılabilir? İlk çözüm hemen istifa etmek değildir. İşin kapsamını genişletmek, yeni sorumluluk almak, karar süreçlerine daha fazla katılmak, yeni beceriler öğrenmek, farklı projelere girmek veya yapılan işi daha anlamlı hale getirecek bağlantılar kurmak işe yarayabilir. Kurumların da çalışanı sadece “meşgul” tutmak yerine, yeteneğini kullanabileceği bir iş tasarlaması gerekir. Çünkü insanı masasında sekiz saat tutmak ile ondan sekiz saatlik canlı bir katkı almak aynı şey değildir.

Sonuçta çalışma hayatının iki uç tehlikesi var: fazla yük ve fazla boşluk. Biri insanı yakar, diğeri paslandırır. Tükenmişliği konuşmayı öğrendik; şimdi körelmeyi de konuşmamız gerekiyor. Çünkü bazen “çok yoruldum” diyen insanın ihtiyacı daha fazla dinlenmek değil, yeniden zorlanmak, öğrenmek ve yaptığı şeyin içinde kendisini hissedebilmektir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER