Bir şehri tanımak için haritasına bakmak yeterli midir? Sanmıyorum. Çünkü şehirler, caddelerinden çok insanda bıraktığı hislerle akılda kalıyor. Ankara da benim için böyle bir şehir.
Ankara’yı anlatmaya kalkınca aklıma önce binalar ya da meydanlar gelmiyor. Daha çok sabahın serinliği, telaşla yürüyen insanlar, kampüse yetişmeye çalışan öğrenciler ve hiç bitmeyecekmiş gibi uzayan yollar geliyor. Belki de bir şehri şehir yapan, görünenlerden çok yaşananlardır.
Dışarıdan bakıldığında Ankara çoğu zaman gri diye anlatılır. Oysa ben bu gri rengin içinde bambaşka tonlar gördüm. Bir bankta edilen uzun sohbetler, ders çıkışında içilen çayın verdiği huzur, ayazın insanı kendine getiren sertliği… Bunlar, Ankara’nın bana kendini anlatma biçimiydi.
Bu şehir gösteriş yapmayı sevmiyor. Kendini yavaş yavaş tanıtıyor. İlk günlerde fark etmediğiniz ayrıntılar, zamanla en sevdiğiniz şeylere dönüşüyor. Belki de Ankara’nın en güzel yanı bu. Size “Beni sev.” demiyor; sadece yanında biraz vakit geçirmenizi bekliyor.
Düşündükçe şunu fark ediyorum: Bazı şehirler fotoğraflarda güzeldir, bazıları ise hatıralarda. Ankara benim için ikinci grupta yer alıyor. Belki herkes aynı Ankara’yı görmez ama herkes kendi Ankara’sını yaşar. İşte bu yüzden Ankara, bana göre bir şehirden çok, zamanla kurulan sessiz bir dostluk gibi.

YORUMLAR