Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Yasin Akman/Türkolog-Yazar
Yasin Akman/Türkolog-Yazar

Aras’ın Ayırdığı Kardeşlik

Yazıyı sesli dinleyebilirsiniz

Aras’ın Ayırdığı Kardeşlik: Tebriz ve Güney Azerbaycan’ın Jeopolitik Sancısı

Bugün Ortadoğu ve Kafkasya ekseninde yeniden şekillenen güç dengelerine bakarken, haritaların sessizliğe mahkum ettiği, ancak demografik ve tarihi ağırlığıyla koca bir coğrafyanın kaderini belirleyecek olan asıl merkeze, Güney Azerbaycan’a ve onun kalbi Tebriz’e odaklanmak zorundayız. İran sınırları içerisinde, Urmiye’den Erdebil’e uzanan o devasa kuşakta yaşayan milyonlarca Türk, sadece kültürel bir azınlık değil; asırlar boyunca bölgeyi yönetmiş asli kurucu unsurun bugünkü varisleridir.
Birinci Dünya Savaşı’nda İttihatçı Aklın Tebriz Stratejisi
Tebriz’in stratejik önemini anlamak için, Birinci Dünya Savaşı yıllarında İttihat ve Terakki kadrolarının ortaya koyduğu o devasa jeopolitik vizyona dönüp bakmak gerekir. İttihatçılar, Osmanlı’nın doğu sınırlarını güvenceye almak ve Turan coğrafyasıyla kara irtibatını kesintisiz hale getirmek için Kafkas İslam Ordusu ile Bakü’ye yürürken, bu büyük planın güney ayağında İran Azerbaycanı vardı. Rus işgaline ve İngiliz nüfuzuna karşı Halil (Kut) Paşa ve Ali İhsan (Sabis) Paşa komutasındaki birliklerin Birinci Dünya Savaşı’ndaki atılımlarıyla Tebriz ve Urmiye’ye girmesi, bölgedeki Türk varlığını korumaya ve Turan koridorunun güney kanadını tahkim etmeye yönelik muazzam bir siyasi plandı. O dönemde İttihatçıların Tebriz’de kurduğu istihbarat ve teşkilatlanma ağları, İran Türklerinin siyasi bilincinin şekillenmesinde yüzyıllık bir maya işlevi gördü.

Fars Milliyetçiliğinin Asimilasyon Kıskacı
Safevilerden Afşarlara ve Kaçarlara kadar asırlar boyunca Türk hanedanları tarafından yönetilen İran, 1920’lerdeki Pehlevi darbesiyle resmi bir “Farslaştırma” politikasına savruldu. Bugün İran İslam Cumhuriyeti rejimi altında, nüfusun neredeyse üçte birini (kimi kaynaklara göre 30-35 milyon) oluşturan Türkler, anadilde eğitim hakkından mahrum bırakılmış, demografik yapıyı bozmaya yönelik iskan politikalarına maruz kalmıştır. Urmiye Gölü’nün göz göre göre kurutulması bile, bölge halkını göçe zorlayan sessiz ve ekolojik bir asimilasyon silahı olarak kullanılmaktadır. İsimleri değiştirilen köyler, yasaklanan Türkçe tabelalar ve tutuklanan milli aktivistler, Türk kimliğini görünmez kılmak için yürütülen sistematik devlet aklının yansımalarıdır.

Traktör Sazi: Stadyumdan Yükselen Kimlik Beyanı
Ancak her türlü asimilasyon politikasına ve siyasi baskıya rağmen Tebriz direnmektedir. Bu direnişin en sivil, en kitlesel ve en görkemli sahnesi ise şüphesiz Traktör Sazi (Tıraxtur) futbol takımının tribünleridir. Sehent Stadyumu’nda bir araya gelen on binlerce Güney Azerbaycan Türkünün tek bir ağızdan haykırdığı “Tebriz, Bakü, Ankara; biz hara Farslar hara!” sloganı, basit bir taraftar tezahüratı değildir. Bu, yıllarca bastırılmış bir halkın, kendi öz kimliğini yeşil sahada meşrulaştırması, sesini Hazar’ın ötesine ve Anadolu’ya duyurma çabasıdır. Tribünler, Güney Azerbaycan’da siyasetin, kültürün ve hürriyet arayışının gayriresmi parlamentosuna dönüşmüştür.
Stratejik Özerklik ve Türk Dünyasının Güney Kanadı
Bugün Zengezur Koridoru’nun açılma ihtimali, Türk Devletleri Teşkilatı’nın küresel bir aktör olarak yükselişi ve Kafkasya’daki Türk jeopolitiğinin konsolidasyonu, doğrudan Tebriz’in ve Güney Azerbaycan’ın psikolojik duvarlarını yıkmaktadır. İran’ın zaman zaman Ermenistan’a açık destek vermesi ve sınırda gövde gösterileri yapmasının temelinde de içerideki bu devasa Türk uyanışından duyduğu varoluşsal korku yatmaktadır. Türkiye ve Azerbaycan’ın stratejik özerkliğini derinleştirdiği bu yeni dönemde, Güney Azerbaycan meselesi sadece bir komşu ülkenin iç meselesi olmaktan çıkmış, Kafkasya-Ortadoğu hattındaki güvenlik ve entegrasyon şemsiyesinin dolaylı ama en kritik parçalarından biri haline gelmiştir.
Tebriz, Şah İsmail’den Yavuz’a uzanan tarihi rekabetin, İttihatçıların Birinci Dünya Savaşı ufuklarında aradığı güvenliğin ve bugün Hazar’dan Anadolu’ya esen o ortak rüzgarın kilit taşıdır. Sınırların tel örgülerle çizildiği modern dünyada, Aras nehrinin ayırdığı bu muazzam Türk varlığı, kendi kültürel ve siyasi bekasını korudukça, Türk dünyasının jeopolitik omurgası hiçbir dış tehdide boyun eğmeyecektir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER