Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Doç.Dr.İbrahim Akkaş / Akademisyen
Doç.Dr.İbrahim Akkaş / Akademisyen

Sosyal Medyada Kaybolan Benlikler ve Kimlikler: “Görünür Olmak mı, Kendin Olmak mı?”

Sosyal medya, kullanıcı tarafından oluşturulan içeriğin (örneğin, Facebook, twitter, Instagram, Google+) paylaşılmasına izin veren etkileşimli, anonim olmayan, ağ tabanlı internet teknolojileridir (Davis, 2016). Sosyal medya teknolojileri, dijital iletişim alanında sürekli gelişen uygulamalar aracılığıyla bireylerin gündelik yaşam pratiklerini dönüştürmektedir. Metin, ses, fotoğraf ve video gibi çoklu içeriklerin kolaylıkla üretilip paylaşılabilmesi, kullanıcıların iletişim biçimlerini çeşitlendirmiş ve etkileşimi hızlandırmıştır. Bu durum, farklı sosyal alanların ortaya çıkmasına zemin hazırlamış ve “sosyal medya” olarak adlandırılan dijital platformların yaygınlaşmasına yol açmıştır. Sosyal medya, bireylerin sosyal çevreleriyle bağlantı kurmalarına, içerikleri takip etmelerine ve bu içeriklere etkileşim yoluyla dâhil olmalarına imkân tanıyan teknolojik bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Twitter, YouTube, Instagram, Wikipedia gibi farklı işlevlere sahip platformlar, kullanıcıların internet ortamında içerik üretmesini ve bu içerikleri dolaşıma sokmasını kolaylaştırmaktadır (Kaya, 2021). 

Sosyal medya, son yirmi yıl içinde yalnızca bir iletişim aracı olmaktan çıkarak, bireylerin kendilerini tanımladıkları, sundukları ve hatta yeniden inşa ettikleri bir sahneye dönüşmüş durumda. Sosyal medyanın sunduğu olanaklar, kullanıcının öz güven sorunları nedeniyle çevrimdışı ortamda yapmayacağı değişiklikleri çevrimiçi ortamda yapmasına olanak tanır. Günümüzde insanlar yalnızca başkalarıyla bağlantı kurmak için değil, aynı zamanda “kim olduklarını” göstermek ve çoğu zaman da “kim olmak istediklerini” sergilemek için sosyal medyayı aktif biçimde kullanıyor. Bu durum, benlik ve kimlik kavramlarının doğasını yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor (Ganda, 2014).  Sosyal medya çoğu zaman benlik ve kimlik üretiminde, kullanıcılar tarafından benimsenen bir temsil aracına dönüşmüştür (Kavut, 2018). 

Gençlik dönemi, benlik ve kimlik gelişiminin en hassas evrelerinden biri olarak kabul edilir. Sosyal medya ise bu sürecin tam merkezine yerleşmiş durumda. Bireyler, bu platformlar aracılığıyla kendilerinin farklı versiyonlarını deneyimleyebiliyor; farklı ilgi alanları, yaşam tarzları ve kişilik özellikleri üzerinden kendilerini yeniden kurgulayabiliyorlar. Ancak bu özgürlük alanı, beraberinde önemli bir soruyu da getiriyor: Bu deneyim, bireyin kendini bulmasına mı yardımcı oluyor, yoksa onu kendi özünden mi uzaklaştırıyor? 

Bu noktada, bireyin olduğu “ benlik” ile “olmak istediği benlik” arasındaki mesafe kritik hale geliyor. Sosyal medya, çoğu zaman idealize edilmiş hayatların sergilendiği bir vitrin işlevi görüyor. Kusursuz bedenler, başarı hikâyeleri, mutlu ilişkiler ve sürekli aktif bir sosyal yaşam… Tüm bunlar, bireyin kendi gerçekliği ile karşılaştırıldığında bir eksiklik duygusu yaratabiliyor. Bu farkındalık, bireyde içsel bir çatışmaya yol açıyor ve zamanla kaygı, yetersizlik hissi ve kimlik karmaşası gibi duygusal durumları tetikleyebiliyor (Baumeister, 1997). Günümüzde sosyal medya üzerinden sanal kimlikler oluşturulmakta, kişiler gerçek benliklerinden uzaklaşarak idealleştirilmiş benliklerini sergileyebilmektedirler. Dolayısıyla sosyal medya, yeni bir kimlik inşası alanı ve benliğin sunum şekli olarak tanımlanabilir (Kavut, 2018). 

Benlik, bireyin psikolojik bütünlüğünü koruyan önemli bir yapı taşıdır. Bu nedenle benliğe yönelik her türlü tehdit, bireyin duygusal dengesini sarsabilir. Sosyal medya ortamlarında sürekli olarak başkalarının onayına maruz kalmak, beğenilme ihtiyacını artırırken, bireyin kendi içsel değer sisteminden uzaklaşmasına neden olabilir. Böylece kişi, kendisini dış dünyanın beklentilerine göre şekillendirmeye başlar.  

Benlik sunumu, bireyin kendisi hakkında başkalarına aktardığı imajı yönetme sürecini ifade eder ve kimlik gelişiminde merkezi bir rol oynar (Baumeister, 1982) 

Sosyal medyada seçici paylaşımlar, kullanıcıların bu çeşitli çevrimiçi benlik biçimlerini test etmelerine olanak tanır ve kullanıcının izleyicilerinden gelen geri bildirimlere dayanarak, yeni bir kimlik oluşturmak ve böylece kullanıcının kim haline geldiğini anlamak için kullanılır. Sosyal medyayı kullanarak, kullanıcı kendi kimlik oluşumu ve benliği üzerinde kontrol sahibi olur ve çevrimiçi olarak test edilmiş kimliğinin geri bildirimlerine dayanarak kendisini çevrimdışı olarak nasıl sunacağını seçebilir (Ganda, 2014). Sosyal medya, benlik sunumunun bilinçli ve stratejik biçimde yönetildiği alanlar hâline gelmiştir. Facebook’ta paylaşılan kişisel bilgiler, Twitter’da seçilen paylaşımlar ya da Instagram’da sunulan görsel içerikler, bireyin kimliğini belirli bir çerçevede inşa etmesine olanak tanımaktadır. Bu platformlar, kullanıcıların kendileriyle ilgili hangi yönleri öne çıkaracaklarını seçmelerine imkân vererek, benlik sunumunu performatif bir sürece dönüştürmektedir (Deeb-Swihart vd., 2017). 

Bu süreci anlamlandırmak için sosyolog Erving Goffman’ın yaklaşımı oldukça aydınlatıcıdır. Goffman’a göre sosyal hayat, bir sahne performansı gibidir. Bireyler, başkalarıyla etkileşim kurarken belirli rolleri üstlenir ve kendilerini belirli şekillerde sunarlar (Goffman, 1959). Günümüzde bu sahne, büyük ölçüde dijital ortama taşınmış durumda. Sosyal medya profilleri, adeta bireyin sahnesi; paylaşımlar ise onun performansı haline gelmiştir. İnsanlar burada, izleyicilerinin beklentilerine uygun içerikler üretir, kendilerine ait bir imaj inşa eder. 

Ancak bu dijital performans, çoğu zaman gerçek benlik ile örtüşmez. Birey, sosyal medyada daha başarılı, daha mutlu, daha özgüvenli bir versiyonunu sergileyebilir. Bu durum kısa vadede tatmin edici görünse de uzun vadede benlik bütünlüğünü zedeleyebilir. Çünkü kişi, giderek kendi yarattığı kimliğin gerisinde kalmaya başlar. Gerçek yaşam ile dijital kimlik arasındaki uçurum büyüdükçe, bireyin kendine yabancılaşma riski artar. 

Sosyal medyada “tasarlanan benlikler”, bireylere sınırsız bir özgürlük sunuyor gibi görünse de bu özgürlük, aynı zamanda bir yük haline gelebilir. Sürekli olarak kendini yeniden üretme, daha iyi görünme ve daha fazla beğeni alma çabası, bireyi yorar. Bu süreçte kişi, kendi öz değerlerini ve gerçek ihtiyaçlarını göz ardı edebilir. 

“Olduğu gibi görünmek” ile “göründüğü gibi olmak” arasındaki denge giderek bozulduğunda, birey yalnızca kimliğini değil, aynı zamanda kendisini de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. Bu durum, modern çağın en yaygın sorunlarından biri olan kimlik krizini besler. Artık mesele yalnızca “kim olduğumuz” değil, “nasıl görünmemiz gerektiği” haline gelmiştir. 

Sosyal medya, benlik ve kimlik gelişimi üzerinde hem fırsatlar hem de riskler barındıran güçlü bir araçtır. Bu araç, bilinçli kullanıldığında bireyin kendini ifade etmesine ve keşfetmesine katkı sağlayabilir. Ancak kontrolsüz ve amaçsız kullanım, bireyin kendi özünden uzaklaşmasına neden olabilir. Bu nedenle, dijital dünyada var olurken en önemli soru belki de şudur: “Gerçekten kendimiz miyiz, yoksa sadece görünmek istediğimiz kişi mi?” 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER