İnsan, bazen konuşarak hafiflediğini sanır.
İçini döktükçe yükünün azaldığını, derdini anlattıkça anlaşılacağını düşünür.
Oysa hayat, insana en ağır derslerini çoğu zaman sessizce verir. Ve o derslerin en keskin olanlarından biri şudur: Her şey herkese anlatılmaz.
Çünkü bu dünyada herkes dinler, ama herkes anlamaz.
Herkes sorar, ama herkes merak ettiği için sormaz.
Herkes yanında durur gibi görünür, ama herkes yüreğinin yükünü taşıyacak kadar sağlam değildir.
İşte bu yüzden insan, bir yerden sonra ketum olmayı öğrenmelidir.
Yani her duygusunu ortaya sermemeyi,
Her planını dillendirmemeyi,
Her yarasını herkesin gözü önünde açmamayı…
Çünkü bazı şeyler konuşuldukça hafiflemez; aksine, kıymetini kaybeder.
Eskiler boşuna dememiş:
“Sırrını söyleme dostuna, o da söyler dostuna.”
Bu söz ilk duyulduğunda sert gelir.
Ama aslında içinde büyük bir hayat tecrübesi taşır.
Çünkü dost dediğin insanın da bir zaafı vardır, bir dalgın anı vardır, bir başkasına duyduğu güven vardır.
Ve bazen senin en mahrem cümlen, bir başkasının ağzında sır olmaktan çıkar, sadece bir söze dönüşür.
Ketum olmak sanılanın aksine “insanlara düşman gözüyle bakmak” değildir.
Bu, herkese aynı kapıyı açma demektir.
İnsan çoğu zaman düşmanından değil, fazla anlattıklarından yara alır.
Bir derdini anlatırsın, teselli beklerken yargılanırsın.
Bir hayalini paylaşırsın, destek beklerken küçümsenirsin.
Bir sevincini gösterirsin, tebessüm beklerken kıskanılırsın.
Bir zayıflığını açarsın, anlayış beklerken gün gelir tam oradan vurulursun.
Bazı hayaller çok konuşulunca nazara gelir.
Bazı niyetler daha filizlenmeden, başkalarının bakışıyla kurur.
O yüzden ketumluk kendini koruma terbiyesidir.
Kalbine kapı koymaktır.
Herkesi içeri almamaktır.
Her samimi yaklaşanı “yakınım” sanmamaktır.
Ketum insan; neyin nerede söyleneceğini bilen insandır.
Her sözü herkese vermeyen, her duyguyu herkesin önüne sermeyen, her acıyı gösteri malzemesi yapmayan insandır.…
Zira bu çağda insanlar en çok konuşuyor, en az anlıyor.
En hızlı yakınlaşıyor, en kolay uzaklaşıyor.
Bir kahve içince dost, iki güzel cümle duyunca sırdaş sanılıyor.
Ama insan şunu geç de olsa öğreniyor:
Her içtenlik, güven değildir.
Her yakınlık, sadakat değildir.
Her gülümseme, iyi niyet değildir.
Bazı kapıları kapalı bırakmak, kibir değil; hikmettir.
Bazı cümleleri yutmak, kaybetmek değil; kendini kazanmaktır.
Ve insan, en çok da burada büyür:
Kalbini herkese açmamayı öğrendiğinde…
Sessizliğin de bir vakar olduğunu fark ettiğinde…
Az konuşmanın, bazen en güçlü cevap olduğunu anladığında…
Ve belki de insanın en büyük olgunluğu şudur:
Her şeyi bilip, her şeyi hissedip, her şeyi yaşamışken…
Yine de her şeyi anlatmamayı bilmek.

YORUMLAR