Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Çilem Tanyıldız / Yazar
Çilem Tanyıldız / Yazar

Hikâye Yazan mı, Hikâye Seçen mi? — Les Benjamins vs COMMUNITÉ

Moda dünyasında herkes bir şey satıyor ama herkes aynı şeyi yapmıyor. Kimisi ürün satar, kimisi hikâye kurar, kimisi de o hikâyeleri bir araya getirir. Tam olarak bu ayrımda iki farklı yapı karşı karşıya geliyor: Les Benjamins ve Boyner Grup’un yeni konsepti COMMUNITÉ.

 

İlk bakışta ikisi de benzer bir yerden konuşuyormuş gibi duruyor. İkisi de kültür, stil ve hikâye etrafında kendini konumlandırıyor. Ama biraz yaklaştığında aradaki fark netleşiyor. Les Benjamins kendi hikâyesini yazan bir marka. Ne anlattığı belli, nereden beslendiği belli, estetik dili net. Yani ortada dağılma riski yok çünkü merkez sabit. COMMUNITÉ tarafında ise durum farklı. Burada tek bir hikâye yok; farklı markaların, farklı bakış açıların bir araya geldiği bir yapı var. Yani merkez sabit değil, sürekli değişiyor.

 

Bu aslında iki farklı güç demek. Les Benjamins gücünü tutarlılıktan alıyor. Ne alacağını biliyorsun, ne hissedeceğini az çok tahmin ediyorsun. COMMUNITÉ ise gücünü çeşitlilikten almaya çalışıyor. Seni şaşırtmak, beklemediğin şeylerle karşılaştırmak istiyor. Ama tam da burada risk başlıyor. Çünkü çeşitlilik kontrol edilmediğinde çok hızlı bir şekilde kimliksizliğe dönüşebilir.

 

Les Benjamins bir karakter gibi. Net, belirgin ve kendine ait bir dili var. COMMUNITÉ ise bir sahne gibi. O sahneye kim çıkarsa, o anki hikâye onun üzerinden kuruluyor. Bu kötü bir şey değil ama zor bir şey. Çünkü sahnenin kendisinin de güçlü olması gerekir. Yoksa sahne değil, sadece boş bir alan olur.

 

Bir diğer fark da üretim ve seçim meselesinde ortaya çıkıyor. Les Benjamins üretir. Yani risk alır, ortaya bir şey koyar ve onun arkasında durur. COMMUNITÉ ise seçer. Riski dağıtır ama sorumluluğu başka bir yere taşır. Bu da şu anlama gelir: Eğer seçtiklerin güçlü değilse, senin de bir gücün kalmaz. Çünkü senin değerini belirleyen şey, neyi bir araya getirdiğindir.

 

İşin algı tarafında da ciddi bir ayrım var. Les Benjamins sana bir dünya sunar ve der ki: “Burası benim dünyam.” COMMUNITÉ ise daha üstten bir yerden konuşur: “Dünyalar arasında seçim yapmanı sağlıyorum.” Bu daha iddialı bir pozisyon. Çünkü sadece iyi olmak yetmez, sürekli iyi seçmek zorundasın. Ve bu süreklilik sağlanamazsa güven çok hızlı kaybolur.

 

Burada şu soru kritik hale geliyor: İnsanlar ne istiyor? Net bir kimlik mi, yoksa keşif alanı mı? Cevap aslında ikisi de. Ama herkes her şeyi aynı anda iyi yapamaz. Les Benjamins kendi alanında derinleşirken, COMMUNITÉ genişlemeye çalışıyor. Biri derinlikten kazanıyor, diğeri genişlikten. Ve genelde bu iki oyunun kazananları farklı olur.

 

Sonuçta bu bir rekabet değil, iki farklı yaklaşım. Ama hangisinin daha zor olduğu sorulursa cevap net: COMMUNITÉ’nin işi daha zor. Çünkü bir hikâye yazmak zor ama sürdürülebilir. Birden fazla hikâyeyi sürekli doğru şekilde seçmek ise çok daha kırılgan bir yapı.

 

En sade haliyle fark şu:

Les Benjamins sana ne giyeceğini söyler.

COMMUNITÉ sana neyi görmen gerektiğini.

Biri seni yönlendirir, diğeri seni maruz bırakır.

Ve hangisinin daha güçlü olacağını zaman değil, tutarlılık belirler.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER