Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Çilem Tanyıldız / Yazar
Çilem Tanyıldız / Yazar

Hayatın Amacını Ararken Hayatı Kaçırmak

Yazıyı sesli dinleyebilirsiniz

Modern dünyanın insana oynadığı en büyük oyunlardan biri, hayatın tek bir amacı olduğuna bizi inandırmasıdır.

Daha çocukken “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulur. Biraz büyürüz, bu kez “Tutkun ne?” denir. Üniversite seçerken doğru bölümü bulmamız, işe girerken doğru kariyeri seçmemiz, hatta boş zamanlarımızı bile verimli geçirmemiz beklenir. Sanki hayat, doğru cevabı bulduğumuzda başlayacak uzun bir hazırlık sürecidir.

Belki de bu yüzden bugün milyonlarca insanın en büyük korkusu başarısız olmak değil, hayatının amacını hiç bulamamaktır.

Pixar’ın Soul (Ruh) filmi tam da bu korkunun üzerine gidiyor.

Film boyunca Joe Gardner ile 22’nin hikâyesini izliyoruz. İlk bakışta birbirlerinden tamamen farklı iki karakter…

Joe, hayatını tek bir hayale adamış. Büyük bir caz piyanisti olduğunda sonunda mutlu olacağına inanıyor.

22 ise dünyaya gelmek istemiyor. Çünkü yaşamak için önce hayatın anlamını bulması gerektiğini düşünüyor.

Biri yaşamayı geleceğe erteliyor.

Diğeri ise anlamı bulamadığı için hiç başlamıyor.

Aslında ikisi de aynı çağın çocukları.

En çok etkilendiğim karakter ise 22 oldu.

Çünkü 22’nin sorunu yeteneksiz olması değildi. Aksine, denemediği neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Sayısız akıl hocası olmuş, farklı ilgi alanlarını keşfetmiş, yeni deneyimler yaşamıştı. Ama hiçbirinde aradığı o büyük hissi bulamamıştı.

Sanırım birçok insan da tam burada duruyor.

Bir iş değiştiriyor.

Olmuyor.

Başka bir şehir deniyor.

Olmuyor.

Yeni bir hobi ediniyor.

Yine olmuyor.

Sonra da kendine şu soruyu soruyor:

“Acaba benim hiç tutkum yok mu?”

Oysa belki de yanlış olan soru.

Belki de tutku, bulunacak bir şey değildir.

Belki de yaşarken oluşan bir şeydir.

Filmde beni en çok etkileyen cümlelerden biri ise neredeyse fark edilmeden söyleniyor:

“Burası Önceki Dünya. Burada ruhları incitemezsin.”

Bu cümleyi ilk duyduğumda sadece filmin evrenine ait bir kural gibi gelmişti.

Sonra düşündüm.

Gerçekten de hiçbirimiz dünyaya kırık olarak gelmiyoruz.

Bir bebek kendini yetersiz hissetmiyor.

Kendini başkalarıyla kıyaslamıyor.

“Ben başarısızım.” demiyor.

“Yeterince iyi değilim.” demiyor.

Bütün bunları sonradan öğreniyoruz.

Ailemizden…

Okuldan…

İlişkilerimizden…

Başarısızlıklarımızdan…

Ve en acısı, zamanla başkalarının sesini kendi iç sesimiz sanmaya başlıyoruz.

Belki de 22’nin kayıp ruha dönüşmesi bu yüzden bu kadar tanıdık geliyor.

Çünkü onu inciten bir canavar değil.

Kendi zihni.

Kendi değersizliği olduğuna inandırılmış hâli.

Bugün modern insanın en büyük problemi de bu değil mi?

Dışarıdan özgür görünüyoruz.

Ama içeride, yıllar önce duyduğumuz birkaç cümlenin mahkûmuyuz.

Filmin sonunda Joe yıllardır hayalini kurduğu konsere çıkıyor.

İnsan, o sahneden sonra büyük bir zafer bekliyor.

Ama film tam tersini yapıyor.

Joe mutlu olmuyor.

Çünkü zirveye ulaştığında, zirvenin de hayatın sadece küçük bir parçası olduğunu fark ediyor.

Sonra eve dönüyor.

22’nin cebine doldurduğu küçük anılar dökülüyor.

Bir dilim pizzanın tadı…

Rüzgârın sesi…

Sokakta yürümek…

Ve Joe’nun avucuna usulca düşen küçücük bir akçaağaç tohumu…

Belki de filmin bütün mesajı o küçücük tohumun içinde saklıydı.

Hayat, büyük anların toplamı değildir.

Büyük anlar, küçük anlar sayesinde anlam kazanır.

Belki de bu yüzden film boyunca aklımda tek bir cümle dolaştı:

Bazılarımızın amacı, büyük işler başarmak değil; gerçekten yaşamayı öğrenmektir.

Çünkü modern dünya bize sürekli daha fazlasını olmamız gerektiğini söylüyor.

Daha başarılı…

Daha üretken…

Daha zengin…

Daha görünür…

Oysa Soul fısıldayarak başka bir şey söylüyor.

Belki de olduğun hâlinle de yaşamaya değersin.

Belki de hayat, sürekli hazırlığını yaptığımız bir prova değil.

Perde çoktan açıldı.

Ve biz, “Asıl oyun birazdan başlayacak.” diye beklerken, sahne çoktan akıp gidiyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER