Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Diyetisyen Nida Ekin Tombul / Yazar
Diyetisyen Nida Ekin Tombul / Yazar

Etiket Okumayı Gerçekten Biliyor Muyuz?

Yazıyı sesli dinleyebilirsiniz

Market raflarında seçim yaparken gözümüz çoğu zaman ürünün ön yüzüne takılıyor: “şekersiz”, “fit”, “yüksek proteinli”, “hafif”, “doğal” veya “lif kaynağı” gibi ifadeler ürünün daha sağlıklı olduğu izlenimini oluşturabiliyor. Ancak bir gıdanın beslenme açısından nasıl bir içeriğe sahip olduğunu anlayabilmek için yalnızca ambalajın ön yüzüne bakmak yeterli değil. Asıl bilgi çoğu zaman paketin arka yüzünde; yani içindekiler listesinde ve beslenme bildiriminde bulunuyor. Besin etiketlerinin doğru anlaşılması önem taşıyor. Araştırmalar, beslenme bilgilerinin tüketicilerin ürünlerin besinsel kalitesini anlamasına yardımcı olabildiğini ve daha sağlıklı ürün seçimlerini destekleyebildiğini gösteriyor. Ancak bunun için etiketteki sayıların ve ifadelerin ne anlama geldiğinin bilinmesi gerekiyor. [1,2]

İlk bakılacak yer: İçindekiler listesi

Bir ürünü değerlendirirken ilk adımlardan biri “İçindekiler” bölümüne bakmak olmalı. Türkiye’deki gıda etiketleme mevzuatına göre ürünün üretiminde kullanılan bileşenler ağırlıkça azalan sırayla yazılıyor. Yani listede ilk sıralarda gördüğümüz maddeler genellikle ürünün miktar olarak daha büyük bölümünü oluşturuyor. [3]

Örneğin bir kahvaltılık gevreğin içindekiler listesinin ilk sıralarında tam tahıl yerine şeker veya şeker içeren bileşenler bulunuyorsa, ambalajın ön yüzünde kullanılan tahıl görsellerine veya “fit” gibi ifadelere bakmak yerine ürünün gerçek bileşimine odaklanmak daha doğru olacaktır.

İçindekiler listesinin uzun olması tek başına bir ürünün “sağlıksız” olduğunu göstermez. Aynı şekilde yalnızca birkaç bileşenden oluşması da bir ürünü otomatik olarak sağlıklı yapmaz. Burada önemli olan hangi bileşenlerin kullanıldığı, bunların miktar içerisindeki yeri ve ürünün toplam besin değeridir.

“Şekersiz” ile “şeker ilavesiz” aynı şey değil

Etiketlerde tüketicinin en sık karıştırdığı ifadelerden biri şekerle ilgili beyanlardır. Öncelikle beslenme tablosunda gördüğümüz “şekerler” ifadesinin yalnızca ürüne sonradan eklenen şekeri göstermediğini bilmek gerekiyor. Türk Gıda Kodeksi’nde “şekerler”, gıdada bulunan monosakkarit ve disakkaritlerin toplamı olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla süt ürünlerindeki laktoz veya meyvelerde doğal olarak bulunan şekerler de bu değerin içerisinde yer alabilir. [3] Bu nedenle bir üründe ilave şeker bulunup bulunmadığını anlamak için yalnızca beslenme tablosundaki “şekerler” satırına bakmak yeterli değildir. İçindekiler listesinin de incelenmesi gerekir. Üstelik “şekersiz” ve “ilave şeker içermez” ifadeleri mevzuatta birbirinden farklı anlamlara sahiptir.

Bir ürünün “şekersiz” olarak beyan edilebilmesi için 100 gram veya 100 mililitresindeki şeker miktarının 0,5 gramdan fazla olmaması gerekir. Buna karşılık “ilave şeker içermez” veya “şeker ilavesiz” ifadesi; ürüne şekerin ya da tatlandırma amacıyla şeker içeren başka bir gıdanın eklenmemiş olmasıyla ilgilidir [4].

Güncel uygulamada sakaroz, glukoz, fruktoz, bal, pekmez, melas, hurma şurubu, agave şurubu, mısır şurubu veya tatlandırma amacıyla kullanılan meyve suyu konsantresi gibi bileşenlerin eklenmesi durumunda “şeker ilavesiz” beyanı yapılamıyor. Ürün doğal olarak şeker içeriyorsa da “şeker ilavesiz” ifadesinin yanında bunun tüketiciye belirtilmesi gerekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, bu konuya ilişkin uygulamayı 2025 yılında netleştirmiş ve yeni kurallara uyum süreci 1 Şubat 2026 itibarıyla tamamlanmıştır [5]. Dolayısıyla “şeker ilavesiz” demek, “üründe hiç şeker yok” demek değildir.

Porsiyon miktarı neden önemli?

Etiket okurken dikkat edilmesi gereken bir başka nokta porsiyon büyüklüğüdür. Türkiye’de beslenme bildiriminde enerji ve besin öğeleri temel olarak 100 gram veya 100 mililitre üzerinden verilir. Porsiyon başına değerler ise buna ek olarak belirtilebilir [3].

Bu ayrım ürünleri karşılaştırırken oldukça önemlidir. Örneğin bir pakette “1 porsiyon 90 kcal” yazması ilk bakışta düşük görünebilir. Ancak pakette üç porsiyon bulunuyorsa ve kişi paketin tamamını tüketiyorsa gerçekte 270 kcal almış olur. Bu nedenle iki benzer ürünü karşılaştırırken önce 100 gram veya 100 mililitredeki değerleri karşılaştırmak, ardından gerçekten tüketilecek porsiyona göre değerlendirme yapmak daha anlamlıdır. Başka bir deyişle, 100 gramlık değer bize “Bu ürün diğer ürüne kıyasla nasıl?” sorusunun; porsiyon değeri ise “Ben bundan ne kadar tüketeceğim?” sorusunun yanıtını verir.

Sadece kaloriye bakmak yeterli mi?

Bir ürünün enerji değeri elbette önemlidir ancak tek başına yeterli değildir. Zorunlu beslenme bildiriminde enerji değerinin yanı sıra toplam yağ, doymuş yağ, karbonhidrat, şekerler, protein ve tuz miktarı da bulunur. Lif gibi bazı besin öğeleri ise ek olarak bildirilebilir [3]. Bu nedenle aynı kaloriye sahip iki ürün beslenme açısından oldukça farklı olabilir. Örneğin bir ürün daha fazla lif ve protein içerirken diğer ürün daha fazla doymuş yağ, şeker veya tuz içerebilir. Özellikle benzer ürünleri karşılaştırırken tek bir sayıya odaklanmak yerine ürünün genel besin profilini birlikte değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Tuz mu yazıyor, sodyum mu?

Türkiye’deki etiketlerde beslenme bildiriminde “sodyum” yerine genellikle tuz miktarı gösterilir. Mevzuatta tuz miktarı toplam sodyum değerinin 2,5 ile çarpılmasıyla hesaplanmaktadır [6]. Burada da ürünleri 100 gram üzerinden karşılaştırmak oldukça kullanışlıdır. Aynı gruptaki iki ekmek, peynir, kraker veya hazır ürün arasında seçim yaparken tuz miktarlarının yan yana değerlendirilmesi önemli bir fark ortaya çıkarabilir. Etiketlerde kullanılan yetişkin referans alım değerinde günlük tuz miktarı 6 gram, doymuş yağ 20 gram ve toplam yağ 70 gram olarak gösterilmektedir. Bu rakamların etiket üzerindeki referans değerler olduğunu ve bireysel gereksinimlerin yaş, sağlık durumu, fiziksel aktivite ve diğer faktörlere göre değişebileceğini unutmamak gerekir [3].

“Yüksek proteinli” yazıyorsa gerçekten proteinli midir?

Beslenmeyle ilgili bazı ifadeler yalnızca pazarlama amacıyla istenildiği şekilde kullanılamaz; mevzuatta belirli koşullara bağlıdır. Örneğin Türkiye’de bir ürünün “protein kaynağı” olarak beyan edilebilmesi için ürünün toplam enerjisinin en az yüzde 12’sinin proteinden gelmesi gerekir. “Yüksek protein” beyanı için ise bu oranın en az yüzde 20 olması gerekir. Benzer şekilde “lif kaynağı” ve “yüksek lif” gibi ifadeler için de belirlenmiş miktar koşulları vardır [4].

Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Bir ürünün protein açısından yüksek olması, ürünün bütün özelliklerinin otomatik olarak iyi olduğu anlamına gelmez. Yüksek proteinli bir ürün aynı zamanda yüksek miktarda şeker, doymuş yağ, tuz veya enerji içerebilir. Dolayısıyla ambalajın önündeki tek bir olumlu özelliğin, ürünün tamamını temsil ettiği düşünülmemelidir.

Aynı durum “fit”, “form”, “doğal” veya benzeri dikkat çekici ifadeler için de geçerlidir. Bu kelimelerle karşılaşıldığında ürünün gerçekten nasıl bir besin profiline sahip olduğunu anlamanın en güvenilir yolu tekrar içindekiler listesine ve beslenme tablosuna dönmektir.

Sağlıklı seçim için etiket nasıl okunmalı?

Market rafında uzun hesaplamalar yapmak gerekmiyor. Önce ürünün ne olduğuna bakmak, ardından içindekiler listesinin ilk sıralarını incelemek, daha sonra 100 gram veya 100 mililitredeki şeker, doymuş yağ, tuz, protein ve mümkünse lif değerlerini benzer ürünlerle karşılaştırmak çoğu zaman yeterli olacaktır. Son olarak porsiyon büyüklüğüne bakarak gerçekte ne kadar tüketileceğini değerlendirmek gerekir. Ambalajın önündeki büyük harfler ürünü tanıtır; arka yüzündeki küçük yazılar ise ürünü anlamamızı sağlar.

Besin etiketi tek başına bir gıdaya “iyi” veya “kötü” etiketi yapıştırmak için kullanılmamalıdır. Beslenmede önemli olan toplam beslenme düzenidir. Ancak etiketleri doğru okumayı öğrenmek, benzer ürünler arasında daha bilinçli seçim yapabilmenin en pratik yollarından biridir. Bilimsel çalışmalar da tüketicilerin etiket bilgilerini anlamalarının geliştirilebildiğini ve doğru kullanılan beslenme bilgilerinin daha sağlıklı seçimleri destekleyebildiğini göstermektedir [1,2].

 

Kaynaklar

  1. Kelly B, Ng SH, Carrad A, Pettigrew S. The Potential Effectiveness of Nutrient Declarations and Nutrition and Health Claims for Improving Population Diets. Annual Review of Nutrition. 2024;44:441–470. doi:10.1146/annurev-nutr-011224-054913.
  2. Moore SG, Donnelly JK, Jones S, Cade JE. Effect of Educational Interventions on Understanding and Use of Nutrition Labels: A Systematic Review. Nutrients. 2018;10(10):1432. doi:10.3390/nu10101432.
  3. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı. Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği ve ilgili uygulama kılavuzu. Yönetmelik: 26.01.2017 tarihli, 29960 sayılı Resmî Gazete; güncel kılavuz 2026.
  4. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı. Türk Gıda Kodeksi Beslenme Beyanları Yönetmeliği. 20.04.2023 tarihli, 32169 sayılı Resmî Gazete ve Beslenme Beyanları Yönetmeliği Hakkında Kılavuz.
  5. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı. Gıda Etiketlerinde Yer Alan “Şeker İlavesiz / İlave Şeker İçermez” İfadelerinin Doğru Kullanımı Nasıl Olmalıdır? 20 Nisan 2026.
  6. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı. Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Kılavuzu. Tuz/sodyum ve porsiyon bildirimi hükümleri.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER