Bazen bir metin yalnızca yazıldığı dönemi değil, bir milletin geleceğe bakışını da şekillendirir.
Ziya Gökalp’in vefatından sonra yayımlanan “Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler” adlı raporu da tam olarak böyledir. İlk bakışta sade bir saha çalışması gibi görünse de, satır aralarında genç Cumhuriyet’in Doğu’ya nasıl baktığını, nasıl bir toplum hayal ettiğini anlamak mümkündür.
Gökalp’in kaleminden çıkan bu rapor, yalnızca akademik bir inceleme değil; aynı zamanda bir ulus inşasının zihinsel haritasıdır.
Ziya Gökalp bu çalışmayı kendi merakının bir ürünü olarak değil, dönemin Sağlık ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Rıza Nur’un isteği ve sağladığı ödenekle kaleme alır. Bu küçük detay, aslında çalışmanın karakterini baştan belirler: Bu, bireysel bir araştırmadan çok, devletin sosyolojik bir siparişidir.
Diyarbakır’ın çocuğu olan Gökalp, bölgeyi, aşiretleri, lehçeleri ve gelenekleri yerinde gözlemler.
Raporunda sadece kimlikler ve soylar değil; evlilik biçimleri, ceza anlayışları, örfler, diller ve dini ritüeller de vardır. Her satırında bilimsel bir dikkat, her tespitinde ulusal bir kaygı hissedilir.
Aşiretleri yüzyıllarca kapalı toplum halinde yaşayan yapılar olarak tanımlar.
Bu tespitiyle Gökalp, aslında hem bir antropolog gibi gözlemler, hem de bir ideolog gibi çözüm arar.
Gökalp’in amacı yalnızca tanımlamak değildir; dönüştürmektir.
Yeni kurulan devletin doğuda karşılaştığı en büyük zorluk, aşiret düzeninin kapalı yapısıdır. Gökalp bu düzeni çözümlemenin, onu modern ve milli bir yapıya dönüştürmenin yollarını arar.
Çünkü onun gözünde aşiret, millî birliğin önünde duran eski bir kalıntıdır.
Raporda sıkça rastlanan bir tez vardır: Birçok aşiretin aslında Türk kökenli olup zamanla Kürtleştiği.
Bu düşünce, yalnızca bir etnografik tespit değildir;
Cumhuriyet’in homojen bir millet yaratma idealinin sosyolojik dayanağıdır.
Bu yönüyle eser, yalnızca bir rapor değil, bir fikir manifestosudur.
Zira Gökalp, “ulus”un temellerini atarken, sosyolojiyi bir pusula olarak kullanmıştır.
Bugünden bakıldığında bu rapor, hem bilimsel hem de ideolojik yönüyle tartışmalıdır.
Kimi için erken Cumhuriyet’in rasyonel bir girişimidir; kimine göre ise kültürel bir asimilasyonun sosyolojik planıdır. Fakat ne olursa olsun, bu metin genç Türkiye’nin zihinsel iklimini anlamak için vazgeçilmezdir.
Çünkü Gökalp, Doğu’nun aşiret düzenini incelerken aslında yeni Türkiye’nin nasıl bir toplum olacağını da tarif etmiştir.Ziya Gökalp’in “Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler” adlı çalışması, devletin Doğu’ya tuttuğu ilk aynalardan biridir. O aynada yalnızca Kürt aşiretleri değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in kimlik arayışı, birlik kaygısı ve sosyolojik ufku da görünür.

YORUMLAR