Bazı insanların başkasının başarısı karşısında verdiği ilk tepki takdir değildir; küçültmedir. Biri iyi bir yere geldiğinde, bir iş başardığında, görünür olduğunda ya da çevresinden takdir topladığında hemen aynı cümleler duyulur: “Abartılıyor.” “Şansı yaver gitti.” “Torpili vardır.” “Zaten karakteri bozuk.” “O kadar da büyük bir şey yapmadı.” Bu cümlelerin bir kısmı bazen doğru olabilir; elbette her başarı temiz, her yükseliş hak edilmiş değildir. Fakat mesele şu: Bazı insanlar için başkasının başarısı, neredeyse otomatik olarak kirletilmesi gereken bir şeydir. İşte burada hınç devreye girer.
Hınç, basit bir kıskançlık değildir. Kıskançlıkta kişi başkasında olanı ister. Hınçta ise daha zehirli bir şey vardır: Kişi, başkasında olanın değerini düşürmek ister. Çünkü o başarı, onun kendi eksikliğini, ertelemesini, korkaklığını, yetersizlik duygusunu ya da hayatta göze alamadıklarını görünür kılar. Başkasının yükselişi, bazen insanın kendi yerinde saymasını açığa çıkarır. Bu yüzleşme ağır geldiğinde insan iki yoldan birini seçer: Ya kendi hayatına bakar, eksiklerini kabul eder ve çalışır; ya da başkasının değerini küçülterek kendini rahatlatır. Hınç ikinci yolu seçer.
Bu nedenle hınç çoğu zaman adalet duygusu gibi görünür. Hınçlı insan kendini “ben sadece gerçeği söylüyorum” diye savunur. Sanki başarıyı küçültmesi dürüstlük, takdir etmemesi ahlaki titizliktir. Oysa dikkatli bakınca ortada adalet arayışından çok özdeğer yarası vardır. Çünkü gerçekten adil olan insan, hem hakkı teslim eder hem eleştirisini yapar. Hınçlı insan ise hakkı teslim edemez; çünkü teslim ettiği anda kendi içindeki eksiklik duygusu canlanır.
Bu durum ailede de görülür, iş yerinde de, arkadaş çevresinde de, sosyal medyada da. Aile içinde bir kardeş öne çıkar, diğeri onu küçültmeye başlar. İş yerinde biri terfi eder, arkasından hemen “zaten yalakalık yaptı” denir. Sosyal medyada biri görünürlük kazanır, hemen kişiliği hedef alınır. Çünkü başarıyla doğrudan baş edemeyen zihin, başarıyı kişilik kusuruyla dengelemeye çalışır. “Başarılı olabilir ama aslında kötü biri.” Böylece kişi kendi içinde sahte bir denge kurar: “Onda olan şey değerli değil; ben kaybetmiş değilim.”
Hıncın en sinsi tarafı, insanı çalışmaktan alıkoymasıdır. Çünkü enerjisini kendi hayatını kurmaya değil, başkasının hayatını değersizleştirmeye harcar. Başkasını izler, yorumlar, açık arar, kusur toplar. Bu ona geçici bir üstünlük hissi verir. Fakat gerçekte hiçbir şey üretmez. Hınç, insanı içten içe pasifleştirir. Çünkü kişi kendi eksikliğiyle yüzleşmek yerine sürekli dışarıdaki başarıyı tartışır. Bir süre sonra hayatı kendi hedefleriyle değil, başkalarının yükselişine verdiği tepkilerle şekillenir.
Toplumsal düzeyde hınç daha da tehlikelidir. Çünkü başarıyı teşvik etmek yerine başarıyı cezalandıran bir kültür üretir. Bir insan biraz öne çıktığında hemen aşağı çekilmeye çalışılıyorsa, orada insanlar ya saklanmayı öğrenir ya da yükselirken kendini suçlu hissetmeye başlar. Bu da toplumsal vasatlığı besler. Başarıya tahammül edemeyen toplum, yeteneği de emeği de kolay kolay büyütemez. Çünkü yukarı çıkanın alkışlanmadığı, aksine çekiştirildiği yerde insanlar cesaretini kaybeder.
Elbette burada kör bir başarı hayranlığı önermiyoruz. Başarı eleştirilebilir. Güç sorgulanabilir. Haksız yükseliş, torpil, çıkar ilişkisi ve sahte parlama elbette konuşulmalıdır. Fakat her başarıyı otomatik olarak şüpheli görmek başka bir şeydir. Bu tavır eleştirel bilinç değil, hınçtır. Eleştiri, hakikati arar; hınç ise rahatlama arar. Eleştiri, ölçülüdür; hınç, doymaz. Eleştiri, davranışı ve sistemi sorgular; hınç, kişiyi içten içe yok etmeye çalışır.
İnsanın kendine sorması gereken soru şudur: Başkasının başarısı bende ne uyandırıyor? İlham mı, öfke mi? Takdir mi, küçültme ihtiyacı mı? Eğer birinin yükselişi beni hemen rahatsız ediyorsa, belki sorun onda değil, benim kendi hayatımla kurduğum ilişkidedir. Belki başkasının başarısı, benim ertelediğim emeği, korktuğum riski, yarım bıraktığım yolu hatırlatıyordur.
Başkasının başarısını küçültmek, insanı büyütmez. Hınç, kısa vadede egoyu rahatlatır; uzun vadede karakteri çürütür. Olgun insan başkasının başarısını gördüğünde ya samimiyetle takdir eder ya da dürüstçe kendine döner: “Ben ne yapıyorum?” Asıl gelişim de orada başlar. Çünkü başkasını aşağı çekmeye harcanan enerji, kişinin kendi hayatını yukarı taşımaya harcanmadıkça hiçbir şey değişmez.

YORUMLAR