Kitap adı: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Yazar: Stefan Zweig
Çeviri: Ahmet Cemal
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları / Modern Klasikler Dizisi
Sayfa: 68
Baskı: 2015
Tür: Roman
Kitapta üç karakter var:
A)Bilinmeyen kadın: iki kişinin bile yaşayamadığı aşkı tek başına yaşayan tutkulu kadın.
B)Yazar R. : Bilinmeyen kadının ihtişamlı bir aşkla bağlandığı kişi
C)Johann : Yazarın uşağı, çok az yerde karşımıza çıkıyor.
İncecik kitaba sonsuz duygu ve bir yaşam sığdırmayı başaran usta yazar Stefan Zweig bir erkeğin, adını dahi bilmediği bir kadının ağzından, aşkı ve tutkuyu böylesine çarpıcı ve duygulu anlatabiliyor olması muhteşem. Bu bilinmeyen kadına başlarda çok kızıyoruz. Onun tek taraflı aşkını hastalıklı buluyoruz ve hatta abarttığını düşünüyoruz. Ama kitap bizi öyle bir içine çekiyor ki kendimizi kadının yerine koyuyor, bu kez bu tek taraflı aşktan haberi bile olmayan adama kızmaya başlıyoruz.
Yazar R. Belli bir süre geziye gidiyor ardından evine geliyor ve doğum günü olduğunu fark ediyor. Uşağı ise o yokken biriken mektupları getiriyor. Yazar R. ise mektupları incelemeye başladığında bir zarf çok dikkatini çekiyor. Gönderen kişinin adı olmayışı ise daha çok ilgisini tetiktiyor. Mektup “Sana beni asla tanımamış olan sana” hitap cümlesi ile başlıyor. Bu tutkulu aşkın nerede, ne zaman, hangi şartlarda başladığını kadının ağzından okuyucuya sunuyor.
Mektup ilerledikçe kadının ihtişamlı ve gösterişli aşkına hayret etmekten Yazar R. ‘den nefret etmeye zaman bile bulamıyoruz. Kadının bütün dünyası on üç yaşında aşık olduğu yazardan oluşuyor.
Mektupta sık sık “Sen beni hiç tanımadın.” dese de karakterlerin yolları birçok kez kesişmiştir. Fakat adam o küçük kıza baktıysa bile onu görmemiştir.
Aradan yıllar geçer ve bu sefer tutkulu bir genç kız olarak çıkar adamın karşısına. Büyük bir özlemle ve çaresizlikle adamın onu tanımasını bekler. Ama ne yazık ki adamın gözlerinde bir yabancıdan başkası değilidir. Yolları kesişen adam ve kadın görüşürler. Adam bir yolculuğa çıkacağını ve döndüğünde ona arayacağını söyler. Ama ne yazık ki döndüğünde kadını unutmuş ve kendi hayatına devam etmiştir.
Kadın bu süreç içerisinde adamın çocuğunu hiç kimseye söylemeden dünyaya getirir ve ona bakabilmek çin kendini satmaya başlar. Aradan zaman geçer ve bu sefer adamın karşısına bir hayat kadını kadar aşağı konumda çıkar. Asıl acı olan bu değil, adamın onu bir kez daha tanımamasıdır. Kadın hissettiği derin acıyı şöyle dile getiriyor: “Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen.” Buna rağmen kadın adamın teklifini çaresizce ve derin bir tutkuyla bir kez daha kabul eder.
Yolları yeniden ayrılır. Kadın, oğlunu bir hastalıktan kaybeder. Ölüm vakti geldiğinde adama bu mektubu yazar ve her şeyi en başından anlatır. Bütün Ömrünü harcadığı bu aşkı açığa çıkarmamasının, tek başına yaşamasının tek nedeni, ona hiçbir şey hissetmeyen adama yük olmaktır. Kitap yer yer psikolojik tahlilleriyle okuyucuyu etkilemeyi başarıyor.
Aşk gerçekten bu mudur diye insana kendini sorgulatıp düşündürüyor. Gerçek aşkı arıyor, zarar vermeden tek taraflı sevmenin tanımını yapmak istiyorsanız mutlaka bilinmeyen bir kadının mektubunu okumalısınız. Bir de aşkı ondan dinleyin çok etkileneceksiniz.

YORUMLAR