Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sedat Yetkin / Gazeteci-Yazar
Sedat Yetkin / Gazeteci-Yazar

Eğer İddialar Doğruysa: Bir Mesleğin İtibarı Nasıl Çürür?

2025 Aralık ayında Türkiye medyasında sarsıcı bir gelişme yaşandı. Habertürk TV’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir uyuşturucu soruşturması kapsamında tutuklandı. Ersoy’un da aralarında bulunduğu bazı isimler, uyuşturucu maddelerin temini, kullanımı ve konutta kullanılmasına imkân sağlanması gibi suçlamalarla tutuklandı. Savcılığın sevk yazısında kadınlara uyuşturucu temin edildiği ve birden fazla kişinin birlikte cinsel ilişkiye girdiği ortamlardan maddi menfaat sağlandığına ilişkin ifadelerin yer aldığı bildiriliyor. Ersoy ise iddiaları kesinlikle reddettiğini açıkladı.

Bu tür ağır suçlamalar, elbette yargı sürecinin konusu olmalıdır.

Ancak burada gazetecilik etiği açısından üç adımı sorgulamak zorundayız.

Gazetecinin görevi, topluma gerçeği aktarmaktır.Kaynağıyla konuşmak, araştırmak, sorgulamak, izleyiciye doğru bilgi sunmaktır. Bir gazetecinin görevi suça bulaşmış insanlarla temas etmesi değildir; ancak bu kişiyle görüşmesi veya soru sorması da suç sayılmaz. Haberin kaynağına ulaşmak, halkın bilmesi gerekenleri kamuya aktarmak, gazetecilik etiğinin temel taşlarıdır.

Eğer hukuk, bu doğal mesleki faaliyetleri suçmuş gibi mütalaa etmeye başlarsa, kamuoyunun haber alma hakkı kaybolur. Bir gazeteciyi mesleği nedeniyle cezalandırmak, toplumun en temel hakkını doğru bilgiye erişimi yok saymak olur.

Bugün bir medya yöneticisinin adı bu tür iddialarla anılırken, toplumun medyaya olan güveninde ciddi bir erozyon riski vardır. Gazeteciliğin kendisi, medyanın bağımsızlığı, ifade özgürlüğü gibi kavramlar tartışma konusu hâline gelebilir. Toplum “haberci” ile “suçlu” arasındaki farkı ayırt edemez hâle gelir; medya ise otomatik olarak suçlayıcı bir alan haline gelir. Bir gazeteci yargılanabilir. Suçlamalar haklıysa elbette yargının konusu olur.

Ama gazetecilik mesleği, suç isnatlarının hedefi hâline getirilmemelidir. Eğer gazetecilik, suçlama üretmenin aracı olarak algılanırsa; kamuoyunun haber alma hakkı, medya etiği ve demokratik özgürlükler ciddi yara alır.

Bu, sadece bir kişinin meselesi değil; toplumun haber alma özgürlüğünün kaderidir.

Bu sadece Ersoy’un değil, tüm medya çalışanlarının mesleki statüsü için tehlikeli bir emsal yaratır. Bir gazeteciyi mesleğiyle ilişkilendirilen iddialarla tutuklama pratiği, ifade özgürlüğüne ket vurma riskini doğurur. Gündeme gelen bu iddialar, ister doğru ister yanlış olsun, medyayla toplum arasındaki güveni aşındıracaktır.

İddialar elbette kamuoyunda şok etkisi yarattı. 

Bir medya yöneticisi için ortaya atılan suçlamalar, sıradan bireyden çok daha büyük yankı uyandırıyor. Ancak hukukun temel ilkeleri arasında masumiyet karinesi vardır. Suçlama ne kadar ağır olursa olsun, yargı süreci tamamlanmadan kişiyi suçlu ilan etmek, gazetecilik etiğinin değil, kamu vicdanının da zarar görmesine neden olur.

Gazetecilik etiği, yalnızca haberin doğruluğuyla değil, gazetecinin şahsi duruşuyla da ayakta durur. Şimdi zor ama kaçınılmaz soruyu sormak gerekir:

Eğer Mehmet Akif Ersoy hakkında ileri sürülen suçlamaların bir tanesi bile doğruysa, bu durum sadece bireysel bir çöküş müdür, yoksa bir mesleki felaket mi?

Cevap nettir: Bu, bireysel olmanın çok ötesinde, gazetecilik adına ağır bir yıkımdır.

Bir gazeteci; özellikle de ekran yüzü, yönetici, kanaat önderi konumundaki bir isim; toplum nezdinde yalnızca haber aktaran değil, ahlaki bir referans noktasıdır. İnsanlar gazeteciye yalnızca bilgi için değil, güvenmek için bakar. Eğer bir gazeteci, isnat edildiği gibi; uyuşturucu temini ve kullanımına aracılık etmişse, başkalarını bu tür ortamlara çekmişse, bu ortamları bir güç, nüfuz veya çıkar alanına dönüştürmüşse, burada artık “özel hayat” savunması yapılamaz. Çünkü gazetecilik, özel hayat ile kamusal sorumluluk arasındaki çizginin en ince olduğu mesleklerden biridir.

Güç, Ün ve Gazeteciliğin Karanlık Yüzü

İddiaların doğru olması hâlinde ortaya çıkan tablo şudur:

Gazetecilik, kamu adına denetleyen bir güç olmaktan çıkıp, kişisel zaafların, hedonizmin ve yozlaşmanın kalkanı hâline gelmiştir. Bu, gazeteciliğin ruhuna ihanettir.Daha da vahimi; eğer bir gazeteci, sahip olduğu medya gücünü: insanları etkilemek, yönlendirmek, susturmak, bağımlılık ilişkileri kurmak için kullanmışsa, bu durum artık etik ihlal değil, ahlaki çürümedir.

Ve bu çürüme, yalnızca bireyi değil, onun temsil ettiği bütün mesleği zehirler.

Türk Milleti Açısından Bedeli

Bu ülkede medya, zaten uzun süredir güven krizi yaşıyor.

Halkın önemli bir bölümü: “Gerçeği kim söylüyor?” “Gazeteciler kimin adına konuşuyor?” “Ekranda gördüğümüz yüzlerin arkasında ne var?” sorularını soruyor.

Eğer bu iddialar doğruysa, verilen zarar şudur: Milletin medyaya olan inancı bir kez daha sarsılır.“Hepsi aynı” genellemesi güç kazanır.Gerçek gazeteciler, suçla anılan isimlerin gölgesinde kalır.Toplum, haber yerine dedikoduya mahkûm edilir.

Bu, millî hafızaya vurulmuş bir darbedir. Çünkü medya çürürse, kamu vicdanı körleşir.

Gazeteci, Kendini Aklamakla Değil Mesleğini Korumakla Yükümlüdür

Eğer iddialar doğruysa, burada yapılması gereken savunma “Ben de insanım” savunması değildir. Gazeteci, sıradan bir meslek icra etmez. O yüzden sıradan mazeretlere de sığınamaz.

Bu noktada en ağır eleştiri şudur: Gazetecilik kimliği, kişisel zaafları maskeleyen bir unvan değildir.

Eğer gerçekten suç işlenmişse, en büyük zarar devlete değil, siyasi yapılara değil; doğrudan Türk milletinin haber alma hakkına verilmiştir.

Bu dosya iki şekilde kapanabilir:

İddialar asılsız çıkar ; O zaman bu tutukluluk ve yargılama pratiği, basın özgürlüğü adına kara bir leke olarak tarihe geçer.

İddialar doğru çıkar ; O zaman bu dosya, gazetecilik mesleği adına bir ibret vesikası olur.

Ama her iki durumda da gerçek değişmez; gazetecilik, ahlaki omurga olmadan yapılamaz.

Bu ülkenin ihtiyacı; ekran yüzlerinden çok vicdan sahibi kalemler, yüksek seslerden çok temiz sicillerdir.

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER