Derler ki ruhlar, zamandan önce yaratıldı.
Henüz isimlerimiz yokken, yüzlerimiz şekillenmemişken, kader bize hangi yolları yazacağını bilmezken… Ruhlarımız birbirini tanıyordu. Aynı sessizliğin içinde birbirine dokunmuş, aynı sonsuzluğun kıyısında birbirine yoldaş olmuştu.
Sonra dünya kuruldu.
Her ruh, kendi bedenine emanet edildi.
Ve yollar ayrıldı.
Kimisi doğunun sabahına düştü, kimisi batının akşamına. Kimisi çocukluğunu gülerek yaşadı, kimisi acıyla büyüdü. Hayatlar değişti, şehirler değişti, yüzler değişti. İnsan, kendine yeni hikâyeler yazdı.
Fakat ruh…
Ruh hiçbir zaman unutmamayı seçti.
Çünkü bazı bağlar mesafeyle çözülmez. Bazı düğümler zamana teslim olmaz. Görünmeyen bir ip vardır; ne kopar ne eskir. O ip, iki ruhun birbirine verdiği sözü taşır.
İnsan bazen bunu anlamaz.
Bir kalabalığın ortasında ansızın içine çöken özlemi başka şeylere yorar. Bir şarkının neden gözlerini doldurduğunu açıklayamaz. Tanımadığı bir kokunun neden yüreğini titrettiğini bilemez. Başkasının elini tutarken bile içinde eksik kalan yere bir isim koyamaz.
Çünkü beden bulunduğu yerdedir.
Ama ruh…
Ruh, hâlâ bıraktığı yerde beklemektedir.
Hayat devam eder.
İnsan sever.
İnsan kırılır.
İnsan başka ellere tutunur, başka omuzlarda dinlenir, başka gözlerde kendini arar. Mevsimler değişir, yıllar geçer, çocuklar büyür, saçlara ak düşer.
Ama ruhun bağlı olduğu ip, hiçbir yolculukta geride kalmaz.
O ip, nereye gidersen git seninle gelir.
En sessiz gecede omzuna dokunur.
En gürültülü kalabalığın içinde adını fısıldar.
Başka birinin yanında bile kalbinin derinliklerinde görünmeden sızlar.
Çünkü ruh, kendine ait olanı hiçbir zaman yabancı saymaz.
Belki kavuşamaz.
Belki aynı ömrü paylaşamaz.
Belki aynı gökyüzüne bakarken bile birbirinden habersiz yaşar.
Ama bilir…
Bir yerlerde, aynı göğün altında onun nefes aldığını bilir.
Ve bu bilmek, bazen bütün bir ömre yetecek kadar ağırdır.
İnsanlar yollarına devam eder.
Ruhlar ise birbirlerinin izini taşımaya devam eder.
Çünkü gerçek ayrılık, uzak kalmak değildir.
Gerçek ayrılık, hatırlamamaktır.
Ruh ise unutmaz.
Çünkü ezelde tanıdığı bir sesi, sonsuzluğa kadar içinde taşır.
Belki bu yüzden bazı karşılaşmalar tesadüf gibi görünür.
Oysa onlar, yarım kalmış bir cümlenin yıllar sonra yeniden devam etmesidir.
Ve bazı insanlar hayatımıza sonradan girmez.
Onlar, ruhumuzun çok eski zamanlardan beri özlediği bir hatıranın yeniden vücut bulmuş hâlidir.
İşte bu yüzden…
Hayat kimi yanına getirirse getirsin, zaman seni hangi yollardan geçirirse geçirsin, kalbinin bağlı olduğu görünmez ip hep aynı yöne çekilir.
Çünkü ruhun bir mahbûbesi vardır.
Ve ruh, kendi mahbûbesini bir kez tanıdıysa, artık hiçbir ayrılık onu gerçekten ayıramaz.

YORUMLAR